Erdoğan, Endonezya ve Nijerya Cumhurbaşkanları ile görüştü

İSTANBUL

Cumhurbaşkanlığı kaynaklarından edinilen bilgiye göre, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın Endonezya Cumhurbaşkanı Joko Widodo ve Nijerya Cumhurbaşkanı Muhammed Buhari ile görüşmelerinde, ABD yönetiminin Kudüs konusunda aldığı kararı yeniden gözden geçirmesi için ortak tavır sergilemenin önemi üzerinde duruldu. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan yoğun Kudüs mesaisi

ABD’nin aldığı kararın, bölgenin barış ve istikrarını son derece olumsuz etkileyeceğine değinilen görüşmelerde, Türkiye’nin İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) Dönem Başkanı olarak çarşamba günü İstanbul’da düzenleyeceği Olağanüstü İslam Zirvesi’nin ortak bir tavır sergilenmesi açısından önemli bir fırsat olduğuna işaret edildi.

Erdoğan, konuyla ilgili olarak başlattığı telefon diplomasisi çerçevesinde, gün içerisinde, Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Lübnan Cumhurbaşkanı Mişel Avn ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile de görüşmeler yapmıştı.

Muhabir: Çiğdem Alyanak

'Yabancı futbolcu konusu masaya yatırılmalı'

İSTANBUL

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, NTV ve NTV Spor’da yayınlanan “Yüzde 100 Futbol” programında, sunucu Murat Kosova ile eski milli futbolcu ve futbol yorumcusu Rıdvan Dilmen’in sorularını yanıtladı.

Futbol ve spor sevgisinin nasıl başladığı sorusu üzerine Erdoğan, futbolla ilişkisinin, sürekli olarak bir sevgiyle yürüdüğünü, Kasımpaşa Kaptanpaşa Mahallesi’nde kağıttan futbol topu yapıp oynadıklarını, ardından mahalle takımında oynamaya başladığını belirtti.

Bu takımda çabuk yükseldiğini, 14 yaşında başlayan o sürecin amatör kümeye çıkışı getirdiğini aktaran Erdoğan, 7 seneden sonra da İETT’ye transfer olduğunu anlattı.

İETT’ye transfer olmanın kendisi için ayrı bir imkan olduğunu dile getiren Erdoğan, şunları kaydetti:

“Hem iş imkanı doğdu hem de İETT de sürekli zirveyi zorlayan bir takımdı. Orada da 7 yıl oynadım. Bunun da 5 yılı hep grup şampiyonluğuyla, İstanbul Şampiyonası ve İstanbul Şampiyonluğu ile geçti. Bizim takım da çok iyi bir takımdı. Orada da malum Oğuz var. Sonra Fenerbahçe falan da yaptı. Bizim takım da devamlı grup şampiyonu olan, İstanbul Şampiyonası’nı zorlayan bir takım. Böyle bir süreci de orada yaşadık. İETT’de takım kaptanlığım da oldu. İETT’deki bu heyecan daha da farklıydı. Son yılımı da yetiştiğim mahalle takımı Erokspor’da oynadım. Oradan da askere gittim.”

“İlk zamanlar başkalarından ayakkabı alırdık”

Dilmen, ailelerin eskiden “Ya okuyacaksın ya top oynayacaksın” dediğini, şimdi ise ikisinin birlikte yürütülebildiğini belirterek, “Şimdi sporcu kardeşlerimize ‘Okulu da götürebilirsiniz.’ diyoruz. Sizin öyle bir imkanınız yoktu. Okul vardı. Sizi Kaleporoviç’in istediğini de biliyorum ben Fenerbahçe’ye ama rahmetli babanız…” şeklindeki hatırlatması üzerine Erdoğan, babasının “Kesinlikle okuyacaksın.” dediğini, top oynadığını dahi çok sonraları öğrendiğini söyledi.

Futbolu gizli gizli oynadığını belirten Erdoğan, şöyle devam etti:

“Mesela ben futbol ayakkabısını falan, çok sonra Adidas ile müşerref oldum. Biz amatör kümede ilk zamanlar başkalarından ayakkabı alırdık. Aldığımız ayakkabılar da meşhur Dinyakos vardı, onlar… Dolapdere de, Yenişehir’de iki tane… Bir Rahman vardı, bir de İbrahim… Öldüyseler, rahmet okuyalım… Sağsalar, sağlık, esenlik dileyelim. Kösele, altında kramponlar, onlar da kösele… Toprak sahada oynuyorsun. O kramponlar falan, eriyor. Çiviler ayağı deliyor. Toplar, sonradan gelişti tabii… O Dinyakos ayakkabılar suyu da yiyince çamurlanıyor, iyice şişiyor.”

“Bir kere kırmızı kart gördüm”

Rıdvan Dilmen’in “Hiç kırmızı kart gördünüz mü?” sorusuna Erdoğan, “Bir kere. Çok da aslında ciddi bir şey değildi ama Anadolu Hisarı Stadı’nda yanılmıyorsam Yıldız’la oynuyorduk. Takım kaptanıyım aynı zamanda, takım kaptanlığının verdiği itirazı yaptım. Çıkardı bana kırmızı kartı gösterdi. Hayatımda bir kırmızı kart vardır, odur. Başka yok.” karşılığını verdi.

“Masaya yatırılmalı”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, yabancı kontenjanına yönelik soruya, şu yanıtı verdi:

“Şu anda yasa neyi emrediyorsa, neye amirse, şüphesiz ki bütün kulüpler onu yapıyor. Özellikle, bizim futbol kulüplerimiz, futbolcuyu niçin hazırlar? Milli Takımımız için hazırlar. Milli Takıma hazır olabilmek için bir defa oyuncunun oyun saatinin, oyun dakikasının, miktarının fazla olması lazım. Ne kadar bir futbolcu fazla oynarsa, görev alırsa, süre alırsa o zaman Milli Takıma adaylık noktasında da onun şansı o kadar artacaktır. Ama bizim şimdi diyelim ki en güçlü takımlarımızda biz istikbal vadeden veya beklediğimiz futbolcularımız olmazsa, bizim oradaki şans yüzdemiz eksilir. Biz yine de yurt dışında oynayan futbolcularımızı, lejyonerlerimizi almak suretiyle takım oluşturmaya çalışıyoruz. Dünyaya baktığımızda, dünyada da seyirci çekebilmek için ne yapıyorlar? Transfer yapmak suretiyle, o kulüpler çok ciddi rakamları harcıyorlar. Benzer şey bizde de var.

Fakat birçok şu andaki yabancı futbolcuyla futbolcuyla diyelim ki 2019’a kadar anlaşmalar yapılmış. 2019’a kadar anlaşmalar yapıldığına göre, bunun üzerinde herhangi bir spekülasyon yapmaya gerek yok. Çünkü bu yürüyen bir süreç. 2019’dan sonrasına yönelik Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) bu işi bence tüm kulüplerle oturup masaya yatırmalı ve ‘Bundan sonraki süreci nasıl sürdürelim, nasıl yürütelim?’ üzerinde durmalarında fayda var. Yabancı futbolcu olmasın mı? ‘Hiç olmasın’ mantığı bir defa yanlış bir mantık. Bu olacak bir şey değil. Çünkü onların da bizim futbolumuza katacakları çok şey var. Bunun yanında onların vereceği bu katkı, bir de tribünlere de ayrı bir hareket, canlılık getirecektir. Bunları da görmemezlikten gelemeyiz.”

“Ters bakmanın faydası olmaz”

“Devşirme sporcularla ilgili düşünceniz nedir?” sorusu üzerine Erdoğan, şunları kaydetti:

“İngilizler oynatıyor, Fransızlar oynatıyor. Keşke kendi tohumlarımızdan, kendi topraklarımızdan yetişse ama bu olmuyorsa ve bu dünyanın da bir gerçeğiyse, buna da böyle tamamıyla ters bakmanın bana göre pek de faydası olmaz diye düşünüyorum. Nasıl ki yabancı futbolcuyu oynatma noktasında ‘Elastiki davranalım, bu olabilsin’ diyorsak, devşirme demeyi de uygun bulmuyorum. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığını kabul eden, tabii ki ekstra olacak, zayıf falan olmayacak. 

Şu anda sıkıntısı var, Allah şifalar versin, mesela Naim Süleymanoğlu, Halil… Bunlar geldiler, ne oldu? Halterde Türkiye’ye sınıf atlattılar, bir dönüşüm, değişim yaşattılar. Atletizmde de son olarak Azeri kardeşimiz, o da şampiyon oldu. Etiyopyalı kızımız hakikaten bize şampiyonluklar getirdi. Böyle olduğu zaman, onlar da arkadan bir çekim alanı oluşturuyor, birilerini çekiyor.”

“Asıl teşvik amatörde yapılmalı”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, teşvik konusunda şunları kaydetti:

“Profesyonelde biz yapılması gerekenleri yaptık. Ama ben asıl teşvikin amatörde yapılmasının gereğine daha çok inanıyorum. Çünkü oradaki lisansiyerlerimiz çok daha fazla. Oradaki lisansiyerlerimiz daha fazla olduğuna göre olimpiyatlar vesaire… Olimpiyata baktığınız zaman akla amatör sporlar geliyor. Şimdi bu amatör sporları bizim teşvik için buradaki elimizdeki imkan da bu noktada çok çok fazla. Böylece bizim buraları teşvik etmemiz çok önemli. Yüzmeydi, atletizmdi, basketboldu, voleyboldu, bütün tenis dallarıydı, bütün bu branşlarda bu işi ciddi manada arttırmamız lazım. Bunun için de tabii o konularda okullar büyük önem arz ediyor. Okullarla bu işi koordineli götürmemiz lazım.”

“Milletimden fair-play kurallarına uymalarını istiyorum”

Tribünde yaşanan şiddet olaylarına ilişkin soru üzerine de Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Futbolun girmediği il kalmadı. Üstelik de bir değil; her ne kadar Süper Lig, TFF 1. Lig, 2-3, amatörün de çeşitleri çok fazla, bizim dönemimizdeki gibi değil. Dolayısıyla her hafta sonu yoğun bir futbolda hareketlilik, canlılık var. Futbol, aslında olması gereken, bizim illerimizin, halkımızın birbirleriyle kaynaşması için en önemli bizim silahlarımızdan birisi olması lazım. Buna da fair-play deniliyor ya. Ne yazık ki bunu sağlayamadık. Birçok tedbirler alındı, alınıyor. Son zamanlarda olumlu gelişmeler var. Temenni ediyorum ki halkım, vatandaşım hep beraber bu işi sahiplenip… Biliyorsunuz bayanların stada gelmesini temin için de adımlar atıldı. Bayanların gelişi statlardaki tribün özellikli anarşisini minimize eder; çünkü bayanlar var. Orada rahat rahat küfür edilmez. Orada hakikaten sakin bir şekilde maç seyredilir. Taşkınlık olmaz. Orada bu anarşi olmayınca sükunet herkes edebiyle maçını seyreder. Herkes edebiyle maçını seyreder, takımını alkışlar. Galip gelirse tabii ki sevinçle dönecektir ama mağlup da olursa bilecektir ki futbolun üç tane neticesi vardır, galibiyet, mağlubiyet ve beraberlik. Buna da katlanacaksın ve bu şekilde ayrılacaksın, bunu görmesi lazım. Ben milletimden özellikle bu fair-play kurallarına uymalarını istiyorum.

Muhabir: Çiğdem Alyanak-Andaç Hongur-Hatice Şenses Kurukız-Etem Geylan-Sefa Mutlu

'Yeşil kartlı kanserli çocukları artırdığım ilaçlarla tedavi ettim'

ANKARA – Yeşim Sert Karaaslan

Sağlık Bakanı Recep Akdağ, AA muhabirine yaptığı açıklamada, sağlık çalışanlarının şartlarının iyileştirilmesinin Sağlıkta Dönüşüm Programı‘nın ikinci döneminin önemli bir parçası olduğunu belirtti.

Sağlık çalışanlarının çalışma şartlarının iyileştirilmesinin hizmet kalitesinin artışında önemli rol oynadığını anlatan Akdağ, “Bir defa ortamlarını öncelikle iyileştirmek, iş yüklerini azaltmak gerekli. Bununla birlikte gelirleriyle, özlük haklarıyla ilgili iyileştirmeler yapıldığında sağlık çalışanları daha mutlu oluyor. Onlara layık olan bir hizmeti çalışanlara vermiş oluyoruz. Gerçekten sağlık çalışanları buna layık insanlar.” diye konuştu.

Bakan Akdağ, sağlık çalışanlarının mutluluğunun vatandaşlara sunulan hizmete de yansıdığını ve hizmet kalitesinin arttığını vurgulayarak, şunları söyledi:

“Yeni dönemin önemli bir bileşeni bu. Bunun ilk adımını Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatlarıyla inşallah 16 Nisan’dan hemen sonra inşallah atmış olacağız. Bir kanun maddesi yapmamız gerekiyor. Her 5 yıl çalışma için sağlık çalışanlarına bir yıl yıpranma payı vereceğiz, emekliliklerini erkene alabilmek açısından. Bu çok önemli bir adımdı. Uzun zamandır, sağlık ailesinin beklediği bir adımdı. Sağ olsun Sayın Cumhurbaşkanımız bunu talimatlandırdı. Cumhurbaşkanımız talimatlandırdığında işimiz kolay oluyor. Çünkü, başka bileşenleri var. Bir tarafta Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, bir tarafta ise Maliye Bakanlığı var. Arkadaşlarımızla konuşup, bunu halledeceğiz.”

“Sağlık çalışanı gardiyan değil”

Bir başka iyileştirmenin ise sağlık çalışanlarının iş yeri şartlarına yönelik olduğunu kaydeden Akdağ, geçmiş yıllarda hastalarla birlikte ciddi mağduriyetler yaşandığını ifade etti. 

“İlk defa burada itiraf edeyim. Ben, senelerce yeşil kartlı kanserli çocukları sigortalı hastalardan artırdığım ilaçlarla tedavi ettim. Senelerce bunu yaptım.” diyen Bakan Akdağ, açıklamalarına şöyle devam etti:

“Asistanlara derdim ki ‘Dikkat et, yarın ilaç hırsızlığı yapıyorsunuz diye karşımıza çıkabilirler.’ Yani bir kutu, iki kutu ilaç kullanıyorsunuz, artan ilacı bir başka çocuğa veriyorsunuz. Hiç kimse sağlık çalışanlarının bu çilesini bilmez. Genelde, sağlık çalışanları bizim bir ihtiyacımızı tam karşılayamazlarsa suçlanırlar. Halbuki ne yapsın. O kadar çok karşılaşmışımdır ki ben. Sağlıkta Dönüşüm Programı’ndan önce gelir bir vatandaş, boynunu büker. Bilirsiniz, bebekler morglarda bekletilirdi. ‘Parasını ya da evrakını getir, seni bırakalım’ diye. Gelir size, hekimi sizsiniz. Genç bir asistanım ben o zaman ya da yeni bir uzmansınız. Genelde hastalarla onlar muhatap olur. Gelir, boynunu büker ve ‘Doktor Bey, hocam ne olursunuz, çocuğumuzu verin gidelim.’ der. Sizin de içiniz parçalanır ama sizin yapacağınız hiçbir şey yok. Herkes çaresizdir adeta.”

O dönemde hastanelerde “Hastayı kaçırmak” şeklinde bir tabir olduğunu belirten Akdağ, hasta hastaneden gittiği için hemşirelerin ve nöbetçi personelin soruşturmaya tabi tutulduğunu bildiğini aktardı.

Askeri hastanelere yeni düzenleme

ANKARA-Duygu Yener/Burcu Çalık

Sağlık Bakanı Recep Akdağ, AA muhabirine, askeri hastanelerin Sağlık Bakanlığı‘na devri sonrasında gelinen noktaya ilişkin değerlendirmelerde bulundu. 

<br class=”k-br” />

Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensuplarına verilen sağlık hizmetini dörde ayırmak gerektiğini belirterek, birincisinin doğrudan doğruya çatışma, operasyon bölgesi ve savaş bölgelerinde verilen hizmetler olduğunu ifade etti.

Özellikle operasyon alanında askere verilen hizmetlerden şu anda TSK’nın sorumlu olduğunu vurgulayan Akdağ, “Biz istedikleri kadar hekimi onlara verebilecek durumdayız. Gerek zorunlu hizmetler, gerek sözleşmelik yoluyla. Cephenin hemen gerisi oradaki görevliler de Silahlı Kuvvetlere ait.” diye konuştu.

Bakanlık olarak görevlerinin hastanede başladığına işaret eden Akdağ, ikinci kademe hastanelerden dördünü şu anda TSK’ya hizmet eder halde tuttuklarını, Diyarbakır, Şırnak, Hakkari ve Van’ın operasyon bölgeleri olması nedeniyle, TSK’nın böyle bir talebinin bulunduğunu bildirdi.

“Koğuş modelinden çıkarıyoruz”

Sağlık Bakanlığı’na devredilen askeri hastaneleri hem personel hem de tıbbi ekipman açısından eksik bırakmamak için ciddi bir gayret içerisinde bulunduklarını anlatan Akdağ, şöyle devam etti:

“Yaralanan kardeşlerimiz, askerlerimiz genellikle bu hastanelerde ileri tedavileri alma şansı çok değil Diyarbakır hariç. Onları mümkün mertebe bu üçüncü basamak dediğimiz hastanelere alarak oralarda hizmetlerine devam ediyoruz. Bu bölgede olabilir ya da uzun bir uçuşla Gülhane’ye getirilerek de olabilir. Üçüncü basamak hastanelerde, normal hastanecilik hizmetini veriyoruz. Hem yaralı askerlerimize hem diğer askerlerimize öncelikli hizmet veriyoruz. Şehit ailelerine ve gazilere öncelikli hizmet veriyoruz. Bütün diğer vatandaşlarımıza buralarda hizmet vermeye devam ediyoruz. Böylece hekimlerin pratikleri de daha fazla gelişiyor, tecrübeleri de artıyor.”

Bakan Akdağ, Ankara’daki Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi ile İstanbul’daki Haydarpaşa Sultan Abdülhamid Eğitim ve Araştırma Hastaneleri’ne ilişkin, “Üst rütbeli askerlerimizin, subaylarımızın oda durumları iyi ama askerlerimiz 8, 10 kişilik koğuşlarda yatıyor. Buna razı olamayız. Bizim AK Parti hükümeti olarak bir prensibimiz var. Asgari şartlar yoksul, orta halli ya da zengin herkese temin edilmelidir. En azından odasında banyonun ve tuvaletin ve buzdolabını olduğu bir hasta odası. Biz devraldığımız hastaneleri şu anda bu şekilde geliştiriyoruz. Orada bir asker de yatsa o koğuşlardan onları çıkarmamız lazım. Şimdi bu hastaneleri bu şekilde değiştiriyoruz.” değerlendirmesini yaptı.

“Doktorlar beklenenin çok üstünde bir başarı gösterdi”

Bakan Akdağ, Suriyeli sağlık çalışanlarının Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığınca (AFAD) kurulan barınma merkezleri ve Bakanlıkça koordine edilen göçmen sağlığı merkezlerinde görev almalarına olanak sağlayan yönetmelik düzenlemesi ile Suriyeli doktorların diplomalarına denklik verilmesine yönelik soru üzerine, Suriyeli doktorların diplomalarının denklik konusunda diğer doktorlardan bir farkı olmadığını vurguladı.

Türkiye’de doktorlar, hemşireler veya benzeri sağlık çalışanlarına denklik verilmesinin ilgili üniversitelerin şartlarına, kişilerin belgelerine bakarak ve gerektiğinde sınav yaparak, Yükseköğretim Kurulunca (YÖK) gerçekleştirildiğini anımsatan Akdağ, “Bu tamamen YÖK ile alakalı bir durum. Suriyeli doktorlar ve çalışanlar açısından da durum aynı.” dedi.

Suriye’de diploma alan doktor ve sağlık çalışanlarının önemli bir bölümüyle ilgili YÖK’ün karşısındaki muhatap üniversitesinin şu anda bulunmadığını aktaran Akdağ, bu üniversitelerin büyük bölümünün yakılıp yıkıldığına dikkati çekti.

Akdağ, bu konuda farklı bir alan açtıklarını bildirerek, şunları söyledi:

“Bize bir belge, diploma getirenlere kısa süreli bir uyum eğitimi veriyoruz. Daha sonra sınava tabi tutuyoruz, oluşturduğumuz komisyonlarca. Doğrusu özellikle doktorlar beklenenin çok üstünde bir başarı gösterdi. Bu kurs ve sınavlardan başarıyla geçenlere ülkemizdeki misafir Suriyelilere hizmet etme imkanı tanıyoruz. Bu hakkı veriyoruz ama denklik almış bir Suriyeli doktor Türkiye’de her yerde çalışabilirken, denkliği alamamış sadece bu haktan bir belge almış olan kişiler sadece Suriyelilere bakacak.”

Gece görüşlü ve vinçli sağlık helikopterleri devreye giriyor

ERZURUM

Sağlık Bakanı Recep Akdağ, helikopterlerin inemediği alanlardaki hastaları ya da kazazedeleri kurtarmak için vinç özelliği olan helikopterlerin hizmete gireceğini belirterek, “3 yeni helikopter sisteme sokacağız ama bu sağlık helikopterleri gece görüş özelliğinin yanı sıra vinç taşıyan helikopterler olacak. Bazen helikopter de götürseniz inemediğiniz alanlar oluyor. Böylece kazazede, yaralı ya da hastayı vinçle helikoptere çekebileceğimiz yeni sistemi önümüzdeki aylarda sisteme sokmuş olacağız.” dedi.

Bakan Akdağ, Erzurum Valiliği bahçesinde düzenlenen ambulans dağıtım töreninde yaptığı konuşmada, 60 ambulansı 17 ile dağıtacaklarını belirtti.

Bölgelere 300 ambulans daha gönderilecek

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile çok kısa süre içinde 300 ambulansı hizmete göndereceklerini ifade eden Akdağ, “Sağlıkta Dönüşüm Programı ile kurmuş olduğumuz 112 Acil sistemi bugün dünyanın en gelişmiş, en mükemmel hizmetlerini veren organizasyonla hizmetlerine devam ediyor. Bunda sayılarını 10 katına çıkardığımız ambulanslarımız ile kurduğumuz çok modern sistemler önemli rol oynuyor ama sağlık ailesinin çok değerli mensupları, 112 ailesinin üyeleri bu meseledeki en büyük takdire layık ve bu personel, 112 Acil taşıma işimizi mükemmel yapmamız açısından en önemli kişilerdir. Araç temin edersiniz, sistem kurarsınız ama gönlü milletiyle atan bu değerli sağlık ailesi olmasa bu işlerin hiçbirini bu şekilde yapamazsınız.” diye konuştu.

Akdağ, 112 Acil ile Ulusal Medikal Kurtarma Ekibi (UMKE) çalışanlarına teşekkür ederek, Türkiye’deki bu ekiplerin dünyanın en iyi yetişmiş ekipleri olduğunu vurguladı.

3 ambulans uçağı 5’e çıkarılıyor

112 sistemini kuvvetlendiren yeni adımlar atıldığına işaret eden Akdağ, şöyle konuştu:

“3 yeni helikopter sisteme sokacağız ama bu sağlık helikopterleri gece görüş özelliğinin yanı sıra vinç taşıyan helikopterler olacak. Bazen helikopter de götürseniz inemediğiniz alanlar oluyor. Böylece kazazede, yaralı ya da hastayı vinçle helikoptere çekebileceğimiz yeni sistemi önümüzdeki aylarda sisteme sokmuş olacağız. Şu an ambulans hizmetlerinde kullandığımız 3 uçağımız var, bunların sayısını 5’e çıkarıyoruz. Ambulanslarımızda kullanılmak üzere otomatik canlandırma cihazları alacağız. Bazen yol boyunca canlandırma işlemi gerekir. Hareket eden araçlarda bu zor bir işlem. Bunları otomatik yapabilecek cihazlar edineceğiz. AVM gibi toplu yaşanan yerlere, eğitim alan bir kişinin hemen kullanabileceği, bozulan kalp ritmini düzenlemek için kullanılan araçları koyacağız.”

Akdağ, “Mayıs ayında bütün ambulanslarda çalışan paramedik, acil tıp teknisyenlerinin, doktorların bir kardiyologla hastanın kalp ritmini paylaşabilecekleri ve birlikte izleyebilecekleri bir sistemi de ambulanslara yerleştireceğiz. İlgili merkeze gitmeden, ambulansa alınan bir kalp hastasının, kalp krizi geçiren bir vatandaşımızın doğrudan doğruya kardiyolog gözetiminde tedavisine başlanmış olunacak.”

“Sağlık çalışanlarına şiddeti kabul etmiyoruz”

Vatandaşlara da mesajı olduğunu vurgulayan Akdağ, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Böylesine bir hizmeti sadece profesyonel olarak değil gönülleriyle de sunan değerli sağlık ailesi üyelerine zaman zaman uygunsuz şiddete varan davranışlarla karşılaşıyoruz. Bunu asla kabul etmiyoruz. Ben, bir sağlık çalışanına uzatılan eli, söylenen kötü sözü, kendi şahsıma uzatılan el ve söylenen kötü söz olarak kabul ediyorum. Bu meselede çok hassasız. Vatandaşımızın başımızın üstünde yeri var ama sağlık ailesinin bir üyesine sözle ya da fiziksel olarak şiddetle davranana da hiçbir müsamahamız yok. Bu hususta da hukuku sonuna kadar işletmeye kararlıyız.”

Akdağ, trafikte ambulanslara yol verilmesi gerektiğini de vurgulayarak, iki şeritli bir yolda ambulans sirenini duyar duymaz sağa çekilmenin uygun olacağını, 3 ya da daha fazla şeritli bir yolda da sağa ve sola açılarak ortadan ambulanslara yol verilmesi gerektiğini söyledi.

Vatandaşların o ambulansın içinde hayatının son dakikalarını yaşamakta olan, eğer gideceği merkeze zamanında yetişirse kurtulabilecek bir hasta, yaralı olabileceğini, o ambulansın içinde kendi yakınlarının olabileceğini düşünmesini isteyen Akdağ, vatandaşların bu hassasiyeti taşımasının çok önemli olduğunu vurguladı.

Konuşmaların ardından 60 ambulansın anahtarları protokol üyeleri tarafından şoförlerine verildi.

Muhabir: Zehra Melek Çat