FETÖ sanığı eski öğretmene hapis cezası

MALATYA

Malatya’da Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması’na (FETÖ/PDY) yönelik soruşturma kapsamında yargılanan eski öğretmen, 7 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı.

1. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmaya, “silahlı terör örgütüne üye olma” suçundan tutuklu yargılanan eski öğretmen Hasan Oflaz ile avukatı katıldı.

Telefonda örgütün şifreli haberleşme programı “ByLock” tespit edilen Oflaz, hakkındaki suçlamaları kabul etmedi.

Cumhuriyet savcısı esas mütalaasında, sanığın Bank Asya’daki hesap hareketliliği, örgütle iltisaklı dernek ve sendikalara üyelikleri ile gizli haberleşme programı ByLock kullanıcısı olmasının dikkate alınarak cezalandırılmasını talep etti.

Son sözü sorulan sanık, uzun süredir tutuklu bulunduğunu, örgüt üyesi olmadığını iddia ederek, tahliyesini istedi.

Mahkeme heyeti sanığa, “silahlı terör örgütüne üye olma” suçundan 7 yıl 6 ay hapis cezası verdi. Heyet, sanığı, tutuklulukta geçirdiği süreyi göz önüne alarak, yurt dışına çıkış yasağı koyarak tahliye etti.

Muhabir: Volkan Kaşik

Eski savcı Avcı hakim karşısında

İSTANBUL

Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) avukatlık yapılanması kapsamında tutuklanan eski savcı ve avukat Gültekin Avcı‘nın, ”silahlı terör örgütüne üye olmak” ve ”terör örgütü propagandası yapmak” suçlarından 22,5 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılanmasına başlandı.

İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya, tutuklu sanık Gültekin Avcı’nın cezaevinden Ses ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile bağlanması sağlandı.

İddianame özetinin okunmasının ardından savunması alınan sanık Avcı, eski savcı olduğunu ve daha sonra avukatlık yapmaya başladığını belirterek, “Müvekkillerimin hukuki haklarını korumak adına savunmalar yaptım. Bu örgütün amacıyla örtüşüyor gibi görünse de asıl amacım savunma yapmaktı benim.” dedi.

Hiçbir zaman terör örgütü propagandası yapmadığını ve avukat olması nedeniyle sadece müvekkillerinin haklarını koruduğunu öne süren Avcı, “FETÖ’ye göre değil, Avukatlık Kanunu’nun bana verdiği yetkiye göre yaptım müvekkillerimin savunmasını. Ben Fetullahçıların veya terör örgütünün propagandası için değil, müvekkilimin hakkı için açıklama yaptım.” diye konuştu.

“65 kişinin tahliyesi edilmesinde kanuna aykırılık yoktu”

Eski emniyet müdürlerinin de aralarında bulunduğu FETÖ sanığı 65 kişinin yetkisi olmadığı halde tahliye edilmesi yönünde karar alan, FETÖ üyeliğinden tutuklu eski hakimlerle ilgili konuşan Avcı, şunları söyledi:

“Tahliye edin, kararı veren hakimin FETÖ’cü olduğu kabul edilse bile, FETÖ’cü olduğuna dair kesinleşmiş bir yargı kararı yoktu. Müvekkilim hakkında tahliye kararı çıkmıştı neticede. Ben de tahliye olmasını sağlamaya çalıştım. Kararı infaz savcısına götürdüm. Hakimlerin örgüt mensubu olduklarını bilmem mümkün değil ki. Mahkemenin kararına aykırı hareket edildi. Usulen tahliyelerin yapılması gerekirdi. Tahliyelerden sonra cumhuriyet savcısı derhal yakalama kararı talep edecekti. O zaman Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) usulüne göre hareket edilmiş olurdu. Sulh ceza hakimlerinin görevleri sıralanmıştır. İşlemde herhangi bir kanuna aykırılık yoktu. Müvekkilim hakkında da tahliye vardı. İşlemler kanuna ve usule uygun olduğu halde tahliye edilmediği için eleştirmiştim. Bunun örgütle herhangi bir ilgisi yok. İstanbul 10. Sulh Ceza hakimi, yanlış bile olsa asliye ceza mahkemesi kararını uygulamamazlık edemez. Çünkü alt derece mahkemedir. O kararla Türk hukuk tarihinde maalesef bir ilk yaşandı. Anayasa Mahkemesi’nin kararını tanımamak da bir ilkti. Ben nereden bileyim hakimin FETÖ’cü olduğunu. Hakim 50 kişiyi bile öldürmüş olsa bence o kararı uygulanmalıydı.”

Koza Altın’dan hesabına yatan para

Bank Asya’da para artışı olduğu yönündeki iddiayı da yalanlayan Avcı, kendisinin bu bankaya hiçbir zaman para yatırmadığını, paraların da kapatılan Bugün gazetesi ve STV’de yaptığı yayınlar sonucu yatırıldığını kaydetti.

Yayın kuruluşlarıyla arasındaki ilişkinin örgütsel değil, profesyonel iş ilişkisi olduğunu ve her ay maaşı yattığı için para artışı göründüğünü öne süren Avcı, Mahkeme Başkanı’nın, “Koza Altın işletmesinden hesabınıza yatan parayı nasıl açıklarsınız? Normalde Koza İpek Medya’dan yatırılması gerekmiyor muydu paranızın?” sorusunu şöyle yanıtladı:

“Bugün gazetesinde yazı yazmıştım ve televizyonlarda da program yaptım. Dış yapımlar da vardı. O çalışmalarımın karşılığı olarak yatırmıştır şirket. Parayı kimin yatırdığını niye sorayım? Altın şirketinde hiçbir görevim olmadı. Pek çok bağlantılı şirketi vardı. Bank Asya’ya değil, diğer bir bankaya yatırmışlar zaten. Gidip, ‘Hesabımda para var mı?’ diye soruyorum, ‘Kim yatırdı?’ diye sormuyorum. Aynı miktarlar hep. Farklı miktarlar olsa merak ederdim.”

Hakkında yürütülen soruşturma kapsamında 18 Eylül 2015’te gözaltına alındığını ve bu tarihten sonra Fetullahçıların medya kuruluşlarından, henüz kayyum atanmadan kendi isteğiyle ayrıldığını ileri süren Avcı, aynı yılın haziran ayında tahliye olduğunu Özgür Düşünce gazetesinin yazı yazması için teklifte bulunduğunu ancak paraya ihtiyacı olduğu halde kabul etmediğini, çağrıldığı Can Erzincan TV’ye de gitmediğini ve röportaj taleplerini bile geri çevirdiğini dile getirdi.

“Hiçbir zaman cemaatçi olmadım”

Fetullahçı medya kuruluşlarının her biriyle gözaltına alınması sonrasında ilişkisini kestiğini ve araya mesafe koyduğunu savunan Avcı, “Çünkü bu durumda sizi de cemaatle özdeşleştiriyorlar. Bir suç örgütü olduğunu hiç düşünmemiştim. İçlerinde cemaatçi olmayanlar da vardı. Ben hiçbir zaman cemaatçi olmadım. İnançlı bir insanımdır, onun dışında hiçbir cemaate biat etmem.” dedi.

ByLock kullanmadığını, ByLock tespit edilen bazı kişilerle HTS kaydı çıktığı ve iletişim kurduğu yönündeki iddiaların da iddianameye suçlama yaratmak için konulduğunu ileri süren Avcı, kimin bu programı kullandığını bilmesinin imkansız olduğunu, avukatlarla örgütsel değil, mesleki ilişkisi olduğu için görüştüğünü, ceza avukatı olduğu için çevresinin fazla olduğunu ve kendisini birçok kişinin arayıp mesaj attığını kaydetti.

Hakkında fazla delil olmayınca iddianameye Günün Mağdurları Derneği’ne üye olduğuna yönelik suç isnadı konulduğunu dile getiren Avcı, tanınmış biri olarak kendisine ısrarla teklif edildiğinde reddedemediğini, derneğin tüzüğünü incelediğini ve kendisine insani bir dernek gibi göründüğü için istemeyerek de olsa ısrar sonucu üye olduğunu anlattı.

“Vitrine kendinden olmayan insanları koyuyorlardı”

Mahkeme heyetinin sorusuna karşılık derneğin başkanının eski emniyet müdürü Nazmi Ardıç olduğunu söyleyen ve tanınmış üyelerinin de bulunduğunu belirten Avcı, görüştüğü Nazmi Ardıç’ın kendisine, “CHP Milletvekili Mahmut Tanal’ın da derneğe üye olacağını” söylediğini dile getirdi. Gültekin Avcı, derneğe üye olduktan 1 ay sonra zaten tutuklandığını, hiçbir faaliyetine katılmadığını ve tedirgin olduğu için cezaevindeyken mektup gönderip istifasını istediğini de önü sürdü.

Sanık Avcı savunmasının son bölümünde FETÖ ile ilgili bazı açıklamalar yaptı. Fetullahçı yapının vitrine özellikle kendilerinden olmayan insanları koyduğunu ve Zaman gazetesinde cemaatçi olmayan çok insan çalıştığını anlatan Avcı, “Cemaatçi savcı ve hakimler de aşırı tedbirliydi. Çoğunun eşinin başı başörtülüydü. Talimat gelince eşleri başlarını açtı, alkol bile aldılar. Bir cemaatçi hakim ve savcıyla çok şey konuşamazsınız. Çünkü dikkat çekmek istemedikleri için görüşlerini belli etmezler. Alt seviyede gizlenme, üst seviyede de iyi yere gelince gereken tavrı sergileme şeklinde yürüyordu işler. Cemaatçi olmadığın için beni hiçbir zaman başsavcı veya yetkili savcı yapmadılar.” diye konuştu.

Avcı’nın savunmasının ardından avukat talebi ve savcı görüşünü alan mahkeme heyeti, ara kararını açıkladı.

Sanığın tutukluluk halinin devamına hükmeden heyet, duruşmayı erteledi.

İddianameden

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar bürosunca hazırlanan iddianamede, Avcı’nın, FETÖ şüphelisi polisler ile örgütün üst düzey yöneticilerinden olduğu belirtilen Hidayet Karaca’nın avukatlığını yaptığı dönemde, söz konusu kişiler hakkında Nisan 2015’te ”yetkisiz mahkemece” tahliye kararı verilmesinde aktif rol oynadığı vurgulanıyor.

Söz konusu bu örgütsel eylemin talimatını FETÖ elebaşı Fetullah Gülen’in 19 Nisan 2015’te verdiği belirtilen iddianamede, aralarında eski emniyet müdürleri Ali Fuat Yılmazer, Yakub Saygılı, Tufan Ergüder, Ömer Köse, Yurt Atayün, Erol Demirhan, Ramazan Akyürek ile Hidayet Karaca’nın bulunduğu 63 şüphelinin birçok soruşturma kapsamında tutuklu bulunduğu, bu kişilerin avukatları aracılığıyla verilen reddihakim ve tahliye dilekçelerinin, yetkisi ve görevi olmadığı halde dönemin İstanbul 29. Asliye Ceza Mahkemesi hakimi Metin Özçelik tarafından incelemeye alındığı belirtiliyor.

İnceleme sonucunda reddihakim talebinin kabulüne karar verip, tahliye talebini de o dönem 32. Asliye Ceza Mahkemesi hakimi Mustafa Başer’e gönderdiği, Başer’in de tahliye kararı verdiği anlatılan iddianamede, her iki hakimin de yetkisi olmamasına rağmen bu kararı verdikleri, bu olayın ardından Mustafa Başer ve Metin Özçelik’in tutuklandığı, daha sonra da meslekten çıkarıldığı kaydediliyor.

Muhabir: Murat Kaya,Muhammed Enes Can,Başak Akbulut Yazar

'Darbecilerin cezalandırılması milletimizin beklentisidir'

ANKARA

Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) 15 Temmuz 2016’daki darbe girişimi sırasında Genelkurmay Başkanlığındaki eylemlerle ilgili, sözde “yurtta sulh konseyi” üyelerinin de aralarında yer aldığı 221 sanığın yargılanmasına devam edildi.

Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesince, Sincan Ceza İnfaz Kurumları Kampüsü’ndeki salonda görülen Genelkurmay çatı davasının duruşmasına, tutuklu ve tutuksuz sanıklar, taraf avukatları ile şehit yakınları katıldı.

Duruşmada, davaya katılma taleplerinin kabul edildiği kişi ve kurumların avukatlarına söz hakkı tanındı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın avukatı Hüseyin Aydın, FETÖ’nün dini ve milli duyguları kullanarak mensuplarını amaçları için robot haline getirdiğini ifade etti.

FETÖ’nün ordu içine sızdırdığı elamanları vasıtasıyla 15 Temmuz 2016’da darbe girişimine kalkıştığını belirten Aydın, vatandaşlar ve vatansever kamu görevlilerinin çabalarıyla Türk tarihinde ilk defa darbecilerin suçüstü yakalandığı ve etkin bir soruşturma sürecinin ardından yargılamaların başlatıldığını dile getirdi.

Darbe girişimi esnasında milli iradeye sahip çıkmak üzere Boğaziçi Köprüsü, Akıncılar Üssü, Genel Kurmay Başkanlığı, TBMM ve Cumhurbaşkanlığı Külliyesi önünde toplanan halkın üzerine uzun namlulu silahlarla ateş açıldığını anlatan Aydın, çok sayıda sivil vatandaşın yaşamını yitirdiğini, 2 binden fazla vatandaşın yaralandığını kaydetti.

Olaylar esnasında başta TBMM olmak üzere bir çok kamu kurumunun darbecilerce bombalandığını, işlenen suçlara ilişkin elde ciddi delillerin bulunduğunu vurgulayan Aydın, buna rağmen sanıkların ağız birliği yaparak gerçekleri çarpıtmaya çalıştıklarını söyledi.

Aydın, “15 Temmuz gecesinde millet üzerine düşeni fazlasıyla yapmıştır, vatanını ve devletini işgalci darbecilerden korumuştur. Bundan sonra görev bağımsız mahkemelere, yani sizlere düşmektedir. Suçluların mümkün olan en kısa sürede hak ettikleri cezaya çarptırılmaları milletimizin beklentisidir.” dedi.

Diğer müdahil avukatlarının da beyanlarının ardından duruşmaya yarın devam edilmek üzere ara verildi.

FETÖ-PKK'nın 'terör' dayanışması

ANKARA – AYNUR EKİZ-SEFA ŞAHİN

Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve PKK‘nın, 15 Temmuz hain darbe girişimi öncesi ve sonrasında yaptığı iş birliği, yapılan açıklamalar ve eylemlere de yansıyor.

AA muhabirinin derlediği bilgiye göre, 15 Temmuz 2016 öncesi ve sonrasındaki açıklamalar ve eylemler, terör örgütleri PKK ve FETÖ’nün amaç yönünden benzerliklerinin yanı sıra amaçlarını gerçekleştirmek üzere iş birliği yaptığını da gösteriyor.

“İmralı Notları”nda FETÖ

FETÖ/PDY ile PKK/KCK arasındaki ilişki, terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan’ın “Demokratik Kurtuluş ve Özgür Yaşamı İnşa (İmralı Notları)” isimli kitabında yer alan, dönemin HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, HDP Ankara Milletvekili Sırrı Süreyya Önder ve Öcalan arasında geçtiği iddia edilen konuşmada net olarak ortaya çıkıyor.

Kitaba göre, Demirtaş, “Önceki görüşmede aktarımlarınız yanlış anlaşıldı; Cemaate düşmanlık ve karşıtlık gibi yorumlandı. Gelmeden önce Sırrı Süreyya bazı temsilcileriyle görüştü. Onlar da bunu tam anlayamadıklarını, tedirgin olduklarını söylemişler.” ifadelerini kullandı.

Bunun üzerine söz alan Önder, Ekrem Dumanlı ile görüştüğünü belirterek, “Bunun nedenini anlayamadıklarını, Bahoz Erdal’ın Cemaate yönelik sert açıklamalarıyla da birleşince kaygılandıklarını aktardı.” sözlerine yer verdi.

Bahoz Erdal’ın açıklamalarını soran Öcalan, görüşlerini şöyle anlattı:

“Dikkat edilmesi lazım. Aslında bu dönemde herkesin birbirine karşı kullanacağı dil ve üsluba dikkat etmesi gerekir. Cemaatle ilgili şeye gelince, o dedikleri gibi değildir. Biz kendilerine Ortadoğu’da demokratik ittifak bile teklif ettik, değil mi? Öyle düşmanlığımız falan olmaz. Söyleyin, Gülen’i en iyi anlayacak olan yine benim. Hatta kendisi ‘Sulhta hayır vardır’ demişti. Ben de aynen katılıyorum. O da barışı destekliyor. Ortadoğu’da demokratik uzlaşı sağlayabiliriz.” 

FETÖ, Kandil’e çıkmak istemiş

PKK’nın sözde yürütme komitesi üyesi Duran Kalkan, 2016 yılının Mayıs ayında terör örgütünün yayın organı olan televizyon kanalında yer alan bir programa katılarak, “Ne kadar doğruydu bilemiyorum ama bazı duyumlarımıza göre bu mayısta Tayyip Erdoğan düşürülecekti. Böyle söylentiler ve beklentiler vardı. Kim yapacaktı, nasıl düşecekti bilemeyiz.” açıklamasında bulundu.

Cumhuriyet gazetesi muhabiri Ahmet Şık, Kandil’de PKK’nın sözde üst düzey yöneticisi Cemil Bayık’la 2015 yılının Mart ayında bir söyleşi gerçekleştirdi.

Bu röportajda Bayık, iki terör örgütü arasındaki ilişkiyi şu sözlerle aktardı:

“Birkaç ay önce bizimle temas kurmak istediler ama kabul etmedik. Gelmek ve hatta söyleşi yapmak istediler. ‘Gelirsek bu gazeteciliği aşan bir duruma yol açacak’ diye de söylediler. ‘Cemaat Kürt meselesine ve çözümüne, bize yönelik bakışını, tutum ve söylemini değiştirirse, buna ikna olursak o zaman sizinle görüşürüz röportaj da yaparız’ dedik. Öncelikle Fethullah Gülen’in açıklama yapmasını istediğimizi söyledik.”

“İki polisi PKK şehit etti ama FETÖ saldırıya zemin hazırladı”

FETÖ’nün 15 Temmuz darbe girişimini, darbelerin ve gizli oluşumların siyaset üzerindeki etkilerini araştırmak amacıyla kurulan Meclis Araştırma Komisyonu, 15 Aralık 2016’da Sakarya Emniyet Müdürü Eyüp Pınarbaşı’yı dinledi.

Şanlıurfa Emniyet Müdürlüğü sırasında yaşadıklarını ayrıntılı olarak anlatan Pınarbaşı, Şanlıurfa’nın Ceylanpınar ilçesinde iki polis memurunun şehit edilmesi olayı ile ilgili “İki polisi PKK şehit etti ama FETÖ saldırıya zemin hazırladı. Bundan şüphemiz yok, eminiz. Çünkü, saldırıdan sonra polislerin isimlerini, silahların seri numaralarını, kendi telsizlerinden okudular.” ifadelerini kullandı. 

“FETÖ unsurları temizlenince terörle mücadeledeki başarı arttı”

Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA) Toplum ve Medya Araştırmaları Direktörü İsmail Çağlar, FETÖ’nün 15 Temmuz darbe girişimi sürecinde, PKK terör örgütünün eylemlerinin durduğuna dikkat çekti.

Bu durumun bugün hala akıllarda bir soru işareti olduğunu söyleyen Çağlar, “Ama esas Türkiye açısından çok daha kritik ve meydanda olan birliktelik şu. Bugün artık FETÖ kapsamında yapılan operasyonlardan sonra görüyoruz ki Doğu ve Güneydoğu’da görevde olan gerek Türk Silahlı Kuvvetlerine mensup askerler gerekse iç güvenliğe ait unsurların arasında ciddi bir FETÖ yapılanması varmış. Bunlar da ciddi anlamda Türkiye’nin terörle mücadelesini sekteye uğratıyorlarmış. Zaten güvenlik güçleri FETÖ unsurlarından temizlenince, Türkiye’nin terörle mücadeledeki başarısı ve yapılan operasyonların isabetlilik oranında da ciddi bir artış dikkatimizi çekiyor.” değerlendirmesinde bulundu.

FETÖ’nün, PKK terör örgütüne bilgi sızdırılması ve Türkiye’nin terörle mücadeleye yönelik yaptığı operasyonların sabote edilmesi gibi birçok konuda çaba sarf ettiğinin ortaya çıktığına işaret eden Çağlar, şunları kaydetti:

“Bugün Zeytin Dalı ve daha önceki Fırat Kalkanı Harekatı’na ya da Türkiye’de iç siyasete dönük çeşitli tartışmalara baktığımızda bu işbirliği görülüyor. FETÖ ve PKK mensuplarının gerek yasa dışı yayın organlarından gerek sosyal medyadaki paylaşımlarıyla ortaya sürülen iddialara baktığımızda, bunların ciddi anlamda dil ve söylem birliği içerisinde olduğunu da görüyoruz.”   

Darbe girişimini köprüye varmadan öğrenmiş

İSTANBUL

Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) darbe girişimi sırasında, aralarında Erol Olçok ve oğlu Abdullah Tayyip Olçok’un da bulunduğu 34 kişinin şehit edildiği 15 Temmuz Şehitler Köprüsü‘ndeki olaylara ilişkin haklarında otuz yedişer kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istenen 135’i tutuklu 143 sanığın yargılandığı davanın 24. duruşması tamamlandı.

İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesince Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi karşısında yer alan binadaki büyük salonda yapılan duruşmada savunma yapan sanık eski üsteğmen Ali Akçay, FETÖ ile ilgisinin bulunmadığını belirterek askeri mevzuatı anlattı.

15 Temmuz’da Yalova’daki Hava Meydan Komutanlığında olduğunu belirten Akçay, birlikten Hava Harp Okulu öğrencileri ve sanık eski binbaşı Gazi Odacı ile hareket ettiklerini belirtti.

Başka davada “anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla cezalandırılan eski yüzbaşı Mesut Kazancı’nın oluşturduğu listeye göre otobüslere bindirildiklerini anlatan Akçay, öğrencilere kırkar adet mermi verildiğini söyledi.

Darbe girişimini, köprüye varmadan öğrenmiş

15 Temmuz Şehitler Köprüsü’ne yaklaştıklarında trafiğin artması ve olağanüstülük sezmesi üzerine internete baktığını aktaran Akçay, “Haberlere baktığımda askeri hareketlilik ve darbe girişimi olduğunu gördüm. Bu bilgiyi hemen Gazi binbaşıya söyledim. O da bizlik bir durum olmadığını, öğrencileri terör tehdidi nedeniyle okula götürdüğümüzü söyledi” şeklinde savunma yaptı.

Köprüye yaklaştıklarında otobüslerin camının taş ve sopalarla kırıldığını iddia eden Akçay savunmasında şunları öne sürdü:

“Harbiyeliler otobüsün koridoruna uzanarak kendini korumaya başladı. Saldırının dozajı arttı. Aracın camları kırılmıştı. Aracın şoförü ‘Vuruldum komutanım’ dedi. Araca ateş açılmaya da başlanmıştı. Etrafımızdakilere araçtakilerin Harbiyeli olduğunu, okula döndüğümüzü söyledik. Saldırıların artması nedeniyle can güvenliğimizden büyük endişe duymaya başladı.Havaya 3-4 el ateş ettik. Ne yapacağımızı şaşırmıştık, Biri aracın yandığına dair bir ses duyduk. Araçtan en son ben indim.”

Kendilerinin kimlerden oluştuğunu bilmediği insan koridoru tarafından köprüye doğru sürüklendiğini iddia eden Akçay, darbe girişimi esnasında köprü üzerinde bulunan vatandaşlara ateş etmediğini savundu.

Üzerine atılı tüm suçlamaları reddeden Akçay, tahliyesini talep etti.

Muhabir: Mustafa Hatipoğlu, Melike Gallenkuş

Mahkeme başkanından darbe sanığına tepki

İSTANBUL

Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) 15 Temmuz darbe girişiminde, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nün (FSM) kapatılması sırasında çıkan olaylarda 3 kişinin şehit edilmesi, 49 kişinin de yaralanmasına ilişkin 15 tutuklu sanığın yargılandığı davanın 11. duruşması yapıldı.

İstanbul 29. Ağır Ceza Mahkemesince Büyükçekmece Mimar Sinan Spor Salonunda yapılan duruşmada, beyanlarda bulunan müşteki Ferhat Geylani, evinde televizyon izlerken darbe girişiminden haberdar olması üzerine köprüye gittiğini anlattı.

Köprüde bir sivil polis ve başka bir kişiyle beraber eski Binbaşı Muhammet Hanifi Ertosun ile tartıştığını belirten Geylani, “Sivil şahıs, ‘Siz okyanus ötesinden emir alıyorsunuz’ deyince Hanifi Ertosun, ‘Bizim inimize girecektiniz, görelim bakalım bu gece kim kimin inine giriyor’ dedi. Hanifi Ertosun daha sonra mevcut hükümetin pasif olduğunu, görev yapamadığını söyleyerek kendilerinin yönetime el koyduğunu söyledi.” ifadelerini kullandı.

“Haddini bil, atarım seni dışarıya”

Sözlerinin ardından Ertosun’u mahkeme heyeti önünde teşhis eden Geylani, tutuklu sanıklar eski Yarbay Adnan Uygun ile eski Üsteğmen Mustafa Ceyhan’ın da ateş ettiğini söyledi ve teşhis etti.

Sanık Mustafa Ceyhan’ın ise müştekiye, “Yalan söylüyorsun” demesi üzerine Mahkeme Başkanı Mustafa Çakar, sanığa tepki göstererek, “Mustafa Ceyhan, haddini bil, atarım seni dışarıya. Bir daha bu şekilde yorum yaparsan seni dışarı atarım.” dedi.

Müştekilerin dinlenilmesinin ardından duruşmada, delillerin değerlendirilmesine geçildi. Mahkeme Başkanı Mustafa Çakar, ülke genelinde darbe girişimini gerçekleştiren Yurtta Sulh Konseyi’nin İstanbul yapılanmasını oluşturan sanıklar tarafından kurulan “Yurtta Sulh Biziz” isimli WhatsApp haberleşme grubundan bahsederek sanık Adnan Uygun’un bu grupta olduğunu söyledi.

Adnan Uygun ise WhatsApp grubundaki telefon numarasının kendisine ait olduğunu ama gruba dahil edildiğinden haberinin olmadığını iddia etti.

WhatsApp gruplarında, bir kişinin istediği herkesi ekleyebileceğini ifade eden Uygun, kendisinin hiç gruba mesaj atmadığını, gruba gelen mesajları okumadığını, iddianame eline geldiğinde gruptan ve mesajlardan haberdar olduğunu ileri sürdü.

Mahkeme Başkanı Çakar, Adnan Uygun’un, Kuleli Askeri Lisesi eski okul komutanı Yarbay Muammer Aygar ile telefonla sürekli görüştüğünü ve görüşmelerin hemen ardından köprüyle ilgili grupta paylaşımlar yapıldığına dikkat çekerek aralarında bir bağlantı olup olmadığını sordu.

Sanık Uygun ise kendisine verilen köprüyü kapatma görevi kapsamında Aygar ile görüştüğünü ve WhatsApp mesajlarını yorumlama durumunda olmadığını ileri sürdü. Başkan Çakar ise “Cevap verme durumunda da değilsin.” dedi.

Muhabir: Hüseyin Kulaoğlu

İzleme ve dinlemeyi saksıya yerleştirilen kamera ile yapmışlar

ANKARA

Eski CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ile eski MHP’li yöneticilerin özel hayatlarına ilişkin olduğu iddia edilen görüntülerin yayımlanmasıyla ilgili FETÖ elebaşı Fetullah Gülen’in de arasında bulunduğu 171 sanığın yargılandığı dava sanık savunmalarıyla sürdürüldü.

Ankara 14. Ağır Ceza Mahkemesince Sincan Ceza İnfaz Kurumları Kampüsü’nde görülen duruşmaya tutuklu ve tutuksuz sanıklar ile taraf avukatları katıldı.

Duruşmanın öğleden sonraki bölümünde savunmasını yapan sanık eski polis memuru Cengiz Söğüt, 1998-2010 yılları arasında İstihbarat Daire Başkanlığı Teknik Şube Müdürlüğünde görev yaptığını söyledi.

Söğüt, amirlerinin emirleri doğrultusunda bir ekiple gittiği Aydın Deliktaşlı’nın evinde televizyona takılmış cihazları sökerek buradan ayrıldığını ancak cihazları eve kendisinin yerleştirmediğini belirtti.

Televizyonlara kamera takmış

Amiri Sedat Zavar’ın bir akşam kendisini odasına çağırarak, “Ankara İstihbarat Şubenin bir konusu olduğunu ve çantasını hazırlamasını söylediğini” dile getiren Söğüt, Gürsel Gündüz ile buluşup haber alma ekibinin güvenliği sağladığı Yenimahalle’deki Gülen Bayıllıoğlu’nun evine gittiklerini kaydetti.

Okan Aytekin’in burada 10-15 dakika uğraştıktan sonra kilidi kırarak kapıyı açtığını, ardından televizyona kamerayı taktığını anlatan Söğüt, şüpheliler Özgür Türker ve Ertan Aslan’ın yatak odasına da kamera takılmasında ısrar ettiğini belirtti. Söğüt, “Ben orada bir resim gördüm, paşa resmi. Yine ısrar edince çantamda hazır olan bir ses dinleme cihazını pille bağlayıp komodinin altına yerleştirdim. Fotoğrafı görünce o dönem Ergenekon soruşturmaları yürüyor, ona yorduk ve çıktık.” dedi.

Saksı içerisinde kamera için İstanbul-Ankara arası gidip gelmiş

Söğüt, yine Sedat Zavar’ın emri doğrultusunda İstanbul Kadıköy’de Feridun Pehlivan’ın ikametine cihaz yerleştirmek için yola çıktığını anlatan Söğüt, şunları söyledi:

“Zavar, ‘İstanbul’da Ankara İstihbarat Şube’den Tamer Özbek alacak.’ dedi. Tamer, beni aradı ve kendi sivil arabasıyla geldi. Çantamı bagaja koydum. Arabada çilingir bir çocuk vardı. Eve gittiğimizde çilingir kapıyı açtı. Salondaki televizyona kamerayı taktım. Daha sonra yatak odasına geçtik. Tamer Başkomiser buraya da kamera takmamı istedi, ‘Olmaz.’ dedim. O ara gözüme yapma çiçeğin bulunduğu saksı takıldı. ‘Fotoğrafını çekeyim Ankara’da yaptırayım. Tekrar gelip bırakırız.’ dedim. Ankara’ya döndüm, tanıdığım bir çiçekçiye gidip aynısını yaptırdım. Görüntü ve ses alabilecek bir cihaz yerleştirdim. 8-10 gün içinde tekrar İstanbul’a gittim. Beni karşıladılar. Eve gittik ve oradaki çiçeği aldım, öbürünü bıraktım.”

Söğüt, MHP eski Genel Başkan Yardımcısı Recai Yıldırım’ın evine hiç girmediğini, ancak onun evi olduğunu düşündüğü Çankaya’daki adrese amiri Sedat Zavar ve İlker Usta ile gittiğini söyledi. Zavar ve Usta’nın binaya girip çıktığını, kendisinin ise araçta beklediğini anlatan Söğüt, bu adrese cihaz yerleştirilip yerleştirilmediğini bilmediğini öne sürdü.

Eski Devlet Bakanı ve eski MHP Milletvekili Bekir Aksoy’un evine de daha önce gidilerek floresan lambaya kamera koyulduğunu ancak cihazın çalışmadığını bildiğini anlatan Söğüt, “Bana vantilatör resmi getirdiler ya da vantilatör getirdiler. Floresana taktıkları cihaz verimli çalışmamış. Ben vantilatöre taktım. Adrese Zavar ve Usta ile gittik. Kapıyı anahtarla açtılar. Oradaki vantilatörü değiştirdik. İlker Usta floresandaki cihazın arızasını giderdi.” ifadelerini kullandı.

Konusunun suç olduğunun bildiği bir emri yerine getirmediğini savunan Söğüt, “(Görevlerin hepsinde mahkeme kararları var.) denmesi üzerine, çevremde 10-15 kişilik bir polis grubuyla görevlere gittim. ‘Örgüt faaliyeti yapılan evler’ diyerek gidip çalıştım. Evlerin kime ait olduğunu da bilmiyordum.” diye konuştu.

Söğüt, FETÖ ile bir bağı bulunmadığını savunarak, sanık olarak yargılanmasına yol açan herkesten şikayetçi olduğunu kaydetti.

Sanık eski polisler Taner Aydın, Adem Özyılmaz, Ahmet Kalaycı, Arif Tuncal da savunma yaptığı duruşma, yarına ertelendi.

Muhabir: Ertuğrul Subaşı 

ByLock'u muhbirlerle görüşmek için kullanmış

DENİZLİ

Denizli’de Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması’nın (FETÖ/PDY) emniyet örgütlenmesine yönelik davada 10’u tutuklu, biri firari 17 sanığın yargılanmasına devam edildi.

Denizli 3. Ağır Ceza Mahkemesince Denizli Kongre ve Kültür Merkezi’ndeki salonda görülen davanın duruşmasına 10’u tutuklu 16 sanık ile yakınları ve avukatları katıldı.

Duruşmada, ByLock içerikleri gelen sanıkların tutanakları okundu, ByLock’a giriş tarihleri ile adresleri teyit edildi.

İddia makamı, esas hakkında verdiği mütalaada tutuksuz yargılanan 2 kişinin beraatını, diğer sanıkların terör örgütüne üye olmaktan cezalandırılmasını talep etti.

Sanıklardan bazıları savunmalarında ByLock programını kullanmadıklarını iddia etti.

Tutuklu sanık eski emniyet amiri Mustafa Taç, dünyada 1 milyon kişinin ByLock kullandığını, bunu kullanmanın suç olmadığını iddia ederek, “Ben bu programı muhbirlerle görüşmek için kullandım. Asayiş konularında muhbirlerimle görüştüm. Üç çocuğum var, eşim ev hanımı tutuksuz yargılanmak istiyorum.” dedi.

Tutulu sanık Mümtaz Macit ise HTS kayıtlarını ve ByLock kullandığı iddialarını kabul etmediğini belirterek, “IP çakışması ya da mor beyin uygulaması olabilir. Bankadan kredi çekmiştim. 2014’ün temmuz ya da ağustos ayında kalan 15 ayın kredi borçlarının tamamını peşin olarak yatırdım. Talimatla hesap açtırmadım. Kesinlikle kaçma şüphem yoktur. Üç çocuğum var, tutuksuz yargılanmayı talep ediyorum.” diye konuştu.

Mahkeme heyeti, tutuklu sanıkların mevcut hallerinin devamına karar vererek duruşmayı erteledi.

Muhabir: Mustafa Dermencioğlu

Akıncı Üssü davasında 29 tahliye

ANKARA

Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) 15 Temmuz 2016’daki darbe girişimi sırasında komuta merkezi olarak kullandığı Akıncı Hava Üssü‘ndeki eylemlere ilişkin 486 kişinin yargılandığı davada 29 tutuklu sanık tahliye edildi. Duruşma, 12 Şubat’a ertelendi.

Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesince, Sincan Ceza ve İnfaz Kurumları Kampüsü‘ndeki salonda görülen duruşmaya sanıklar, avukatları, müştekiler ile gaziler ve şehit yakınları katıldı.

Mahkeme Başkanı Selfet Giray, duruşmaya verilen aranın ardından ara kararı açıkladı.

Mahkeme, sanıklar Ahmet Özçetin, Akın Öztürk, Bilal Akyüz, Gökhan Şahin Sönmezateş, Hakan Evrim, Kubilay Selçuk, Mehmet Dişli, Murat Koçyiğit, Mustafa Barış Avıalan, Muzaffer Düzenli, Ömer Faruk Harmancık, Turgay Sökmen ve Adnan Arıkan hakkındaki dava dosyalarının tefriki ve Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesinin birleştirme talebini kabul etti.

Kayseri’den kalkış yapıp Akıncı’ya inen iki “Gören” uçağına mühimmat ya da askeri malzeme yüklenip yüklenmediğine yönelik Kayseri 12. Hava Ulaştırma Üs Komutanlığına müzekkere yazılmasına karar veren mahkeme, dosyanın sanıkları yönünden örgütün kriptolu haberleşme programı ByLock listesi temini için Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına, mevcut ByLock listesinde yer alan sanıklar yönünden ise belirtilen telefon hattı ile IMEİ numaralarıyla kullanılan cep telefonlarının ve internet trafiğinin tespiti konusunda BTK’ya müzekkere yazılmasına hükmetti.

Mahkeme, tutuklu sanıklar İsmail Hakkı Özveren, Burcu Doğan, İbrahim Çalışkan, Metin Keleş, Yasin Çetin, İbrahim Yılmaz, Zafer Şinik, Sinan Sarı, Cumali Ünal, Abdullah Bingöl, Aydın Uyan, Faruk Altınok, Ümit Özdemir, Raif Fakı, Ümit İnce, Fatih Zeki Sungur, Mehmet Ateş, Erdal Ertural, Nuri Özcan, Hüseyin Görgülü, Serkan Alkaç, Mesut Üstüncan, Ali Kahrıman, Mehmet Özkul, Faruk Yayabaş, Murat Taşan, Ramazan Aytekin, İsrafil Bilir ve Faruk Yusufoğlu’nun adli kontrol şartı ile tahliyesine karar verdi.

Duruşmaya, sanık savunmalarıyla devam edilmek üzere 12 Şubat’a kadar ara verildi.

Muhabir: Ertuğrul Subaşı, Cemil Murat Budak

FETÖ'nün darbe girişimine ilişkin 2 asker tutuklandı

ANKARA

Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) 15 Temmuz darbe girişimi sırasında AK Parti Genel Merkezi yakınlarında darbecilere karşı direnen iki vatandaşın yaralanması ve bir kişinin şehit olmasına ilişkin 2 asker tutuklandı.

Etimesgut Zırhlı Birlikler Okul ve Eğitim Tümen Komutanlığındaki eylemlere ilişkin Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesinde 52 kişinin yargılandığı davanın tutuksuz sanığı uzman çavuşlar Burak Çakır ve Harun Bulut, emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye getirildi.

Şüpheliler, ifadelerini alan cumhuriyet savcısınca, “Bir suçu gizlemek veya başka bir suçun delillerini gizlemek ya da yakalanmamak amacıyla öldürme” ve “adam öldürmeye teşebbüs” suçlarından tutuklama talebiyle nöbetçi sulh ceza hakimliğine sevk edildi.

Çakır ve Bulut, mahkemedeki ifadelerinin ardından tutuklandı.

Uzman çavuşların, darbe girişimi gecesi AK Parti Genel Merkezi yakınlarında seyreden bir tankta görev yaptıkları, o sırada iki vatandaşın yaralanması ve bir kişinin şehit edilmesinden sorumlu tutuldukları öğrenildi.

Muhabir: Zafer Fatih Beyaz,Barış Kılıç

1 2