Yaygın ilaç dirençli tüberküloza dikkat

Yaygın ilaç dirençli tüberküloza dikkat

ANTALYA

Türk Toraks Derneği 20’nci Yıllık Kongresi’nin basın toplantısında konuşan dernek başkanı Prof. Dr. Ali Fuat Kalyoncu, tüberkülozun “asrın mikrobu” olduğunu ve bu konunun Avrupa ve Amerika dahil tüm ülkeler için en önemli sağlık konuları arasında yer aldığını söyledi. 

Hastalığın özellikle göç alan ülkeler için ciddi bir sorun olduğunu vurgulayan Kalyoncu, ülkelerin sağlık politikalarında buna yönelik çalışmalara ağırlık verilmesi gerektiğini dile getirdi.

Derneğin Tüberküloz Çalışma Grubu’ndan Doç. Dr. Şeref Özkara da Türkiye’de tüberkülozun önlenmesine yönelik çalışmaların çok başarılı olduğunu belirterek, son 10 yılda hasta sayısının yarıya düştüğünün altını çizdi.

Bu mikrobun insandan insana hava yoluyla bulaşan, öncelikle akciğerlerde olmak üzere tüm organlarda görülebilen bulaşıcı bir hastalık olduğunu anlatan Özkara, Türkiye’ye yönelik göç dalgasının ise hastalık riskine yol açtığını öne sürdü. 

“Çok ciddi önlemler alınması lazım”

Şeref Özkara, şöyle devam etti:

“Bu alanda yürütülen başarılı çalışmalara rağmen, şimdi önümüze yepyeni bir şey çıktı. Özellikle eski Sovyetler Birliği ülkelerinden gelen ve tedavisi artık imkansız hastalık dediğimiz yaygın ilaç dirençli tüberkülozdur. Bu, dünyada bu kadar büyük bir korku yaratıyor, çünkü havayla bulaşıyor, hastaneye yatırıldığında oradakilere bulaştırabilir. Çünkü, tedavi etmek için ilaç yok. İşin vahim yanı ise Türkiye’de şu anda kayıtlı ve tedavi olan 10 hastadan sadece 2’si yerli vaka. Bu hastalar yaygın ilaç dirençli tüberküloz hastası. Bunların da kimden aldığı bilinmiyor. Büyük çoğunluğu hastaların ithal vakalar. Burada çok ciddi önlemler alınması lazım. Çünkü Türkiye’ye bu mikrobun yayılmaması lazım.

Göçmenlerde görülen tüberkülozla ilgili olarak, Suriye’den 500’e yakın hastamız var. Bu hastalar, Türkiye’deki sıklığa eşit. Burada bir sorun var. Suriyelilerin evi yok, kültür farklılığımız ve tercüme sorunumuz var. Bu gibi nedenlerle tedavileri yarım bırakabiliyorlar. Çok değişik ülkelerden hastamız var. Benim kliniğimde Suriyeli, Afgan, Iraklı hastalar çoğaldı. Artık başka ülkelerden de Türkiye’ye bu tip hastaların göçünün arttığı görülüyor. Türkiye, artık Avrupa ve Amerika’nın yaşadığı gibi göçle gelen hastalar sorununu gündemine almak zorunda.”

Muhabir: Yeşim Sert Karaaslan

'Parkinsonun yaşı yok'

'Parkinsonun yaşı yok'

GİRNE

KKTC’de Türkiye Parkinson Hastalığı Derneği tarafından “12. Ulusal Parkinson Hastalığı ve Hareket Bozuklukları Kongresi” Girne Elexus Otel’de düzenlendi. 

Kongrede gazetecilere açıklamalarda bulunan Türkiye Parkinson Hastalığı Derneği Başkanı Prof. Dr. Raif Çakmur, parkinsonun, yavaş ilerleyen, beyin hücrelerinde kayıp ile seyreden bir hastalık olduğunu dile getirerek, “Bu tür hücre kaybı ile giden, sinsi başlayan ve yavaş seyreden hastalıklara, nörodejeneratif hastalıklar denilmektedir. Parkinson hastalığı, alzaymırdan sonra en sık görülen nörodejeneratif hastalıktır.” bilgisini aktardı. 

Parkinson hastalığının koku duyusu kaybı veya azalması, uyku bozuklukları ve kabızlık, sonraki aşamada ise titreme ve hareketlerde yavaşlama gibi belirtiler ile ortaya çıktığını vurgulayan Çakmur, görülme sıklığı ile ilgili de şu değerlendirmelerde bulundu:

“Parkinson hastalığı tipik olarak orta ve ileri yaşın hastalığı olup, ortalama 60’lı yaşlarda görülmekle birlikte, genç yaşlarda da başlayabilir. Türkiye genelinde 100 bin kadar parkinson hastası olduğu tahmin edilse de bu hastaların hepsi tedavi görmüyor. Reçete alan veya saptanabilen ortalama 60 bin hasta var. Önemli olan erken teşhis ve doktor kontrolü ile hastalığın teşhis edilmesidir. Parkinson hastalığının yaşlı hastalığı olduğu algısı toplumda yaygın bulunduğu için genç hastalar hekime başvurmuyor. Oysaki akraba evlilikleri sebebiyle genç yaşlarda da kalıtsal parkinson görülebiliyor. Yapılan çalışmalar parkinson hastalığının erkeklerde kadınlara göre daha sık görüldüğünü göstermektedir.”

Muhabir: Murat Demirci

Diyabet göz sağlığını tehdit ediyor

Diyabet göz sağlığını tehdit ediyor

İSTANBUL

Kudret Göz İstanbul Baş Hekimi Op. Dr. Nail Sönmez, ”Diyabete bağlı olarak uzun süre kan şekerinin yüksek seyretmesi durumunda göz damarları etkilenir ve retinanın beslenmesi bozulur. Retinada yeni damar oluşumları meydana gelirken oluşan damarlardan dışarıya sıvı sızar. Damarlardaki sıvı sızması sonucunda da retinada sıvı birikir ve ödem oluşmasına sebep olur. Bu durum sonucunda kişi görme yetisini kaybedebilir.” ifadelerini kullandı. 

Hastalığın meydana gelmesinde şeker hastalığının süresine dikkati çeken Sönmez, ”Özellikle diyabet tanısından itibaren 10 yıllık süreden sonra ve insüline bağlı genç diyabetlilerde ergenlik çağından sonra retinopati görülme sıklığı artar. Ayrıca sigara ve fazla miktarda alkol tüketimi de diyabetik retinopatinin ilerlemesini hızlandırır.” değerlendirmesinde bulundu.

Sönmez, “diyabetik retinopati” nin şeker hastalığına bağlı olarak ortaya çıkan ve tedavi edilmediği takdirde de kalıcı görme kaybına sebep olan bir hastalık olduğunu belirtti.

Sönmez, iki evreye ayrılan diyabetik retinopatinin ilk evresinde sessiz ilerlediğini ve herhangi bir belirti olmadığını belirterek, özellikle diyabet hastalarının belirti beklemeden düzenli göz muayenesi yaptırması gerektiğini dile getirdi. Birinci evrede belirti göstermeden ilerleyen retinopatinin ikinci evrede ilerleyerek retinada ödem, görüşte lekeler, göz önünde uçuşmalar oluşması ve görmede ani kayıplar ile kendini gösterdiğini anlatan Sönmez, önlem alınmaması durumunda hastalığın ani görme kayıplarına sebep olduğunu vurguladı.

Diyabet hastalarının rutin bir şekilde düzenli olarak göz muayenesi yaptırmasıyla hastalığın erken teşhisinde tedavi edilerek görme kaybından korunulabileceğini kaydeden Sönmez, düzenli göz muayenesi ile oluşabilecek bir çok problemin önüne geçilebileceğini belirtti.

Muhabir: Burhan Sansarlıoğlu

Dünyada 322 milyon kişi depresyonda

Dünyada 322 milyon kişi depresyonda

CENEVRE 

Dünya Sağlık Örgütünün bu yıl 7 Nisan Dünya Sağlık Günü ana teması olan “depresyon” konusunda yayımladığı rapora göre, dünyada 322 milyon kişi depresyonda. Son 10 yılda yüzde 18 artan bu sayı, dünya nüfusunun yüzde 4,4’üne tekabül ediyor.

Raporda, Türkiye nüfusunun yüzde 4,4’ü, yani 3 milyon 260 bin 677 kişinin depresyonda olduğu belirtildi.

Refah düzeyi yüksek ülkelerde depresyondaki kişilerin sadece yüzde 50’sinin tedavi gördüğü, düşük refah düzeyine sahip ülkelerde ise bu oranın yüzde 10’un altında olduğu ifade edildi.

Raporda, depresyon kadınlar arasında daha yaygın, dünyada kadınların yüzde 5,1’inin, erkeklerin ise yüzde 3,6’sının depresyonda olduğu vurgulandı.

Dünyada depresyonun farklı yaş aralıklarında da farklı oranlarda gözlendiği ifade edilen raporda, 55-74 yaş aralığındaki erkeklerde depresyon oranının yüzde 5,5 iken, kadınlarda 7,5 olduğu bildirildi.

Dünyada depresyonda olan kişilerin yarısının, nüfus yoğunluğuyla bağlantılı olarak Çin ve Hindistan’ın yer aldığı Güneydoğu Asya ve Batı Pasifik bölgesinde yaşadığı belirtildi.

Raporda, “Depresyon, intihara sürükleyen en büyük risk. Dünyada her yıl yaklaşık 800 bin kişi intihar ediyor. 15-29 yaş aralığında yaşanan ölümlerin nedeni olarak intihar ikinci sırada bulunuyor. Depresyon ve diğer ruh sağlığı sorunları dünya genelinde artış eğiliminde.” ifadesi kullanıldı.

DSÖ’ye göre, Türkiye’de her 100 bin kişiden 12,6’sı intihar ediyor. Bu, ülke nüfusu göz önüne alındığında Türkiye’de her yıl yaklaşık 10 bin kişinin intihar ettiğini gösteriyor.

Depresyonun, işsizlik, yoksulluk, bir yakının kaybedilmesi ve bir ilişkinin sonlandırılması, hastalık, alkol ve uyuşturucu madde kullanımı gibi nedenlerle artış gösterdiği vurgulandı.

Raporda, “Ruhsal bozukluk gösteren kişi sayısı, özellikle nüfusu artış gösteren düşük gelirli ülkeler başta olmak üzere dünya genelinde yükseliş gösteriyor.” ifadesi yer aldı.

Muhabir: Fatih Erel

İleri evre kanserlerde 'sıcak kemoterapi' dönemi

İleri evre kanserlerde 'sıcak kemoterapi' dönemi

ANKARA – Yeşim Sert Karaaslan

Kemoterapi ve radyoterapiden fayda sağlanamayacak ileri evre ve yayılmış bazı kanser türlerinde uygulanan “Karın İçi Sıcak kemoterapi” (Hipertermik İntraperitoneal Kemoterapi-HİPEK) yöntemi, özellikle yumurtalık, kalın bağırsak ve mide kanseri hastalarına umut oldu.

Damardan verilen kemoterapinin yetersiz kalındığı durumda, HİPEK yöntemi, cerrahi ile karın içinden tümörler temizlendikten sonra hasta anestezi altındayken gerçekleştiriliyor.

Türk Cerrahi Derneği Genel Sekreteri Prof. Dr. Ömer Alabaz, kanser tedavisinde cerrahi uygulamaların çok önemli olduğunu belirtti. Son yıllarda cerrahi uygulamalardaki gelişmeler, özellikle onkoloji ve radyoloji alanındaki ilerlemelerle cerrahinin alanının küçüldüğünü vurgulayan Alabaz, “Eskiden daha büyük cerrahiler yaparken, şu anda radyoterapik, genetik çalışmalar sayesinde cerrahinin kullanım alanı daha da küçüldü.” diye konuştu.

Çok ilerlemiş ve sınırlarını aşmış tümörlerde, cerrahi müdahale yapılamadığının altını çizen Alabaz, bu hastalarda kemoterapi ve radyoterapiyle hastanın yaşam süresinin uzatılmaya çalışıldığını dile getirdi. Alabaz, özellikle erken evrede uygulanan cerrahiyle tedavi oranın yüzde yüze çıktığını belirterek, “Fakat radyoterapi, kemoterapi gibi hedefe yönelik tedavilerle, daha basit ameliyatlar yaparak ilerliyoruz.” bilgisini verdi.

Karın içi sıcak kemoterapinin, en sık kadınlarda yumurtalık kanserlerinin tedavisinde kullanıldığını, bunun yanı sıra kalın bağırsak, mide, apandisit ve peritonun kendi kanserlerinde kullanıldığını anlatan Alabaz, buna artık pankreas kanserlerinde de başvurulmaya başlandığını bildirdi.

Sıcak kemoterapi nasıl uygulanıyor?

HİPEK uygulaması ameliyat sürecinin bir parçası olarak kabul ediliyor. Uzun süren ameliyatın sonunda, karın içinden tümörler temizlendikten sonra hasta anestezi altındayken yapılıyor.

Karın kapatılmadan önce buranın alt ve üst kadranlarına ikişer diren konuluyor. Bu direnlerle kemoterapi sıvısını ısıtan özel cihaz arası bağlantı kuruluyor ve karın alt ve üst kısmına ısı düzeyini takip etmek için 2 ısı probu yerleştiriliyor. Bu proplar kemoterapi verildiği sürece ısının istenen düzeyde sabit kaldığının görülmesini olanak veriyor. Isı 41-43 derece arasında tutuluyor.

Kemoterapi süresi 60 dakika olarak ayarlanıyor. Karın içine 3,5 litre kemoterapi sıvısı veriliyor. Bu sırada kemoterapinin karın içinde her yere ulaşması için karın dıştan elle çalkalanıyor. Bu sürenin sonunda karın içindeki sıvı geri alınıyor ve işlem sonlandırılıyor.

'Türkiye'de 3 milyon obez var'

'Türkiye'de 3 milyon obez var'

EDİRNE

Türkiye Böbrek Vakfı (TBV) Başkanı Timur Erk, Türkiye’de bilimsel tanımlamalara uygun 3 milyon obez olduğunu belirterek, “O 3 milyon obezin 1 milyon 800 bini, 18 yaşın altında.” dedi.

TBV ile Edirne Milli Eğitim Müdürlüğünce, obeziteyle mücadele ve sağlıklı beslenme konusunda farkındalık oluşturulması amacıyla öğrencilere, “Böbrek sağlığı ve beslenme” eğitimi verildi.

Timur Erk, Vali Fahri Yücel İlkokulunda düzenlenen programda, Türkiye’nin dört bir yanında öğrencilere yönelik eğitimler düzenlediklerini söyledi.

Obezitenin önemli bir sağlık sorunu olduğunu ifade eden Erk, “Türkiye’nin nüfusu 80 milyon. 80 milyon içerisinde 3 milyon bilimsel tanımlara uygun obez var. O 3 milyon obezin içerisinden 1 milyon 800 bini sizlerin yaşında. Yani 18 yaşın altında.” diye konuştu.

Obeziteyle ilgili Türkiye’yi çok ciddi bir tehlikenin beklediğini vurgulayan Erk, şöyle konuştu:

“Onun için gençlere yanlış beslenmeyle ilgili konuları aktarmalıyız ki evlerine gittiklerinde, ‘Anneciğim çorbayı yapmışsın, tuzunu da ayarlamışsın ama sofrada ilave tuz koyuyorsun, yanlış yapıyorsun.’ diyebilmelisiniz. Aşırı tuz kullanımı artık yok. Çorbayı mümkün olduğu kadar az tuzla yapın ama ilave eklemeyin. Her şeyde tuz var. Biz buna tersine eğitim diyoruz. Gençler eve gittiğinde annesini ve babasını beslenme konusunda uyarabilmelidir. Her şeyin doğalını ve tazesini zamanında tüketmeliyiz. Örneğin domatesi vaktinde tüketmeliyiz. Bu birçok yiyecek için böyle. Tuz ve şeker tüketimine dikkat edilmelidir. Herkes için geçerli gazlı içecek değil, ayran içmeliyiz.”

Oyuncu ve spor eğitmeni Hasan Yalnızoğlu da öğrencilere kendi hayatından örnekler sunarak, spor ve beslenmeye ilişkin bilgi verdi.

'Şeker en tatlı zehirdir'

ISPARTA

İç hastalıkları ve kardiyoloji uzmanı Prof. Dr. Canan Karatay, “Kanserin sebebi, vücuttaki insülin hormonu yüksekliğidir. Ekmek bunu çok yükseltir ve trans yağlar, yani pakete girmiş tüm gıdalarda bulunan yağlar, kanser sebebidir. Onun için ‘Şeker ve ekmek tüketmeyin, şeker, en tatlı zehirdir‘ diyorum.” dedi.

Karatay, özel bir okulda düzenlenen konferansa katılmak için geldiği Isparta’da, gazetecilere yaptığı açıklamada, kanserin sebebinin vücuttaki insülin hormonunun yüksekliği olduğunu söyledi.

Şekerin, kansere neden olduğunu belirten Karatay, “Kanser yapan şekerdir, yediğimiz şekerlerin ve ekmeklerin kan şekerini yükseltmesidir. Kanserin sebebi, vücuttaki insülin hormonu yüksekliğidir. Ekmek bunu çok yükseltir ve trans yağlar, yani pakete girmiş tüm gıdalarda bulunan yağlar, kanser sebebidir. Onun için ‘Şeker ve ekmek tüketmeyin, şeker, en tatlı zehirdir’ diyorum. Kan şekerini en çok yükselten ekmektir.” diye konuştu.

Ekmekte, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının izniyle yüzde 10 katkı maddesi olduğuna da işaret eden Karatay, “O katkı maddesinin içinde bromür var. Bromürün artık kanserojen olduğu tüm çalışmalarda gösterildi. Bromür, klorür gibi ağır bir metaldir. Suriye’de klorür gazı kullanılarak insanlar öldü. Klorür de bromür de aynı gruptan sayılır.” ifadesini kullandı.

Bahar halsizliğinin önüne geçmek için

Prof. Dr. Canan Karatay, baharın gelmesine rağmen doğal kış ürünlerinin tüketilmesine devam edilmesi uyarısında bulundu.

Bahar geçişlerinde yorgunluk ve halsizlik de yaşanabileceğine değinen Karatay, “Bahar halsizliğinin önüne geçecek, doğal köy tereyağıdır, zeytinyağıdır, balık yağıdır. Bunları bol bol tüketirsek, bahar yorgunluğu olmaz.” dedi.

Bazı gıdalar ile ilgili sindirim güçlüğü yaşanabileceğini vurgulayan Karatay, şöyle konuştu:

“Kilo veremiyorsanız, eğer bir şey yediğiniz zaman gaz oluyorsa bilin ki vücudunuz onu artık tolere edemiyor. Uzun süre kilo vermeyen, alerji şikayeti olanlara gıda intoleransı testini yaptırıyorum ama güvenilir yerlerde yapılması lazım. Eğer gizli bir gıda alerjiniz dahi varsa bilin ki kilo da veremezsiniz, hastalıklardan da kurtulamazsınız.”

Muhabir: Murat Yolcu

Sebze-meyveler hipertansiyonu düşürüyor

Sebze-meyveler hipertansiyonu düşürüyor

ANKARA

Potasyum açısından zengin sebze ve meyve tüketiminin kan basıncını düşürerek hipertansiyon ve ona bağlı kalp hastalıklarının önlenmesine yardımcı olduğu tespit edildi.

Güney California Üniversitesi (USC) Keck Tıp Fakültesinden hücre ve nörobiyoloji profesörü Alicia McDonough’un yaptığı çalışmaya göre, tatlı patates, avokado, ıspanak, muz, fasulye hatta kahve gibi potasyum açısından zengin sebze ve meyve tüketimi, yüksek tansiyonun düşürülmesinde yardımcı oluyor.

Potasyumun insan vücudu üzerindeki faydalarını göstermek isteyen McDonough, son bilimsel çalışmaları, kendi laboratuvarı ve çeşitli laboratuvarlarda kemirgenler üzerinde test etti.

Çeşitli nüfus çalışmalarının tüketilen sodyum miktarından bağımsız olarak, potasyum tüketiminin kan basıncını düşürdüğünü tespit eden McDonough, ayrıca potasyum takviyesi ile yapılan girişimsel çalışmalarda da potasyumun kan basıncı üzerinde doğrudan olumlu etki yaptığını ortaya koydu.

McDonough, “Sodyum tüketimini azaltmanın, kan basıncını düşürmek için iyi bir yöntem olduğu bilinir ancak araştırmalar potasyum açısından zengin diyet uygulamanın da hipertansiyon üzerinde eşit derecede etkisi olduğunu saptadı.” dedi.

“Potasyum açısından zengin beslendiğiniz zaman böbrekleriniz daha fazla tuz ve su ifraz ederek potasyum atar. Yani yüksek potasyum tüketmenin diüretik etkisi vardır.” diyen McDonough, insanoğlunun eski atalarının daha çok sebze, meyve, fasulye ve tahıllarla beslenerek düşük sodyum, yüksek potasyum diyeti uyguladığını anlattı. Artık insanların sodyum ağırlıklı beslendiklerini ifade eden McDonough, bu durumun hipertansiyon ve kalp hastalıklarına davetiye çıkardığını belirtti.

Muhabir: Ayşe Sarıoğlu

'İyi Kalpli Ol' ödülleri sahiplerini buldu

İSTANBUL

Türk Kalp Vakfı (TKV) tarafından kalp ve damar hastalıkları farkındalığını arttırmak amacıyla yürütülen “İyi Kalpli Ol” ödülleri törenle sahiplerine verildi.

TKV Onursal Başkanı Çetin Yıldırımakın, 29. Kalp Haftası kapsamında gerçekleştirilen törende, kalp ve damar hastalıkları bakımından en önemli faktörün hareketsizlik olduğunu söyledi.

Kalp ve damar hastalıklarının kadın, erkek, çocuk, genç ve yaşlı dinlemeden herkesi ilgilendirdiğini anlatan Yıldırımakın, bu konuda toplumu bilinçlendirmek istediklerini kaydetti.

Yıldırımakın, “Özellikle de yarınların sahibi sevgili çocuklarımız ve gençlerimiz için hareketsizliğin önemini gündeme getirmeye çalışıyoruz. Bakın bu hastalık sadece insanları değil, hayvanları da tehdit ediyor. Kalp ve damar hastalıkları konusunda en önemli mücadele, insanları bilinçlendirmek.” dedi.

Törende, Sakarya’daki bir okulda engelli öğrencisini sırtında taşıyarak spor yaptıran beden eğitimi öğretmeni Yahya Celep, Mersin’de kayak yarışından kazandığı para ödülü ile ihtiyaç sahibi öğrencilere 89 bot alan 15 yaşındaki ortaokul öğrencisi Göksu Yeşildağ ve Gaziantep’te down sendromlu kardeşine kendini adayan ve bu amaçla bir dernek kuran Bengü Aslanpay’a ödül verildi.

Ödül töreni, kısa film sunumu ve toplu fotoğraf çekiminin ardından sona erdi.

Muhabir: Ali Özak

Eğitim alan gebelerin yüzde 80'i normal doğuma yöneldi

Eğitim alan gebelerin yüzde 80'i normal doğuma yöneldi

TUNCELİ

Tunceli Devlet Hastanesinde kadın hastalıkları ve doğum uzmanı ile fizyoterapist öncülüğünde, gebelerin normal doğuma yönlendirilmesi amacıyla başlatılan eğitim programından başarılı sonuçlar elde edildi.

Kadın hastalıkları ve doğum uzmanı Çağdaş Özdemir, gazetecilere yaptığı açıklamada, ilk göreve başladığında Tunceli’yi “Türkiye’nin en yüksek sezaryen doğum yaptırma oranına sahip il” olarak gördüğünü söyledi.

Gebelerin, normal doğumla ilgili yanlış bilgi ve korkuları olduğu için sezaryene yöneldiğini ifade eden Özdemir, bu algının değişmesi için fizyoterapist ile gebe eğitim çalışmaları başlattıklarını bildirdi.

Verilen eğitimlerin sonuçlarını almaya başladıklarını aktaran Özdemir, “Başladığımız bu gebe eğitimiyle bir kez bile gelen hastalarımızda normal doğumda inanılmaz bir başarı yakaladık. Öncesinde yüzde 60-80 seviyelerinde olan ilk doğumların sezaryen olma olasılığı yaklaşık yüzde 40’ın altına düştü. Bazen yüzde 20’lere ulaştığımız aylarımız oluyor. Bunlar son 6 ay içinde ulaştığımız rakamlar.” dedi.

“Korkularını yenerek, normal doğuma yöneldiler”

Özdemir, Tunceli’de normal doğum sayısının artmaya devam edeceğini belirterek şöyle devam etti:

“Türkiye’nin en çok okuyan nüfusu burada, en çok sezaryen olan nüfusu burada. İnsanlar normal doğumun çok iyi olduğunu biliyorlar, okuyorlar ama kafalarındaki bu soruları, korkuları atamıyorlardı. Nüfusunda yaşlı olmasına bağlı sezaryen oranını ne kadar düşürmek istesek de tabii ki belli oranlara düşüremeyiz. Çok ileri yaş popülasyonumuz var. Ona rağmen normal doğum sayısında inanılmaz bir artış sağladık. Buraya eğitime gelen hastaların yaklaşık yüzde 80’i normal doğum yaptı.”

Tunceli’de anne adaylarının büyük bölümünün üniversite mezunu olduğunu ve doğum konusunda bilgi sahibi bulunduğunu vurgulayan Özdemir, gebelerin verilen eğitimler ile korkularının giderildiğini dile getirdi.

Özdemir, normal doğumun anne ve bebek sağlığı için en ideal olduğunu, normal doğum yapan annelerin, ikinci ve üçüncü çocuk için istek gösterdiğini gözlemlediklerini sözlerine ekledi.

“Doğum koçluğu yapıyoruz”

Anne adaylarına eğitim veren fizyoterapist Nurel Ertürk ise “Gebe eğitim programı”nda fizyoterapist olarak çalıştığını belirtti.

Anne adaylarını aldıkları eğitimle normal doğuma yöneldiğini anlatan Ertürk, “Amacımız, normal doğum yapmak isteyen anne adaylarının sağlıklı, keyifli ve rahat bir süreç yaşamalarına öncülük etmektir. Doğumda ihtiyacı olan pozisyonları, nefes tekniklerini gebeye anlatıyoruz. Eğitim programında doğum sürecini ve neler yaşayacaklarını anlatıyoruz. Anne adaylarına haftada bir kere eğitim veriyoruz. Gereken kişilere de servise çağırırlarsa doğum koçluğu yapıyoruz.” diye konuştu.

Muhabir: Haydar Toprakçı

1 550 551 552 553 554 559