SMA hastası minik Ömer tedavi için yardım bekliyor

SAKARYA

Sakarya‘nın Sapanca ilçesinde SMA (Spinal Müsküler Atrofi) hastası 5 yaşındaki Ömer Asaf Arslan’ın tedavisi için yardım kampanyası başlatıldı.

Güldibi Mahallesi’nde oturan Derya ve Süleyman Arslan çifti, çocukları Ömer Asaf’ın, 6 aylıkken hareketlerinde yavaşlık fark edince hastaneye gitti.

Doktorlar tarafından, “Tip1 Spinal Müsküler Atrofi (SMA) – Gevşek Bebek Sendromu” teşhisi konulan Ömer Asaf, 5 yıldır solunum cihazına bağlı yaşıyor.

Küçük Ömer Asaf’ın ailesi, hastalığın tedavisi için gerekli olan 561 bin doların karşılanması için Sapanca Kaymakamlığı ve Sakarya Valiliğinden izin alarak yardım kampanyası başlattı.

Ömer Asaf’ın annesi Derya Arslan, “Oğlumun durumunu gördükçe üzüntümüz katlanarak artıyor. Tüm vatandaşlardan yardım bekliyoruz. Allah kimseyi sağlıkla imtihan etmesin böyle bir şeyi kimsenin başına vermesin.” dedi.

Sakarya Valiliği izniyle Ömer Asaf Arslan’ın tedavisi için açılan hesap numaraları ise şöyle: “TL Hesap No: TR89 0001 2009 5880 0001 0146 47”, “Euro Hesap No: TR64 0001 2009 5880 0035 0005 99”, “USD Hesap No: TR08 0001 2009 5880 0023 0009 61”

Türkiye organ naklinde Malezya ile işbirliği yolunda

KUALA LUMPUR

Türkiye Organ Nakli Vakfı‘nın (TONV) koordinasyonuyla, Organ Nakli Koordinatörleri Derneği (ONKOD), Karaciğer Nakli Derneği, Tıp Hukuku Derneği ve Türk Yoğun Bakım Derneği’nin işbirliğinde yürütülen Uluslararası Organ Nakli Ağı (International Transplant Network) çerçevesinde Türk heyetince, Malezya‘da Sağlık Bakanlığı ve Organ Nakli Ulusal Koordinasyon Merkezi’ne ziyaret gerçekleştirildi. 

Heyet, iyi uygulama örneklerini görmek, profesyoneller arasında bilgi değişimine olanak sağlamak, Türkiye’deki organ bağışı ve organ nakli hizmetlerini anlatmak üzere Malezya Sağlık Bakanı Subramaniam Sathasivam ile makamında biraraya geldi.

TONV Başkanı Eyüp Kahveci, ziyarette yaptığı konuşmada, Uluslararası Organ Nakli Ağı’nın Türkiye’nin uluslararası alanda yürüttüğü en büyük sağlık projelerinden biri olduğunu belirterek, proje kapsamında özellikle gelişmekte olan ülkelerde organ bağışı ve organ nakli alanında uluslararası düzeyde teknik yardım ve işbirliği yapıldığını dile getirdi.

Malezya’da sağlık sisteminin iyi düzeyde olduğunu vurgulayan Kahveci, iki ülke arasında kurulacak işbirliğiyle organ nakli konusunda önemli çalışmalar yapılabileceğini ifade etti. Kahveci, “Malezya ile Türkiye’deki organ nakli alanında çalışan sivil toplum kuruluşları ve meslek örgütleri arasında işbirliğini öngören mutabakat zaptını Sayın Bakanımıza sunduk. İlerleyen dönemlerde iki ülke arasında bu alanda güçlü bir işbirliği olacağına inanıyoruz.” diye konuştu.

“İşbirliğiyle böbrek nakillerinin artırılması gerekir”

Türkiye nüfusunun, Malezya nüfusundan yaklaşık 2,5 kat fazla olduğunu aktaran Kahveci, şunları kaydetti:

“Buna rağmen, Malezya’da böbrek nakli bekleyen hasta sayısı Türkiye ile aynı. Türkiye’de yaklaşık 23 bin, Malezya’da da 21 bin hasta böbrek nakli bekliyor. Türkiye’de yılda 4 bine yakın böbrek nakli yapılırken, Malezya’da ise bu sayı yaklaşık 200’lerde kalıyor. Bu nedenle Malezya’da yapılacak işbirliğiyle böbrek nakillerinin artırılması gerekir. Türkiye olarak, bu alandaki teknik ve bilimsel imkanlarımızı Malezya’daki teknik kapasitenin artması için paylaşacağız.”

Türkiye’de organ nakli sürecinin işleyişi ve yasal düzenlemeler hakkında da bilgi veren Kahveci, bu konuda canlıdan organ nakillerinde etik komisyonların işlevleri ve kadavradan organ bağışının önemi hakkında açıklamalarda bulundu.

Uluslararası Organ Nakli Ağı kapsamında bulunan 76 ülkenin üçte birinde yasal düzenleme sorunu olduğuna dikkati çeken Kahveci, bu ülkelerde başarılı bir sürecin işleyebilmesi, organ bağışının ve organ nakillerinin artırılabilmesi için hukuki düzenlemelerin kritik öneme sahip olduğunu vurguladı. Kahveci, bu kapsamda Türkiye’nin hem alt yapı hem de yasal düzenlemelerle örnek bir ülke olduğunun altını çizerek, proje kapsamında yasal düzenlemesi bulunmayan ülkelere teknik destek verildiğini hatırlattı.

Bakanlıktaki görüşmelerin ardından heyet, Malezya Ulusal Organ Nakli Koordinasyon Merkezi’ne ziyarette bulundu. Malezyalı yetkililer, ülkelerindeki organ nakline ilişkin Türk heyete sunum yaptı.

Muhabir: Yeşim Sert Karaaslan

'Sıtma dünya genelinde 429 bin can aldı'

ANKARA

Sağlık Bakanlığı Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verileri, dünya genelinde 212 milyon kişinin sıtma hastalığına yakalandığını, bu kişilerden 429 bininin ise hastalık nedeniyle hayatını kaybettiğini ortaya çıkardı.

Yaygın olarak Afrika kıtasındaki 91 ülkede görülen, bir enfeksiyon hastalığı olan sıtma hakkında farkındalık oluşturmak için 2007 yılında Dünya Sağlık Asamblesine üye devletlerce 25 Nisan, “Dünya Sıtma Günü” olarak belirlendi.

Sağlık Bakanlığı DSÖ verilerinden derlenen bilgiye göre, 2015 yılında yüzde 90’ı Afrika bölgesi ülkelerinde olmak üzere, dünya genelinde 212 milyon kişi sıtma hastalığına yakalanıyor ve bu kişilerden 429 bini hayatını kaybediyor.

Sıtma dünyada önemli bir halk sağlığı sorunu olmaya devam etse de DSÖ Avrupa Bölge Ofisine bağlı ülkelerde, 2000’li yılların başından itibaren vaka sayılarında ciddi düşüşler izlenmeye başladı.

Sıtma Türkiye’de geriledi

2005 yılında DSÖ Avrupa Bölge Ofisi’nin önderliğinde üye devlet temsilcilerinin katılımıyla, “Avrupa Bölgesinde Sıtma Kontrolünden Eliminasyona Geçiş” başlıklı Taşkent Deklarasyonu hazırlandı.

DSÖ Avrupa Bölgesinde 2010’da 179 sıtma vakası bildirilmesine rağmen, 2014’te yerli bulaş vakaları sadece Tacikistan’da görülürken, 2015 yılında ise DSÖ Avrupa Bölgesinde yer alan Türkiye dahil hiçbir ülkeden yerli sıtma vakası bildirimi yapılmadı.

Bakanlık verilerine göre, sıtma Türkiye’de geçmişte yaygın görülen bir hastalık iken yürütülen çalışmalar neticesinde, 2000 yılında görülen yerli sıtma vakası 11 bin 378’den, 2005’te 2 bin 36’ya geriledi.

“Sıtma Eliminasyon Programı” etkili oldu

Türkiye’de, “Sıtma Eliminasyon Programı”nın hayata geçirilmesiyle yerli sıtma bulaşma vakaları sona erdi, vakaların sadece yurt dışı kaynaklı olduğu tespit edildi.

Yurt dışı kaynaklı vakaların görülme nedenleri arasında, Türkiye’de sıtma etkinini nakleden anofel türü sivrisineklerin bulunması, iklim ve çevresel faktörler, büyük nüfus hareketleri, sıtmanın endemik olduğu ülkelere seyahat edenlerin sayısının ve ticaret ilişkilerinin artması yer alıyor.

Öte yandan, DSÖ Avrupa Bölgesi’nde sıtma bulaşının yeniden başlamasının önlenmesini hedefleyen “Aşkabat Bildirgesi” ise Sağlık Bakanı Recep Akdağ tarafından 18 Nisan 2017’de imzalandı.

Muhabir: Duygu Yener

'İnsanı ölümden kurtarmanın en ucuz yolu aşıdır'

İSTANBUL

 Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Ceyhan, aşı yapılmaması halinde maddi kaybın 550 milyon liralık aşı harcamasının 142 katına denk gelen 20 milyar avro olacağını bildirdi.

GSK Türkiye tarafından Dünya Aşı Haftası kapsamında düzenlenen “Aşıların Değeri” başlıklı toplantıda konuşan Ceyhan,  Türkiye’de şu anda verem, difteri, boğmaca, tetanoz, Hepatit B, kızamık, çocuk felci, menenjit-zatürre, kızamık-kızamıkçık-kabakulak (üçlü karma), difteri-tetanoz, su çiçeği ve Hepatit A gibi 13 aşının uygulandığını söyledi.

Türkiye’de yılda 40 milyon aşı yapıldığını dile getiren Ceyhan, “Yıllık aşı harcamamız 550 milyon lira. Türkiye’de eğer hiç aşı yapmazsak yılda sadece bu nedenden 14 bin 296 kişi ölür. Maddi kaybımız ise yaklaşık 20 milyar avro olur. Yani aşı ile harcadığımız paranın ortalama 142 katı.” ifadelerini kullandı.

 “Aşı insanı ölümden kurtarmanın en ucuz yolu”

Ceyhan, Türkiye’de ilaca yılda 16,5 milyar dolar ödendiğini kaydederek, kalp hastalığı ile ilgili ilaçların aşı gibi insan ömrünü uzatmadığını sadece belli bir yaştan sonra yaşam kalitesini artırdığını, kalp hastalıklarında ilaçlara aşının 4 katı para harcandığını anlattı.

Aşı ile ölümü engellemenin ortalama maliyetinin 38 bin lira olduğunu aktaran Ceyhan, aşının, insanı ölümden kurtarmanın en ucuz yolu olduğunun altını çizdi.

Ceyhan, yılda trafik kazasına bağlı 40 bin civarı ölüm yaşandığını ancak ne yapılırsa yapılsın bu sayının istenilen şekilde azaltılamadığını belirterek, ancak aşıda durumun farklı olduğunu bildirdi.

“Aşı ile ilgili olumsuz haberler samimi değil”

Ceyhan, aşı ile ilgili çıkan olumsuz haberlerin hiçbirisinin samimi olmadığının altını çizen Ceyhan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Dünyanın hiçbir yerinde şüphe olduğu için aşı yapılmayan ülkeyi bırakın, bölge dahi yok. Çıkıp ekranlarda ‘Bilmem ne otu yiyin’ gibi uyarı yapanlara bakmayın. Onların ticari yönü var. Mesela kanserden en etkili korunma yöntemi yine aşıdır. Buna örnek olarak rahim ağzı kanserini verebiliriz. Kalp hastalıklarını engellemede aşı kadar etkili bir yöntem yok. İnsan sağlığını korumada aşı kadar etkili bir yöntem yok.

Aşı ile ilgili olumsuz konuşanlar ya şöhret amaçlı ya gelir amaçlı konuşuyor. ‘Aşıda civa var otizme neden oluyor, kullanmayın’ deniliyor. 12 yıldır Türkiye’de hiçbir aşıda cıva yok. Cıva olan aşılarda da bu denilenle alakası yok.”

Yetişkinlerin aşılanmasında sıkıntı olduğunu dile getiren ceyhan, “Çünkü yetişkin aşılama dünyanın bir çok yerinde yeni başlamış bir kavram.” dedi.

Muhabir: Uğur Aslanhan

'Tükenmişlik sendromuna karşı dinlenin'

İZMİR

Ege Üniversitesi (EÜ) Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hayriye Elbi, tükenmişlik sendromuna karşı iyi uyuyarak, düzenli beslenerek, egzersiz yaparak ve dinlenmeye zaman ayırarak önlem alınabileceğini bildirdi.

Prof. Dr. Elbi, AA muhabirine yaptığı açıklamada, “intihar düşüncesine dahi neden olduğu” bilinen tükenmişlik sendromunun, her yaş ve meslek grubundan insanın başına gelebileceğini söyledi.

Aslında herkesin “tükenebileceğini” dile getiren Elbi, “Tükenmek, hayatın gereklerini yerine getirirken yapabileceğimizin ötesinde yük almakla bağlantılı bir şey. Çok fazla yük altındaysak, travmatize edici şeylerle karşılaşabiliyorsak, hayatın normal akışı bizim enerjimizi zorluyorsa, engelleniyorsak, kendimizi nasıl yenileyebileceğimizi bilemiyorsak tükenebiliriz. Herkes bir gün birtakım nedenlerle tükenebilir.” diye konuştu.

Sendromun belirtileri

Tükenmişlik sendromunu atlatabilmek için önce belirtilerin anlaşılması gerektiğine dikkati çeken Elbi, “Hayatta bir şey gelişmiyor, hayat ileri gitmiyor gibi gelebilir. Yorgun uyanma olabilir. Kötü davranışlar, hırçınlık olabilir. İşten kaçma, önemli kararlar verememe, dinlenemeden uyanma bu sendromun belirtileri arasında yer alır. Ayrıca önemli konular konuşulurken tükenmişlik sendromu yaşayanları ortada göremeyebilirsiniz.” dedi.

Kolay ağlama, eskisi kadar verimli olamama gibi belirtilerin de tükenmiş sendromuna işaret ettiğine değinen Elbi, bir çalışanın daha önce 30 dakikada tamamlayabildiği işi, sendroma girdiyse 2-3 saatte bitiremeyebileceğini anlattı.

Günlük koşturmacada insanların kendilerini unuttuğunu ve ihtiyaçlarına önem vermediğini dile getiren Elbi, kişinin önce “İyi miyim” diye kendisine sorması gerektiğini ifade etti.

Profesyonel yardımdan önce kişinin sorununu kendi sosyal çevresinde, ortamında çözmeyi deneyebileceğini belirten Elbi, “Tıkandıysak, bir sınırı geçtiysek, o zaman psikiyatrik yardım almamız gerekiyor. Terapi gerekebilir, ilaç tedavisi de mümkün.” diye konuştu.

“En önemlisi sendrom başlamadan önlemini almak”

Tedaviyle sendromun atlatılabileceğine işaret eden Elbi, asıl önemli konunun, sendroma girmeden gerekli önlemleri almak olduğunu vurguladı.

Basit önlemlerle kişinin tükenmeyi önleyebileceğini dile getiren Elbi, “Tükenmişlik sendromunun önlemleri var, iyi uyumak, düzgün beslenmek, dinlenmeye zaman ayırmak, egzersiz yapmak gibi. Yani annenizin ‘yap’ dediği şeyler. ‘Hırkanı giy, hasta olma’ derler ya… Bunları yaparsak bir miktar daha dayanıklılığımız artar.” ifadelerini kullandı.

Elbi, sendromun sosyal statü, ekonomik durum ayrımı olmadan herkesi tehdit edebileceğini kaydederek, “İşi gereği çok yoğun çalışan, dinlenme arası olmayan insanlarda tükenmişlik sendromu belirtileri artabilir. Herkes her şekilde bu sendromu yaşayabilir. Hepimizin bir dayanıklılık sınırı var, bu sınırı aştığımızda tükenebiliriz.” dedi.

Muhabir: Efsun Yılmaz

İlaç kutularına görme engelliler için kabartma yazı

ANKARA-Duygu Yener

“Beşeri Tıbbi Ürünlerin Ambalaj Bilgileri, Kullanma Talimatı ve Takibi Yönetmeliği”nde değişiklik yapılmasına ilişkin yönetmelik, Resmi Gazete’de yayımlandı. 

AA muhabirinin bakanlık yetkililerinden edindiği bilgiye göre, yönetmelikle aşılar gibi sağlık mesleği mensupları tarafından uygulanması amaçlanan ürünler hariç tüm ilaçların dış ambalajlarında, ilaçların isminin görme engelliler için aynı zamanda Braille formatında kabartma yazı ile yazılması zorunluluğu getirildi. Görme engelliler için kullanma talimatı, duyarak algılanabilecek bir formatta sunulabilecek.

İlacın terkibindeki tüm maddeler için, hayvansal kaynak kullanıldığı durumlarda, ilacın kullanma talimatında bu kaynak açıkça belirtilecek.

Emniyet Genel Müdürlüğünün de önerisiyle, Avrupa Birliği’ne üye bazı ülkelerdeki uygulamaya benzer şekilde araç sürme veya makine kullanma becerisini azaltabilecek ya da engelleyebilecek ürünlerde bu durum ilaç kutusunun üzerinde bir sembol (uyarı üçgeni) ile mutlaka belirtilecek.

Ölçekle kullanılan ilaçlarda ölçü kabı hacminin ölçekten farklı olması durumunda kullanıcı hatasına bağlı olarak hastanın eksik ya da fazla doz alma olasılığını ortadan kaldıracak bir düzenleme de yapıldı. Yeni düzenlemeye göre, ilacın iç ve dış ambalajında ölçü kabı hacminin ölçekten farklı olması durumunda ölçek hacmi ve ölçü kabı hacmi ayrı ayrı belirtilerek kullanıcı hataları önlenecek.

Yönetmelikle büyük hacimli parenteraller (ağız yoluyla değil damar yolu, kas içi ve cilt altı gibi yollarla alınan ilaçlar), radyofarmasötikler (radyoaktif madde içeren ilaçlar), kişiye özel üretilmiş ilaçlar, tanıtım numuneleri ve özel tıbbi amaçlı gıdalar da İlaç Takip Sistemi (İTS) kapsamına alındı.

Karekodda “gün/ay/yıl” şeklinde ifade edilen ilacın son kullanma tarihi, ambalaj bilgilerinde “ay/yıl” şeklinde ifade edildiğinde karışıklığa yol açabildiğinden, bu tarihlerin birbiri ile uyumlu olarak belirtilmesine yönelik düzenleme de yönetmelikte yer aldı.

Çocuklar dişçi korkusunu 'Şirinler Köyü'nde yenecek

ANKARA

Mamak Ağız ve Diş Sağlığı Merkezinde açılan “Şirinler Köyü Kliniği“nde 0-14 yaş grubundaki çocuklar, dişçi korkusu yaşamadan tedavi olacak.

Merkezin Pedodonti Kliniği, çocuklar için çizgi film kahramanı “Şirinler”in yaşadığı köyden esinlenerek tasarlandı. Büyük bir oyun alanının yer aldığı “Şirinler Köyü Kliniği”nin açılışı dolayısıyla tören düzenlendi.

Ankara 1. Bölge Kamu Hastaneleri Birliği Genel Sekreteri Öner Odabaş, AA muhabirine yaptığı açıklamada, çocuklar için çok güzel bir mekanın hizmete girdiğini söyledi.

Ailelerin, merkez sayesinde çocuklarını, diş hekimine gelmeleri için daha kolay ikna edebileceğini belirten Odabaş, “Artık anne babalar ‘Diş hekimine gidiyoruz’ dedikleri zaman çocuklar, itiraz etmeden, oyun alanına gelir gibi gelecekler. Hekimlerimiz de bu konuda tecrübeliler, çocuklarımızı incitmeden tedavilerini yapıyorlar. Böyle bir ortam, çocuklar için çok cazip oldu.” diye konuştu.

“2 yaşından itibaren diş fırçasıyla tanışmalılar”

Merkezin Başhekimi Fatih Kiremitci de 0-14 yaş hasta grubuna, 8 diş hekimi ve 4 yardımcı personelle hizmet verileceğini söyledi.

“Şirinler Köyü Kliniği”nde 35-40 kişilik oyun alanının bulunduğunu belirten Kiremitci, hastaneye aylık ortalama 2 bin 300 çocuğun tedavi için başvurduğunu, 3 bin 50 civarında da poliklinik hizmeti verildiğini bildirdi.

Kiremitci, klinikle çocukların hekim korkusundan kurtulduğunu anlatarak, “Diş sağlığına çok erken yaşlardan itibaren önem vermek gerekiyor. Çocuklarımız ağız sağlığına, önce aileleriyle evde başlamalı. Bu işlem daha sonra kreşler ve ilkokulda uygulanmalı. Çocuklar 2 yaşından itibaren diş fırçasıyla tanışmalı, daha sonra da düzenli kontrolleri sağlanmalıdır.” dedi.

Muhabir: Duygu Yener

'Türkiye Genel Sağlık Sigortası'nda marka oldu'

ANKARA – Özcan Yıldırım

Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) Başkanı Mehmet Selim Bağlı, Genel Sağlık Sigortası (GSS) uygulamasının 2008 yılında 5510 Sayılı Kanun ile yürürlüğe girdiğini anımsattı.

Vatandaşların GSS uygulamasından daha etkin yararlanması ve GSS’yi daha iyi anlayabilmesi için 1 Nisan’dan itibaren birtakım düzenlemelere gidildiğini belirten Mehmet Selim Bağlı, yeni GSS sistemiyle ilgili şu bilgileri verdi:

“Bizim eski Genel Sağlık Sigortası, yani 1 Nisan öncesi uygulamada 3-4 tane ayrı ayrı kategori vardı. Gelir testi zorunlu kılınıyordu. Dolayısıyla herhangi bir sigortası olmayan ya da bakmakla yükümlü statüsü olmayan vatandaşların sağlık hizmetine erişiminde bazı problemler olduğu tespit edildi. Şimdi tekli bir prim sistemine geçtik, eskiden G1, G2, G3 şeklinde tasnif yapıyorduk. Prim oranı yüksekti, 12 düzeyinde bir prim oranı mevcuttu. Yüzde 3 prim kazanç üzerinden bir prim oranına geçildi ve çok basit bir sistem getirildi. Vatandaşlarımız 53 lira 33 kuruş ödeyerek, gelir testine girmeksizin GSS kapsamına girmiş oluyor.”

Eski borçlar da 53,33 liradan hesaplanacak

Dünyanın hiçbir ülkesinde ödenebilirlik açısından 53,33 liraya bir GSS sisteminin olmadığını vurgulayan Bağlı, “Hiçbir sosyal güvencesi olamayan ve gelir durumu yetersiz vatandaşlarımız 53,33 lirayı ödemeleri halinde, üniversite hastanelerinden özel hastanelere kadar tüm sağlık hizmetlerinden herkes gibi yararlanabiliyor.” diye konuştu.

SGK Başkanı Bağlı, GSS prim borcu olanların geçmişe dönük borçlarının da 53,33 lira üzerinden hesaplanacağını belirterek, bunun da yeni sisteminin avantajlarından biri olduğunu söyledi.

Türkiye’nin GSS uygulamasında kısa sürede önemli bir tecrübe ve birikime sahip olduğunu ifade eden Mehmet Selim Bağlı, şunları kaydetti:

“Hem kapsamı itibarıyla, hem sunduğu sağlık hizmetleri itibarıyla, malumunuz sosyal refah devletinin en iyi örnekleri İskandinav ülkeleriydi. 90’lı yıllara kadar hep örnek gösterilirdi. Ne mutlu ki ülke olarak yaptığımız reformlar ve hayata geçirdiğimiz uygulamalarla bu konuda önemli bir noktaya geldik. Türkiye, hem sunduğu hizmet, hem bu hizmete erişilebilirliğin kolaylığı hem de kapsam ve maliyet bakımından Genel Sağlık Sigortası’nda bugün bir dünya markasıdır. İddia ediyoruz, şu an Türkiye gibi ucuz ve kaliteli, kapsamı da bu kadar geniş genel sağlık hizmeti sunan ikinci bir ülke yok. Buna İskandinav ülkeleri de dahil.”

Ayşe teyze artık 'işkence' çekmeden gülümsüyor

İZMİR – EŞBER AYAYDIN

İzmir’de, tıpta çok nadir görülen bir hastalık nedeniyle sol yanağındaki damarların sinirlere yaptığı baskı sonucu 11 yıldır gülerken dahi acı çeken 69 yaşındaki Ayşe Kır, mikrocerrahi yöntemiyle üst üste binen sinir ve damar arasına “yastık” konularak, gülerken bile yaşadığı ağrılarından kurtuldu.

Beydağı ilçesi kırsalında bulunan Yağcılar Mahallesi’nde yaşayan Kır, 11 yıl önce sol yanağında aniden başlayan ağrılar nedeniyle zor günler geçirmeye başladı. Gülerken, yemek yerken, su içerken hayatının her aşamasında ağrılarla yaşamak zorunda kalan Kır, bu ağrılarına çözüm bulmak için farklı branşta birçok doktorun kapısını çaldıysa da kalıcı bir çözüm bulamadı.

Kır, en sonunda, Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesinde yapılan cerrahi müdahaleyle ağrılarından kurtuldu.

Ayşe Kır, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 11 yıl önce başlayan ağrılarına çözüm bulma noktasında eşi ve 2 kızının büyük çaba harcadığını, farklı farklı yöntemler denediğini söyledi.

Uyurken bile bir elini yanağından çekemediğini ifade eden Kır, “Sol yanaktan bir ağrı başlıyordu, kulağıma kadar gidiyordu. Bu ağrı yüzünden gülemiyor, su içemiyor, yemek yiyemiyordum. Doktora gidiyordum bir hap veriyor geri geliyorduk o ilaçları bile içemiyordum, yüzüm yukarı doğru çekilmeye başlamıştı. İlk başta diş ağrısı sandım, gittim dişçi koltuğuna oturdum, sol taraftaki bütün dişleri çıkar dedim, doktor kontrol etti, ‘sağlam dişini nasıl çekerim’ dedi ama ben ağrıya dayanamıyordum.” dedi. 

“Çok nadir görülen bir hastalık”

Ayşe Kır’ı tedavi eden Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Bölümünde görevli Doç. Dr. Hülagü Kaptan, hastanın yoğun ağrı şikayetleriyle kendilerine müracaat ettiğini söyledi.

Yapılan tetkikler sonrasında tıpta çok nadir görülen “trigeminal nevralji” teşhisi koyduklarını aktaran Kaptan, söz konusu hastalığın 100 binde 5 ila 7 arasında görülen bir rahatsızlık olduğunu ifade etti.

Kaptan, söz konusu hastalığın teşhisinin önemli olduğunun altını çizerek, şu bilgileri aktardı:

“Hastalar çok şiddetli bir ağrıyla karşı karşıya kalıyorlar, bu ağrı bazen tanısı konmakta güçlük çekilebiliyor, hastalar diş ağrısı sanıyorlar, hatta bazı insanlar diş ağrısı sandığı için dişini çektirmek istemesi gibi durumla da karşılaşılıyor. Çok nadir görülen bir hastalık, bu nedenle doğru tanı konulursa şifa oranı çok yüksek bir hastalık. Biz bu hastamıza mikro cerrahiyle dekorasyon ameliyatı yaptık buradaki problem Trigeminal Nevralji oradaki sinirde bir damar baskısı var, biz bunun arasına bir yastık koyuyoruz. Bu şekilde etkileşimi, ağrının olmasını engelliyoruz. Bu ameliyat sayesinde hastalar yüzde 95 şifa buluyorlar.”

Hastalara 'Nefes' hastanede üretiliyor

ERZİNCAN

Erzincan Mengücek Gazi Eğitim Araştırma Hastanesinde kurulan sistem sayesinde, hastaların ihtiyacı olan tıbbi oksijen gazı yerinde üretiliyor.

Hastanenin başhekimi Yrd. Doç. Dr. Ufuk Kuyrukluyıldız, AA muhabirine yaptığı açıklamada yaklaşık 300 bin liralık yatırımla hastane bahçesine kurulan oksijen üretim ve depolama sistemi sayesinde, hastalara tıbbi gaz tedariki sağladıklarını söyledi.

“İhtiyaç duydukları nefesi temin ediyoruz”

Sistem sayesinde, hastanenin tıbbi oksijen gazı ihtiyacının yerinde üretilerek depolandığını ve hastalara ulaştırıldığını anlatan Kuyrukluyıldız, şunları kaydetti:

“Medikal oksijen gazı, hastalarımızın günlük ihtiyacında yer kaplayan önemli bir kalem. Hastanemiz açıldığı günden bu yana kurduğumuz medikal oksijen üretim sistemi mevcut. Bu sistemle hastalarımızın ihtiyaç duyduğu nefesi, en güvenli şekilde onlara temin ederken aynı zamanda maliyet açısından en karlı sistemi de kurmuş olduk. Sistem, atmosferdeki havayı ve mevcut ortamdaki oksijeni alıp yoğunlaştırıyor. Sistem sayesinde jeneratör hem oksijen üretiyor, hem denetliyor, hem de bu oksijeni kullanıyor.”

Başhekim Kuyrukluyıldız, bu sistem sayesinde hem taşıma bedelinden hem de personelden tasarruf ettiklerini, taşıma sırasında oluşabilecek kaza riskini de ortadan kaldırdıklarını bildirdi.

Hastalar için kullanılan bazı malzemeleri üretmek için projeler geliştirdiklerini anlatan Kuyrukluyıldız, “İhtiyaçlarımızı kendi imkanlarımız ölçüsünde karşılamayı ilke edinerek, kendi kendimize yeten bir hastane hedefliyoruz. Bunun için çalışmalarımızı sürdürmeye devam edeceğiz.” diye konuştu.

Muhabir: Kemal Ozdemir

1 2 3 8