Şırnak'ta askeri helikopter düştü: 13 şehit

ŞIRNAK

Şırnak‘ın Uludere ilçesine bağlı Şenoba beldesinden havalanan Cougar tipi helikopter kısa bir süre sonra yüksek gerilim hattına takılarak düştü.

TSK: 13 silah arkadaşımız şehit oldu

Genelkurmay Başkanlığından yapılan açıklamada, “Şırnak/Şenoba Tugay Komutanlığından kalkış yapan ve içinde 13 personelimizin bulunduğu AS 532 Cougar tipi bir helikopter, kalkışından kısa bir süre sonra, ilk alınan bilgilere göre, yüksek gerilim hatlarına takılması sonucunda saat 20.55 sularında kaza kırıma uğramıştır. Olayla ilgili inceleme devam etmektedir. Söz konusu elim kaza neticesinde, helikopterde bulunan kahraman silah arkadaşlarımızın şehit olduğu bilgisi alınmıştır.” ifadelerine yer verildi.

Erdoğan bilgi aldı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, askeri helikopterin düşmesiyle ilgili yetkililerden bilgi aldı.

Bakan Işık, Şırnak’a gitti

Milli Savunma Bakanı Fikri Işık da kazanın ardından bölgede incelemelerde bulunmak üzere Şırnak’a gitti.

Gece çalıştı, TEOG'da birinci oldu

SİİRT

Şirvan ilçesine bağlı Yarımtepe köyünde yaşayan ve taşımalı eğitim kapsamında köylerinden 8 kilometre uzaklıktaki Madenköy’deki Maden Park Ortaokulu’na giden 14 yaşındaki Esma Açıkça, sınavın birincileri arasında yer aldığını öğrenince büyük mutluluk yaşadı.

TEOG‘da 120 sorunun tümünü doğru cevaplandırdığı için çok mutlu olduğunu ifade eden Açıkça, “Heyecandan ve kaydırmadan dolayı bir iki yanlış çıkar diye kaygılanıyordum. Çok şükür ki öyle bir şey olmadı ve çok mutluyum.” dedi.

Açıkça, 14 kardeş olduklarını, gündüz evleri çalışmaya müsait olmadığı için daha çok gece çalıştığını anlattı.

Alıştığı için gece çalışmanın kendisini daha verimli kıldığını dile getiren Açıkça, “Okulumuzun rehber öğretmeninden çalışma programı almıştık. Eve gittiğimde programa göre konu tekrarı ve soru çözümü yapıyorduk. Kitap okumayı da ihmal etmiyordum.” diye konuştu.

Doktor olmak istiyor

İyi bir lisenin ardından da iyi bir üniversitenin tıp fakültesinde okumak istediğini anlatan Açıkça, “Allah izin verirse doktor olmak ve insanların hayatını kurtarmak istiyorum.” dedi.

“Kız çocuğu okuduğu zaman ev daha iyi yönetilir”

Baba Aydın Açıkça da taşımalı eğitim kapsamında eğitimine devam eden kızı Esma Açıkça’nın TEOG’da tüm soruları cevaplandırmasının kendilerini mutlu ettiğini söyledi.

Esma’nın başarılı olacağından emin olduklarını aktaran baba Açıkça, şöyle konuştu:

“Kız çocuğu okuduğu zaman ev daha iyi yönetilir. Evin kızı, annesi bilgili olduğun zaman çocuklarını da daha iyi yetiştirilir. Herkese sesleniyorum, kız erkek ayrımı yapmadan bütün çocukların okutulmasını istiyorum.”

Baba Açıkça, kızının okutulması için devlet büyüklerinden destek beklediklerini de sözlerine ekledi.

Muhabir: Fecri Barlık

'PKK/PYD-YPG'ye destek müttefiklikle bağdaşmıyor'

ANKARA

Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısının ardından yayımlanan bildiride, “Türkiye’nin beklentisi gözardı edilerek Suriye Demokratik Güçleri kisvesi altında faaliyet gösteren PKK/PYD-YPG terör örgütüne uygulanan destek politikasının dostluk ve müttefiklikle bağdaşmayacağı vurgulanmıştır.” açıklamasında bulunuldu.

'Abi soruları verdikten sonra yemin ettirdi'

ANKARA

Fetullahçı Terör Örgütü’nce (FETÖ) 2012 Polis Akademisi Giriş Sınavı sorularının sınavdan önce elde edilerek aynı yapılanmaya mensup kişilere verildiği iddiasıyla ilgili 80 kişinin yargılandığı davada, önceki duruşmalara katılmayan tutuksuz sanık M.F.Y’nin savunması alındı.

Ankara 15. Ağır Ceza Mahkemesince Sincan Cezaevi Yerleşkesi’ndeki duruşma salonunda görülen duruşmanın öğleden sonraki bölümünde savunma yapan M.F.Y, Kayseri’de cemaat evinde kaldığını, kendisinden sorumlu “cemaat abisi”nin davanın sanıklardan “Furkan” kod adlı Ferhat Ay olduğunu iddia etti. 

Polis Akademisi sınavından önce üst düzey “cemaat abilerin” kaldığı bir eve geldiğini, burada kendisine sınav sorularının verildiğini kabul eden M.F.Y, şöyle devam etti:

“Telefonları bırakıp odaya geçmiştik. İlk başta neden böyle yaptığımızı anlamadım. Abilerden biri ‘Akademiye girmek istiyorsun doğru mu?’ diye sordu. Ben de ‘Evet’ cevabını verdim. Abi, çantasından soruları çıkartarak, ‘Bunlar akademi sınavında çıkacak sorular’ diyerek bana verdi. İnanamadım, ilk başta kabul etmedim. Beni, ‘Soruları alman lazım, akademiye dindar insanlar girmeli. Sarhoşlar, berduşlar girmemeli’ diye ikna etmeye çalıştı.”

“Kur’an-ı Kerim’e el bastırdılar”

Soruların verildiğini başkalarına anlatmaması için kendisine yemin ettirildiğini de aktaran M.F.Y, “Önce Kura’n-ı Kerim, sonra da bir yemin metni çıkardılar. Bu metinde ‘Bu odada yaşananlar, burada kalacak, kimseye söylenmeyecek’ diye yazıyordu. Bunları söyleyip sonra Kuran’a el basacaksın dediler. Ben de söylenileni yaptım.” dedi.

Kendisine gösterilen soruların sınavda çıktığını, akademi sınavını bu şekilde kazandığını ifade eden M.F.Y, Ankara’ya geldikten sonra kendisinin başka bir “cemaat abi”sine devredildiğini belirtti.

Dikmen’deki örgüt evine akademiden başka öğrencilerin de geldiğini kaydeden M.F.Y, örgüt üyelerinin açığa çıkmaması için sabit telefon üzerinden iletişim kurduklarını, namazı ise “gözle ima ederek” kılmaları için talimat verildiğini söyledi.

FETÖ üyelerince kandırıldığını, soruları aldığı için pişman olduğunu dile getiren M.F.Y, tanıdığı başka kişilere de akademi sınav sorularının verildiğine dair bilgisinin bulunduğunu açıkladı.

“Aleyhimde somut delil yok”

M.F.Y’nin savunmasında, Kayseri’de kendisiyle ilgilenen “cemaat abisi” olarak nitelendirdiği sanık Ferhat Ay ise hakkındaki suçlamaları kabul etmediğini belirterek, M.F.Y’yi tanımadığını öne sürdü. 

Polis Akademisi sınavına girmediğini, iddia edildiği gibi akademi öğrencileriyle cemaat adına ilgilenmediğini savunan Ay, M.F.Y’nin aleyhinde delil sayılacak somut bir iddiada bulunmadığı ifadesini kullandı.

Duruşmaya, yarın avukat savunmalarıyla devam edilecek.

Muhabir: İsmet Karakaş,Tanju Özkaya

Suriyeli 500 aileye ramazan yardımı

KİLİS

İHH İnsani Yardım Vakfı, ülkelerindeki iç savaşta yakınlarını kaybeden 500 Suriyeli aileye mutfak malzemesi ve gıda kolisi dağıttı.

İHH Suriye Çalışmaları Kilis Koordinasyon Merkezi Basın Sözcüsü Yakup Alaca, AA muhabirine yaptığı açıklamada, hiçbir ayırım gözetmeksizin dünyanın dört bir yanında mazlumlar için faaliyette bulunduklarını belirtti.

Alaca, savaş nedeniyle anne veya babasını kaybetmiş çocuklara özel önem verdiklerini ifade ederek, bu kapsamda Suudi Arabistan Milli Yardım Kampanyası tarafından gönderilen 500 parça mutfak malzemesi ile hayırseverlerin desteğiyle temin edilen 500 gıda kolisini yetim veya öksüz ailelere teslim ettiklerini anlattı.

Yardım malzemelerini ihtiyaç sahiplerine ulaştırmanın mutluluğunu yaşadıklarını dile getiren Alaca, kolilerde bir aileye bir ay yetebilecek sıvı yağ, bakliyat, makarna ve salça gibi temel gıda malzemesinin bulunduğunu sözlerine ekledi.

Suriyeli Emine Süleyman da Türk halkı ve İHH’ya çok teşekkürlerini ileterek, “Bizleri her zaman olduğu gibi ramazanda da yalnız bırakmadılar.” diye konuştu.

Muhabir: İzzet Mazi

Teröristlerin çukur ve barikatları başarılarına engel olamadı

ŞIRNAK

Cizre ilçesinde geçen yıl PKK’lı teröristlerin saldırılarına rağmen eğitimlerini sürdüren öğrencilerden 9’u, 26-27 Nisan’da yapılan TEOG‘da büyük bir başarı göstererek, 120 sorunun tamamını doğru cevapladı.

İlçe Milli Eğitim Müdürü Şahan İke, gazetecilere yaptığı açıklamada, TEOG’da Türkiye birincileri arasına girmeyi başaran öğrencileri tebrik ederek, bu öğrencilerin başarısından dolayı mutlu olduklarını söyledi.

İlçede 9 öğrencinin, 120 sorunun tamamına doğru cevap vererek Türkiye birincisi olduğunu dile getiren İke, şöyle konuştu:

“İlçemizde, çukur ve barikatların açıldığı bir dönem yaşadık. O dönemlere, o şer odaklarına rağmen bugün Cizreli öğrencilerimiz İsmail El Cezerilerin, Ahmede Hanelerin torunları elde ettikleri başarı ile bunlara en iyi cevabı vermişlerdir.”

TEOG birincileri arasında yer alan Betül Dila Zeren de “Bu süreçte ve kısıtlı imkanlara rağmen elde edeceğim başarıyı düşünerek çalışmaya devam ettim ve bu başarıyı elde ettim. Çok mutluyum.” diye konuştu. 

Annesinin cesediyle 15 gün boyunca uyumuş

ELAZIĞ

Ercan Yüksel, yaptığı açıklamada, anneleri Fatma Yüksel’in (79) uzun yıllardır şeker ve tansiyon hastası olduğunu, bugüne kadar kız kardeşi Serpil Yüksel’in annesinin her şeyiyle ilgilendiğini belirtti.

En son 3 hafta önce işten eve döndüğünde annesini yatakta ağzından ve burnundan kan gelmiş şekilde vaziyette yatarken gördüğünü aktaran Yüksel, annesini hastaneye götürmek istediğini ancak kız kardeşinin buna müsaade etmediğini kaydetti.

Yüksel, şöyle devam etti:

”Beyin kanaması geçirdikten sonra hayattaydı. Yatağa düştü, el işaretleriyle filan su, bir şeyler istiyordu. Bir hafta filan bu şekilde devam etti. Bir akşam yine işten geldiğimde baktım ki ruhunu teslim etmiş ve ben bunu kız kardeşime anlatmaya çalıştım ama kabullenmedi.”

”Annesiyle aynı yatakta uyumuş”

Kız kardeşinin kendi canına kastedebileceğinden korktuğu için durumu bir süre kimseye söylememeye karar verdiğini aktaran Ercan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

”Annesine karşı büyük bir saplantısı vardı. Onu aşırı seviyordu. ‘Ben annemden ayrılmam onu ayağa kaldıracağım, ölmemiş, sen karışma, iyidir durumu, her zamanki gibi ayağa kalkacak’ diyordu. Ben de psikolojisi iyi değil diye fazla üzerine gidemedim korkumdan. Kendi canımdan dahi korkuyordum.”

Tüm çabalarına rağmen kız kardeşini bir türlü ikna edemediğini vurgulayan Yüksel, ”15 gün boyunca beraber aynı yatakta uyudular.” ifadelerini kullandı.

”Komşular durumdan şüphelenmeye başladı”

Yaşadıklarını ifade etmekte güçlük çektiğini belirten Yüksel, yine bir akşam işten döndüğünde mahalle muhtarının eşinin, kız kardeşinin durumundan şüphelendiğini belirterek yanına geldiğini dile getirdi.

Muhtarın eşinin, annesini sormak istediklerini ancak kız kardeşinin kendilerini içeri almadığını söylediğini anlatan Yüksel, şöyle konuştu:

”Komşular bana dedi ki, ”Abi herhalde Fatma teyze vefat etmiş. Biz bir haftadır izliyoruz, hiç lambaları yakmıyor’ dediler. Her şeyi göze aldım ve ben de millete haber verdim.”

Elazığ’da, Kızılay Mahallesi’nde iki önce ortaya çıkan olayda, iki kardeşin 15 gündür ölen annelerinin cesediyle aynı evde yaşadıkları belirlenmişti.

Hakim karşısında kendi görüntülerini inkar etti

ANKARA

Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) 15 Temmuz darbe girişimi sırasında Genelkurmay Karargahı‘nda yaşanan eylemlere ilişkin davada savunmasını yapan eski Genelkurmay Stratejik Dönüşüm Daire Başkanlığı Proje Geliştirme Şube Müdürü Albay Doğan Öztürk, hakim karşısında güvelik kameralarına yansıyan görüntülerini inkar etti.

Darbeci Albay Öztürk’ün savunmasını görüntüler çürüttüİstanbul’daki ‘ana darbe davası’ sanıkları hakim karşısında

Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesince Sincan Ceza İnfaz Kurumları Kampüsü’ndeki salonda görülen davanın sekizinci celsesinde savunmasını yapan eski Genelkurmay Stratejik Dönüşüm Daire Başkanlığı Proje Geliştirme Şube Müdürü Albay Öztürk, Genelkurmay Başkanlığına giren Özel Kuvvetler Komutanlığına bağlı askerleri karşılamasının, iddianamede önemli bir konu olarak değerlendirildiğini söyledi.

15 Temmuz akşamı, ciddi bir terör saldırısı bilgisiyle hareket ederek karargahı emniyete almaya çalıştıklarını öne süren Öztürk, “O an itibarıyla özel kuvvetlerin karşılanmasında yanlış olan ne var? Ben o gece her ne yapmışsam, yanlış, doğru, karargahın emniyeti için yaptım. Darbe kastıyla yapmadım. Benim Genelkurmay Karargahı’nın o çitlerinin dışına yönelik hiçbir aktivitem yok, hiçbir yönlendirmem de yok. Dışarıdaki hadiselerle bağım yok. Benim görebildiğim kadarıyla Genelkurmay Karargahı’nda Türkiye çapıyla ilgili bir şey yapılmadı.” diye konuştu.

Darbe girişimi sırasında Genelkurmay Karargahı’nda yaşananların plansız olduğunu, olayların gelişen duruma göre şekillendiğini savunan Öztürk, şunları söyledi:

“Burada yargılanan herkes, darbe kastıyla karşınızda. Kasıt için bir planla hareket edilmiş olması gerekir. İddia makamının belirttiğine göre darbe saat 03.00’e planlanıyor, gerçekleştirildiği saat ise 20.30. Saat 03.00’te olan bir olay 20.30’a çekildiğinde doğaldır ki 03.00’teki hadisede bulunmayacak olup da 20.30’a yakalanan bulunabilir veya kastı olup da 20.30’a yetişemeyen olabilir. 20.30’da bu olaya yakalanan birinin darbe kastı bulunmayabilir? Ben böyle olduğuna inanıyorum. Bunun aksine kastı olup bu olayların içinde bulunmayanlar olabilir. Kendini 03.00’e ayarlamıştı, bir yere intikal edecekti ama yapamadı. Bu ayrımın hassas olduğunu değerlendiriyorum. Saat 20.30’da Genelkurmay’da bulunan kişiler saat 03.00’e kadar burada ne yapacaklardı? Bu girişim iddia edildiği gibi 03.00’te olsaydı Genelkurmaydaki durum çok farklı olacaktı.

“Yaşar Güler’i görmedim”

Öztürk, mahkeme başkanının, darbeyi ne zaman anladığı yönündeki sorusu üzerine, “Öyle bir anlamam yok. Bir sürü şeyden şüphelendim. Nasıl bir darbe olduğunu şu anda da anlamıyorum.” dedi.

Özel Kuvvetler Komutanlığına bağlı askerlerin Genelkurmay kışlasına gelmesini de terör saldırısına karşı bir önlem olarak değerlendirdiklerini belirten Öztürk, şöyle devam etti:

“Kanalize olduğumuz tüm konuları bu kapsamda değerlendirdik. Bunlar hep bizim tehdit algımızı besledi. Televizyonda gördüğüm ilk husus, köprüde zırhlı araçlar. Bunun bende oluşturduğu algı, tehdidin yurt çapında olduğu şeklinde. Bir ara televizyonda kalkışma alt yazısını gördüm. PKK’nın 6-7 Ekim olaylarını, kapsamlı kalkışmanın provası olarak değerlendirmiş, bunun üzerine çalışmıştık. Bende oluşan algı oydu. Ben bildiri görmedim, Başbakan’ın, Cumhurbaşkanı’nın açıklamalarını görmedim. O ortamda oturup internete bakma durumu yok. Daha sonra ‘Sıkıyönetim ilan edildi.’ dediler. Bizim kırılma noktası vatandaşların gelişi oldu. O anda uyuşmayan bir durum çıktı. Bayraklı kişiler geliyor içeri. Öyle olunca oradaki kişilerle konuşma ihtiyacı hissettim. ‘Komutan derdest edildi.’ dediler. Ben bunu görmedim.”

Mahkeme Başkanı Oğuz Dik’in, o dönem Genelkurmay İkinci Başkanı olan Orgeneral Yaşar Güler götürülürken çekilen fotoğrafları gösterip, “Köşede bakıyorsunuz” değerlendirmesi üzerine Öztürk, “Siz şu an yukarıdan bakıyorsunuz. Kamera yüksekten çekim yapıyor. Benim bakış açımla baktığınızda Yaşar Güler’i görebilir misiniz? Hele de yüzü dönük değil, sırtı dönük. Ayrıca tek yakalanan saniye burası.” dedi. Öztürk, Mahkeme Başkanı’nın, “Meraklı bir gözle bakıyorsunuz sanki.” karşılığını vermesi üzerine, “Hayır, esas ondan çok bir arbede var orada.” dedi.

Karargah içinde başçavuş Mehmet Satun’un derdest edilmesinden önce eliyle Satun’u işaret ettiği ana ilişkin fotoğraf da gösterilen Öztürk, “Öyle bir şey yaptıysam kapıyı açık tutması için yapmış olabilirim. Açılır kapanır kapı var orada. Açılır kapanır kapıyı gösteriyorum ben orada.” diyerek kendini savundu.

Doğan Öztürk, güney nizamiyede saat 21.30 civarında çıkan çatışmaya ilişkin silah seslerini hiç duymadığını da iddia etti.

Mahkeme Başkanı’nın “Sizce komutanları neden götürüyorlar?” sorusuna Öztürk, “Özel Kuvvetler, ‘Standart prosedürümüz’ dedi.” yanıtını verdi. Bunun üzerine Oğuz Dik, Öztürk’e “Elleri bağlı bir orgeneral götürülüyor, bu mu standart prosedür?” karşılığını verdi.

Öztürk, darbe girişimini öğrendikten sonra hiçbir faaliyette bulunmayıp beklemeye başladığını, daha sonra da gözaltına alındığını söyledi.

Beraat talep etti

Öztürk, darbe girişimini kimin gerçekleştirdiği konusunda da yorumda bulunarak, FETÖ’cüler, önceden girişimden haberi olmadan o an katılan hükümet karşıtları, faaliyetin öne alınmasıyla birlikte katılımı artırmak ve toplu faaliyet gibi görünmesi için olayın içine çekilenler ve tamamen emir komuta zinciri içinde hareket edenlerin darbe girişiminde yer aldığını kaydetti.

Kendisini emir komuta zinciri içinde hareket eden grupta sayan Öztürk, darbe girişiminin planlayıcılarının, üst aklın ortaya çıkarılmasıyla belirlenebileceğini söyledi. Öztürk, Genelkurmay Başkanı, 2. Başkanı ve MİT Müsteşarı’nın bilgisi, diğer komutanların katkısı ya da ihmali olmadan böyle bir olayın gerçekleşemeyeceğini savunan Öztürk, TSK’nın Balyoz ve Ergenekon davalarıyla sendelediğini, 15 Temmuz’da ise nakavt edildiğini ileri sürdü.

Suçlamaları kabul etmeyen Öztürk, konsey üyeliği suçlamasına ilişkin hiçbir somut delil olmadığını savunarak, bu suçtan beraatini talep etti. Öztürk, diğer suçlardan tutuksuz yargılanmayı ve sonunda beraatini istedi.

Soruşturma, Öztürk’ün çapraz sorgusuyla sürüyor.

Muhabirler: Serdar Açıl, Ferdi Türkten, Ertuğrul Subaşı, Aylin Sırıklı

'Ana darbe' sanığı yazıştığı grubun adını medyadan öğrenmiş

İSTANBUL

Fetullahçı Terör Örgütünün (FETÖ) 15 Temmuz’daki darbe girişimine ilişkin İstanbul’daki “ana darbe soruşturması” kapsamında aralarında FETÖ elebaşı Fetullah Gülen, 6 general ve 17 subayın bulunduğu, 9’u firari 15’i tutuklu 24 sanığın yargılandığı davanın ikinci duruşmasında eski Tuğgeneral Eyyüp Gürler, savunma yaptı.

Silivri Ceza ve İnfaz Kurumları Yerleşkesi karşısındaki binada bulunan büyük salonda İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesince görülen duruşmada savunma yapan tutuklu sanıklardan Eyyüp Gürler, darbe teşebbüsünden önce (13 Temmuz) Harp Akademileri Komutanlığı’nda yapılan ve iddianamede darbe toplantısı olarak geçen toplantıya katıldığını söyledi. 

Bu toplantıda olası terör eylemi karşısında alınacak önlemlerin konuşulduğunu dile getiren Gürler, toplantının kısa sürdüğünü savundu. 

“Yurtta Sulh ismini medyadan öğrendim”

Tuğgeneral Gürler, “Yurtta Sulh” ismini herkes gibi medyadan ve cezaevinde öğrendiğini öne sürdü. 

Gürler, birliklerin sevk ve idaresinin WhatsApp grubu üzerinden yapıldığını, askeri personelin sevk ve idaresinin bilgisini bu gruptan paylaştığını söyledi.

WhatsApp grubuna kendisini kimin dahil ettiğini bilmediğini savunan Gürler, “Bilgilendirmenin buradan yapılacağın söylenmesi üzerine, birlikleri buradan sevk ettikten sonra buradan bilgilendirici mesajlar attım.” ifadesini kullandı.

Bu arada, iddianamede, Gürler’in grubun adını sabaha karşı “Yurtta Sulh Biziz” şeklinde değiştirdiği tespiti de yer alıyor.

“Siz saf mısınız ya?”

Gürler, Yurtta Sulh Konseyi’nden de haberinin olmadığını yineleyerek, bunun marjinal bir grubun eylemi olduğunu düşünemediğini anlattı. 

Bunun üzerine araya giren İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili Fatih Karakuş, “Siz saf mısınız ya?” dedi.

Bunu alkışlayan bazı şehit yakınları “Biz mi yaptık bu darbeyi?”, “Allah belanızı versin” şeklinde Gürler’e tepki gösterdi.

“Dünkü ifadeyi bugün reddedebiliyorlar”

Daha sonra çapraz sorgusuna geçilen sanık Gürler’e çeşitli sorular yöneltildi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın avukatı Ahmet Özel de 15 Temmuz yargılamalarında üst düzey yapının elemanlarının ölmeyi hiç göze almayıp öldürmeyi göze aldıklarını belirterek, “Hayatları takiyecilik, sahtecilik üzerine geçmiş, dünkü ifadeyi bugün reddedebiliyorlar. Marmaris’te rögar çukurunda yakalananlar ‘orada değildim’ ifadesi verdi.” dedi.

Özel’in, yakalanınca üzerinde ele geçirilen 1 doları kimin verdiğini sorması üzerine sanık Gürler, “Cebimde her zaman dolar olur, kimin verdiğinin listesini tutmuyorum. Bu 1 doların da elime nereden geçtiğini bilmiyorum.” savunmasını yaptı.

Mahkeme heyeti Sanık Gürler”in çapraz sorgusunun tamamlanmasının ardından duruşmayı yarına erteledi.

Muhabir: Murat Paksoy,Yunus Ege

FETÖ'nün 'mahrem yapısı' iddianamesi hazır

İSTANBUL

Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması’nın (FETÖ/PDY) “mahrem” nitelikli sözde emniyet teşkilatı yapılanmasında yönetici oldukları iddiasıyla 198 şüpheli hakkında hazırlanan iddianamede, örgütün mahrem yapısı anlatıldı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu savcılarından Can Tuncay ve Mesut Erdinç Bayhan tarafından hazırlanan 118 sayfalık iddianamede, istişare kurulu, mollalar, tayin heyeti ve özel hizmet birimlerinden oluşan üst kurulların terör örgütü liderine bağlı olarak birimleri yönettiği ve faaliyetlerini düzenlediğini belirtildi.

FETÖ adına bir birimi yöneten imamın kimliği deşifre olduğunda derhal değişiklik yapılarak yerine başka birinin imam olarak görevlendirildiği aktarılan iddianamede, özellikle, hususi mahrem yerlerin (operasyonel birimlerin) imamlarının kimliği deşifre olur olmaz değişiklik yapıldığı, Osman Hilmi Özdil’in “emniyet imamı” olduğu deşifre edildiği için 2010 yılı sonunda değiştirildiği kaydedildi.

İddianamede, örgütün “mahrem” yapılanmasının içerisinde yer aldığı “yurt içi yapılanması”na değinilerek, yurt içi yapılanmasının en ufak teferruata bile dikkat edecek şekilde ayrıntılı planlandığı, en küçük hücre birimi olan “talebe (ışık) evlerine” varana kadar hiyerarşik ve çok disiplinli bir yapı oluşturulduğu vurgulandı.

Örgütün merkezinin Türkiye olup tüm organizasyonların Türkiye üzerinden koordine edildiğini belirtilen iddianamede, “Son dönemlerde ise ülke genelinde yapılan operasyonlarla merkezden yapılan yönlendirmeler, tedbir amaçlı yurt dışına kaydırılıp buradan takip edilmeye başlanmıştır.” denildi.

İddianamede, kuruluşundan bugüne kadar dikey bir yapılanmayı benimseyen örgütün ilk dönemlerde özellikle doğu ve Karadeniz bölgelerinde çok etkin faaliyet yürütemediği, zamanla büyük kitlelere ulaşmayı hedeflediği için yeni bir yapılanma içerisine girdiği ve tüm bölgelerde faaliyet yürüttüğü anlatıldı.

“Mahrem işlerle özel hizmet birimi ilgileniyor”

İddianamede, örgütün mahrem işleriyle “özel hizmet birimi”nin ilgilendiği, bunun da mülkiye, yargı, emniyet, Türk Silahlı Kuvvetleri, MİT, milli eğitim ve akademik kadro imamlarından oluştuğu belirtilerek, şöyle devam edildi:

“Bu birim direkt Türkiye imamına bağlı olup, örgüt adına yürüttükleri tüm faaliyetler büyük bir gizlilik içerisinde sürdürülmektedir. Yürütülen bu faaliyetleri sadece çalışmayı yapan ekip ile Türkiye imamı ve ilgili özel birim imamı bilmektedir. Yurt içi ve yurt dışı örgütsel atamalar ise ‘tayin heyeti’ tarafından yapılmaktadır. Her il yapılanmasına ait bir mütevelli heyeti vardır. Bu heyet belli aralıklarla düzenli toplanıp, il bazında özellikle maddi konularda yürütülen faaliyetler hakkında bilgilendirmeler yapmaktadırlar. Bu bilgilendirmeler il yapılanması tarafından yurt dışında sorumlu olduğu ülke için yapılacak harcamalar ve örgüt adına elde edilebilecek gelirler ile ilgili istişareleri içermektedir.”

Örgütün hiyerarşik bir yapılanması olduğu, sistematik olarak tüm faaliyetlerin bu yapılanmaya göre şekillendirildiği belirtilen iddianamede, ancak yapılanmanın tek bir çatı altında toplanmadığı, genel manada yürütülecek faaliyetler için Türkiye’nin 7 bölgeye ayrıldığı, eleman temini için de beş bölge belirlendiği kaydedildi.

İddianamede, özel hizmet biriminin tamamen bağımsız hareket ettiği anlatılarak, “Yönetim kadrosu tarafından bilinen örgüt içerisindeki bu ayrıştırma örgütün çözülmesini ve faaliyetlerinin deşifresini engellemek amacıyla tamamen karmaşık bir hale getirilmiştir.” denildi.

Yurt içi yapılanmanın “Türkiye imamı”, “bölge (eyalet) imamları”, “il imamları”, “küçük il bölge imamları (sadece büyükşehirlerde)”, “ilçe imamları”, “semt imamları”, “mahalle imamları”, “ev imamları (abileri)”, “talebe imamları”, “serrehberler” ve “belletmenler” şeklinde hiyerarşik bir yapıdan oluştuğu kaydedildi.

– Kod isim

FETÖ’nün, diğer terör örgütleriyle mukayese edilemeyecek ölçüde gizliliğe büyük önem verdiği, gizliliğin istismar edilen dini kavramlarla kamufle edildiği ve örgüt jargonunda “tedbir” olarak adlandırıldığı belirtilen iddianamede, tedbiri olağanüstü kutsayan FETÖ mensuplarının da kod adı kullandığı kaydedildi.

İddianamede, önceleri isminin dini bir manası ve mahiyeti olmayan (Kaya, Deniz, Irmak, Güneş, Yaprak gibi) cemaat mensuplarına sahabe isimleri verilerek kod adı uygulaması başlatıldığı, daha sonra ise mahrem yerlerde görev alan özel yetiştirilen kişilerin gerçek kimliğini gizlemek için kod adı uygulamasına geçildiği vurgulandı.

Mahrem (emniyet, yargı, TSK, MİT imamları, askeri liseler, harp okulları, polis koleji ve polis akademisine öğrenci yetiştirenler) hizmetlerde bulunan örgüt mensuplarının mutlaka kod isim kullandığı ifade edilen iddianamede, kod isimlerin de genellikle üst sorumlular tarafından verildiği anlatıldı.

İddianamede, “Hatta askeri okulda öğrenim gören ve örgüt mensubu olan öğrencilere de deşifre olmalarını engellemek için kod isim verilmektedir. İstisna olarak bazı örgüt mensuplarına kod isimlerini doğrudan Gülen vermektedir. Örgütün kuruluş ve genişleme döneminde kod isimleri, sahabelerin ya da tarihi şahsiyetlerin isimlerinden seçilmiştir. Ayrıca sadece örgüt mensuplarına değil, toplantı yapılan mekanlara özellikle de ışık evlerine de kod isim verilmektedir. Toplantı yapılacağı zaman kod isim kullanılarak birbirlerine bilgi verilmektedir.” değerlendirmesinde bulunuldu.

Şifre: Dayı’nın akrabaları geldi

İddianamede, örgütün genelinde başvurulan bir gizlenme şekli olan kod adı kullanılmasının, mahrem hizmetlerde zorunlu bir tedbir olduğu belirtildi.

Örgütün, hizmet hareketi veya Gülen cemaati ismi sahiplenilmeden, özellikle devlete ait kurum ve kuruluşlarda kadrolaştığı ifade edilen iddianamede, mensuplarının girdikleri siyasi partilerde, bürokraside, akademik ve ticari çalışmalarda, gazetecilik ve yazarlık faaliyetleri ile diğer alanlarda farklı kimlikler altında toplumsal hayatta yer aldıkları kaydedildi.

İddianamede, örgüt mensuplarının kendilerini Alevi, ülkücü, solcu veya benzeri gruplardan göstererek özellikle ordu, emniyet gibi hassas yerlerde gizlenerek takiye yaptığı belirtilerek, Pensilvanya’ya Gülen’in yanına giden emniyet, MİT, yargı mensubu gibi mahrem birimlerde faaliyet yürüten şahısların gerçek kimliklerini sakladığı, belli isimler ve tanımlamalarla kendilerini tanıtıp, Gülen’le görüştürüldükleri, “Dayı’nın akrabaları geldi.” şeklinde şifreli konuşmanın mahrem birimde faaliyet yürüten ve Gülen’le görüşecek kişiyi ifade ettiği anlatıldı.

Muhabir: Muhammed Enes Can

1 2 3 84