İçişleri Bakanlığından 'Battal İlgezdi' açıklaması

ANKARA

İçişleri Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, Battal İlgezdi’nin avukatı Ömer Faruk Hansu’nun “uzaklaştırma kararının siyasi saiklerle alındığı” iddiasında bulunduğu hatırlatıldı.

Hansu’nun ayrıca, “Görevden uzaklaştırmaya esas teşkil eden konularda Battal İlgezdi hakkında ‘soruşturma izni verilmemesine, kovuşturmaya yer olmadığına’ yönelik kararlar bulunduğunu” ileri sürdüğü de ifade edildi. 

Bakanlığın görevden uzaklaştırma onayına esas teşkil eden dosyalardaki hususlarla ilgili 32 konuda “soruşturma iznine”, 28 konuda ise “soruşturma izni verilmemesine” hükmedildiği aktarılan açıklamada, “Bakanlığımızca bütün belediye görevlileri ile ilgili işlemlerde olduğu gibi Ataşehir Belediyesi görevlileri hakkında da objektif hukuk kuralları gözetilerek, adalet ve hakkaniyete uygun olarak karar verilmiştir.” denildi. 

Açıklamada, diğer belediye başkanları hakkında verilen görevden uzaklaştırma 
kararlarında olduğu gibi İlgezdi ile ilgili kararda da, mülkiye müfettişleri tarafından düzenlenen raporlar üzerine verilen soruşturma izni kararlarının, adli mercilerce hali hazırda yürütülmekte olan soruşturma ve kovuşturmalarda yer alan yolsuzluk, usulsüzlük, haksız mal edinme, ihaleye fesat karıştırma, görevi kötüye kullanma hususlarının esas alındığı vurgulandı.

“Kesinleşmiş Danıştay kararı bulunmuyor”

“Buz Rezidans” konusuna değinilen açıklamada, mahkemelerin kararlarını dosya içindeki belgelere göre verdiği, yeni bilgi ve belge olması durumunda yeniden ön inceleme yapılmasına engel teşkil edecek hukuksal bir engel bulunmadığı kaydedildi.

Bakanlığa ulaşan yeni bilgi ve belgeler göz önünde tutularak, açıklamada bahsedilen ön incelemeden farklı konuları da içeren yeni bir ön inceleme başlatıldığı bildirilen açıklamada, ön inceleme sonrasında 20 Eylül 2016’da bakanlık tarafından soruşturma izni verildiği, bu karara yönelik de yasal sürecin devam ettiği anımsatıldı.

Açıklamada, söz konusu hususla ilgili kesinleşmiş bir Danıştay kararı bulunmadığı da belirtildi.

Ataşehir Belediyesi tarafından Küçükbakkalköy Mahallesi’nde gerçekleştirilen Erguvan Barış Parkı ile ilgili olarak “arazinin kiralanması, yapımı ve işletilmesi aşamalarında yasa ve usule aykırı işlemler nedeniyle yüklenici ve taahhüt firmalarının korunmuş olması ve rant sağlanması” konusuna ilişkin başlatılan ön inceleme sonucunda, 20 Eylül 2016’da soruşturma izni verildiği aktarılan açıklamada, bu kararla ilgili de kesinleşmiş bir Danıştay kararı bulunmadığına dikkat çekildi.

“Hukuksal süreçlere dayanmaktadır”

Avukat Hansu’nun, “İlgezdi’nin mal varlığı ile ilgili, yargı mercilerince takipsizlik kararı verildiği” iddiasında bulunduğu ancak bu konuda Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma kapsamında, Asliye Ceza Mahkemesine açılan davanın devam ettiği aktarıldı.

Açıklamada, asliye ceza mahkemesinin, görülen dava kapsamında herhangi bir takipsizlik ve beraat kararının bulunmadığı vurgulandı.

Söz konusu dava dosyasının haksız mal edinmenin yanı sıra ihaleye fesat karıştırma suçunu da içerdiği belirtilen açıklamada, bunların dışında görevden uzaklaştırma kararına dayanak teşkil eden farklı konularda, soruşturma izni verilen ve adli mercilerde işlemleri devam eden hususların da bulunduğu bildirildi. 

Açıklamada, “Bakanlığımızın 6 Aralık 2017 tarihli görevden uzaklaştırma kararı, Battal İlgezdi’nin avukatı tarafından yapılan açıklamadaki isnatların tam tersine, bakanlığımıza ve adli mercilere intikal eden çeşitli yolsuzluk, usulsüzlük, haksız mal edinme, ihaleye fesat karıştırma ve görevi kötüye kullanma iddia ve şikayetleri üzerine bakanlığımız ve adli mercilerce yürütülen ve halen devam eden hukuksal süreçlere dayanmaktadır.” ifadesine yer verildi.

Muhabir: Kemal Karadağ

'Kudüs sadece Osmanlı döneminde sulh ile yönetildi'

BURSA

Tarihçi Prof. Dr. İlber Ortaylı, Kudüs‘ün ülke tarihi açısından önemine işaret ederek, “Bizim dönem kadar sakin bir dönemi yok orasının. 4 asır sulh olması, sadece Osmanlı dönemindedir.” dedi.

Türkiye Gençlik Vakfı (TÜGVA) Bursa İl Temsilciliğinin, Bursa Büyükşehir Belediyesinin desteğiyle Merinos Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi’nde (AKKM) düzenlediği programa katılan Prof. Dr. Ortaylı, burada yaptığı konuşmada, Kudüs’ün sadece Osmanlı döneminde sulh ile yönetildiğini söyledi.

Hem gezen hem de okuyanın bilgi sahibi olacağını ve kültürünü artıracağını ifade eden Ortaylı, katılımcılara Kudüs’e gidip gitmediklerini sordu.

Ortaylı, salonu dolduran katılımcılardan sadece birkaç kişinin elini kaldırması üzerine, “Arkadaşlar araba alacağınıza önce Kudüs’e gidin. Önce bir dünyayı görün. Ondan sonra ev kurun.” diye konuştu.

Kudüs’ün, Osmanlı hakimiyetindeki dönemine değinen Ortaylı, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Biz yüz yıl önce oradan çıktık. Çıkarken teslim olmadık. Avusturya ve Alman müttefiklerimiz, ‘Buralar bombalanıyor ne mezar kaldı ne kilise ne Müslümanlara ait bir şey. Burayı terk edelim.’ dediler. Bizler de oradan çekildik. Buralar kavgalı bir yerdir. Her metrekaresi insan kanına bedeldir. Hakikaten her metresi önemlidir. Bizim dönem kadar sakin bir dönemi yok orasının. 4 asır sulh olması, sadece Osmanlı dönemindedir çünkü hiç kimseye zulmetmeden herkesin hakkına, hukukuna mukaddes bakan adamlarız. Biz imparatorluk yönetiyoruz. Bugünkü Yahudiler de bunu teslim ediyorlar.”

Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş, programın sonunda Ortaylı’ya çiçek takdim etti.

Muhabir: Mustafa Bikeç

Erdoğan, Endonezya ve Nijerya Cumhurbaşkanları ile görüştü

İSTANBUL

Cumhurbaşkanlığı kaynaklarından edinilen bilgiye göre, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın Endonezya Cumhurbaşkanı Joko Widodo ve Nijerya Cumhurbaşkanı Muhammed Buhari ile görüşmelerinde, ABD yönetiminin Kudüs konusunda aldığı kararı yeniden gözden geçirmesi için ortak tavır sergilemenin önemi üzerinde duruldu. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan yoğun Kudüs mesaisi

ABD’nin aldığı kararın, bölgenin barış ve istikrarını son derece olumsuz etkileyeceğine değinilen görüşmelerde, Türkiye’nin İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) Dönem Başkanı olarak çarşamba günü İstanbul’da düzenleyeceği Olağanüstü İslam Zirvesi’nin ortak bir tavır sergilenmesi açısından önemli bir fırsat olduğuna işaret edildi.

Erdoğan, konuyla ilgili olarak başlattığı telefon diplomasisi çerçevesinde, gün içerisinde, Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Lübnan Cumhurbaşkanı Mişel Avn ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile de görüşmeler yapmıştı.

Muhabir: Çiğdem Alyanak

'Olağanüstü dönemler olağanüstü hassasiyet gerektiriyor'

ANTALYA

TRT’nin, Türkiye’nin yayıncılık tecrübesini dünyayla paylaşmak amacıyla Antalya’daki Adalya Elite Lara Otel’de düzenlediği 5. Uluslararası Medya Eğitim Programı (UMEP), 70 ülkeden 162 medya çalışanın katılımıyla oturum ve sunumlarla devam ediyor.

TRT Genel Müdür Yardımcısı Erkan Durdu moderatörlüğünde, Anadolu Ajansı (AA) Yurt Haberler Editörü Zekeriya Kaya, CNN Türk Genel Müdürü Erdoğan Aktaş, Al-Jazeera televizyonu sunucusu Ahmed Mansour, Kanal 7 Ankara Temsilcisi Mehmet Acet, 24 TV Genel Yayın Yönetmeni Murat Çiçek’in katılımıyla “Olağanüstü Dönemlerde Habercilik” konulu oturum gerçekleştirildi.

Durdu, burada yaptığı konuşmada, farklı coğrafyalarda bu mesleği yapan gazetecilerin birbirlerine yakınlaşmasını ve sinerji oluşturmayı amaçladıklarını söyledi.

Eğitim programıyla ilişkileri güçlendirmeyi, konuları ilk ağızdan aktarmayı ve dostlukları büyütmeyi hedeflediklerini belirten Durdu, gazetecinin normal olmayan şeyin peşinde koştuğunu dile getirdi.

Durdu, “Sıradan şeyler insanların çok ilgisini çekmiyor, ekstra olaylar insanların merak duygularına hitap ettiği için gazeteciler onları haberleştiriyor, anormal şeyin peşinde koşuyor.” dedi. Doğal olaylarda bir anlamda hayatın durduğunu vurgulayan Durdu, insanların doğal afet dönemlerinde bilgiye daha fazla ihtiyacı olduğunu söyledi.

“Olağanüstü dönemler olağanüstü hassasiyet gerektiriyor çünkü olağanüstü dönemlerde toplum genel anlamda büyük yara almıştır. Hem doğal olaylarda hem terör saldırılarında hem savaşlarda… Dolayısıyla toplumun bu hassasiyetini de göz önünde tutarak, gazetecilerin olağanüstü durumlarda hassasiyeti birkaç kat artıyor.” diyen Durdu, sorumlu gazetecilik gereği bir taraftan toplumun haber alma ihtiyacını giderirken diğer taraftan psikiyatrist, güvenlikçi gözüyle toplumsal dengeleri bozmadan bu görevi yapmak gerektiğini anlattı.

“AA, günlük bin 500 civarında haber üretiyor”

AA Yurt Haberler Editörü Kaya da Türkiye’nin sesini dünyaya duyurmak için kurulan AA’nın 97 yıllık bir kurum olduğunu belirterek son dönemde hem ulusal abonelere hem de uluslararası medyaya yoğun şekilde haber servis eden bir kurum olduklarını söyledi.

Bölgedeki sıcak gelişmeleri medyaya yansıttıklarını vurgulayan Kaya, günlük Türkçe 650 haber, uluslararası medyaya ise bin 500 haber servis ettiklerini ve 13 dilde yayın yaptıklarını ifade etti. Türkiye’nin birçok terör örgütünün saldırılarına hedef olduğunu dile getiren Kaya, 2015’te terör haberlerinin tüm üretimin yüzde 10’una denk geldiğini vurguladı.

Kaya, 2016’nın ilk yarısında 114 bin civarında haber ürettiklerini ve terör haberlerinin oranının yüzde 13 olduğunu vurgulayarak 2016’nın ikinci yarısında FETÖ’nün darbe girişiminin ardından 119 bin haber üretildiğini ve bu oranın 27 olduğunu aktardı.

Birçok olayın sosyal ağlarda yer bulduğuna dikkati çeken Kaya, hiçbir şekilde teyit edilmemiş, doğruluğundan emin olunmayan bilgilerin hızlı bir şekilde sosyal ağlarda yer bulduğunu anlattı.

Buna karşı insanlara doğru bilgiyi aktarmak zorunda olduklarını bildiren Kaya, “Sosyal medyada yayılan bir bilginin doğruluğunu televizyondan ya da internet medyasından teyit etmek zorunda kalıyorsunuz. Oraya hızlı bir şekilde bilgi servis etmek zorundasınız, eğer siz ajans olarak servis etmezseniz başka birileri o platformu doldurmaya başlayacaktır.” diye konuştu.

AA’nın geleneksel haber üretim sürecinde belirli kuralları olduğuna dikkati çeken Kaya, terör haberleri söz konusu olduğunda mutlak bir nesnellik çerçevesi çizilemediğine, yaşam, spor, ekonomi haberleri ile aynı kalıba oturtulmayacağına dikkati çekti.

“AA olarak 97 yıllık süreçte şekillenmiş bir habercilik kültürümüz var. Terör haberlerinde de bu birikim ve yeni ihtiyaçlar doğrultusunda hareket ediyoruz. Geleneksel çerçevede terör örgütlerinin amaçlarına hizmet etmeyecek şekilde, doğru bilgiyi hızlı şekilde aktarmamız gerekiyor.” diyen Kaya, terörle mücadeleyi en iyi şekilde aktardıklarına işaret etti.

Terör haberciliğinin bir kitapçıkta toplandığını belirten Kaya, terör haberlerinin burada belirlenen ana çerçeve doğrultusunda servis edildiği ve bu kuralların medya için de bir yol gösterici olacağını söyledi.

“Yayını darbecilere teslim etmemek gerekiyordu”

CNN Türk Genel Müdürü Aktaş ise kriz anlarında soğuk kanlı ama hızlı olmak gerektiğini belirterek haber dilinde kullanılan sıfatlara dikkat etmek gerektiğini söyledi.

Gazetecinin ülkeyi, hükümeti yönetmek, terörü önlemek gibi görevi olmadığına dikkati çeken Aktaş, olağanüstü hallerde her zaman yeni tecrübelerin kazanıldığını dile getirdi. Yıllarca muhabirlik yaptığını belirten Aktaş, “Kriz dönemlerinde eğer siz krizi yönetemezseniz kriz sizi yönetir. Kriz ve olağanüstü anlarda heyecana kapılmamanız gerekiyor.” dedi.

Aktaş, 15 Temmuz’da özellikle Türkiye’de dünya tarihinin en büyük terör eyleminin yaşandığına işaret ederek o gece yaşadıklarını, yayının kesintisiz sürmesi için verdikleri mücadeleyi anlattı. Herkesin haber merkezine koştuğunu aktaran Aktaş, “Ekibi topladık, yayın devam etmeliydi. Darbeciler bizim kanalı bastığında yayını darbecilere teslim etmemek gerekiyordu.” dedi.

“Gazeteci tarafsız olamaz”

Al-Jazeera televizyonundan sunucu Mansour da televizyonlarının 1996 yılında yayın hayatına başladığını ancak 1998’deki Amerika’daki saldırılarda Al-Jazeera logosunun dünya televizyonlarında yer aldığını söyledi.

24 TV Genel Yayın Yönetmeni Murat Çiçek ise olay anında herkesin görev ve sorumluluk bilincinde olması gerektiğini vurgulayarak içerik meselesinin de çok önemli olduğunu anlattı.

Haberin ne olup ne olmadığı hususunda tartışma olduğuna dikkati çeken Çiçek, “Bize habercilik, televizyonculuk hususunda hep yalan söylüyorlar, ‘Doğru ve tarafsız olmalı, yorum katmamalıdır’ diye. Gazetecinin tarafsız olması söz konusu dahi olamaz ama mazlumun tarafında olmak zorundasınız, sistemin tarafında değil.” dedi.​

Muhabir: Ayşe Yıldız

Şanlıurfa'da Suriyeli 12 kişi gazdan zehirlendi

ŞANLIURFA 

Şanlıurfa’da mutfak tüpünden sızan gaz sonucu 12 Suriyeli zehirlendi.

Alınan bilgiye göre, merkez Haliliye ilçesinin Bahçelievler Mahallesi’nde Suriyeli Hamid el-Hasan’a ait evde, mutfak tüpünden sızan gaz sonucu Hasan, eşi ve 6 çocuğu ile eve misafir gelen 4 kişi zehirlendi.

112 acil servis ekiplerince kentteki hastanelere kaldırılan 12 kişi tedavi altına alındı.

Olayın, taşan yemeğin gaz sızıntısına neden olmasıyla meydana geldiği belirtildi.

Muhabir: Halil Fidan

THY'nin fotoğraf yarışmasında ödüller sahibini buldu

İSTANBUL

Bu yıl “Şehir ve Çocuk” temasıyla gerçekleşen yarışmanın ödül töreni Zorlu Performans Sanatları Merkezinde (PSM) yapıldı.

Çeşitli ülkelerden yarışmaya başvuran fotoğrafçıların 9 bin 211 eseri, uluslararası üyelerden oluşan 5 kişilik jüri tarafından, Türkiye Fotoğraf Sanatı Federasyonu gözetiminde 2 gün boyunca süren seçki maratonuyla değerlendirildi.

Buna göre, FIAP Altın Madalya ödülüne Pertev Gökçek, gümüş madalyaya Mehmet Açık, bronz madalyaya ise Kenan Taşpınar’ın fotoğrafları layık görüldü. Ödüller, THY Kurumsal İletişim Başkanı Seda Kalyoncu tarafından sahiplerine takdim edildi.

Törene, Anadolu Ajansı İstanbul Haberleri Editörü Hüseyin Altınalan da katıldı.

Fotoğraflar, Skylife dergisinde yayınlanacak

Dereceye giren ilk 3 eser ve 10 mansiyonla, sergilenmeye değer bulunan 78 fotoğraf THY tarafından düzenlenecek sergilerde sanatseverlerle buluşacak.

THY’nin uçak içi dergisi Skylife’ın katkılarıyla hazırlanan yarışmada dereceye giren eserler ve bu eserlerin hikayesi de bu dergide yayınlanacak.

Muhabir: İzzet Taşkıran

FETÖ'nün kirli oyunlarını ifşa etti

KIRKLARELİ

Kırklareli’de Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) “esnaf ve iş adamı” yapılanması kapsamında, 1’i firari 30’u tutuklu 49 sanığın yargılanmasına devam ediliyor.

Kırklareli 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Halk Eğitim Merkezi’nde oluşturulan salonda yapılan duruşmaya, sözde “il imamı”, “il ağabeyi” ve “il ablası” olduğu iddia edilenlerin de arasında bulunduğu 30 tutuklu sanık getirildi.

Duruşmada savunma yapan kanun hükmünde kararname ile kapatılan örgüte ait bir kolejin yönetim kurulu başkanlığını yapan ve daha önce “itirafçı” olarak tutuksuz yargılanan sanıklardan H.A, örgüte ilişkin bilgiler verdi.

Amacının doğruları anlatmak olduğunu ifade eden H.A, “sergilenen tiyatro” içerisinde bulunmak istemediğini ve bulunanların da bu işten ciddi zarar göreceğini söyledi.

Örgüte ilişkin bildiği her şeyi anlatmak istediğini bildiren H.A, 1999 yılında askerliğinin bitmesinin ardından Kırklareli’nde bir restoran açtığını ve kimseyi tanımadığı için örgüt üyelerinden biriyle tanıştığını anlattı.

Tanıştığı kişinin zamanın Zaman gazetesi temsilcisi Sezgin Akarsu olduğunu öne süren H.A, bu kişi ile daha sonra sohbetlere katıldığını belirtti.

Sanık H.A, iş adamları ile aynı ortamda bulunmak ve dini sohbetler yapmanın kendisine cazip gelmeye başladığını dile getirerek, “Bir süre sohbetlere katıldıktan sonra onlara güven duydum, onlar da bana güven duydu. Daha sonra mütevelli denilen bir heyet oluşturuldu, beni de bu heyete dahil ettiler. İlerleyen zamanlarda ise güvendikleri insanlara ajitasyon ve manevi baskılar yaparak şirkete ortak olmalarını istediler. Bu şirkete ortak olurken ise ne para verdik ne de daha sonra para aldık.” diye konuştu.

Bir süre sonra kolej müdürlüğüne getirileceği söylendiğinde “Benim tahsilim buna yetmez.” dediğini iddia eden H.A, örgüt üyelerinin ise “Biz hallederiz, zaten sen görüntüsün, biz ağabeylerimize zarar vermeyiz.” diyerek genel müdürlüğüne getirildiğini belirtti.

“Sohbetler başta dini içerikliydi”

Sohbetlerin 17-25 Aralık sürecinden sonra başka bir boyut almaya başladığını aktaran H.A, sohbetlerde devleti kötüleyecek şeylerin söylenmeye başladığı bilgisini paylaştı.

H.A, kolejin öğretmeni olan örgütün “il imamı” A.T’nin toplantılarda, “Kendilerine eskisi gibi imkan tanınmadığını, arkadaşlarının işe alınmadığını” anlattığını dile getirdi.

Kendilerinin de söylenen her cümlenin etkisinde kaldıklarını itiraf eden H.A, “Dindar olarak gördüğümüz kişilerin bu kadar acımasız olacağını tahmin etmedim. Hakkımı onlara helal etmiyorum. Soframıza oturan kişiler bizleri buralara getirdi. En büyük zaafım dindi ve bizi bu işin içine soktular.” dedi.

“Örgütten çıkmak isteyenler tehdit edildi”

H.A, 17-25 Aralık sürecinden sonra örgütle olan bağını koparmaya çalışanların tehdit edildiği bilgisini paylaştı.

Örgütün birçok kişinin manevi duygularını kullandığını anlatan H.A, örgütle bağını koparmak istediğini ilettiği “il imamı” A.T’nin bunun mümkün olamayacağını belirttiğini ifade etti.

Para vermek istememesi üzerine yine A.T’nin kendisine “Verene Allah daha çok verir, vermezsen senden eksilir.” diyerek tehdit ettiğini kaydeden H.A, şu an yaptığı her şeyden pişmanlık duyduğunu dile getirdi.

H.A, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından tutuklu bulunduğu cezaevinde “itirafçı” olacağını söylemesi üzerine kod adı “Sami” olan Salih adlı kişi tarafından itirafçı olmaması yönünde tehdit edildiğini belirtti.

İtirafçı olmaması için bu kişinin kendisine baskı yaptığını ifade eden H.A, tüm baskılara rağmen bildiği her şeyi anlattığını söyledi.

17-25 Aralık sürecinden sonra kolejin kapanmasını istediklerini ancak Amerika’daki terörist başının buna müsaade etmediğine dikkati çeken H.A, örgütün kirli yüzünü darbe girişiminden sonra tanıyabildiğini ifade etti. 17-25 Aralık’tan sonra örgüt sorumlularının kendisine aşırı derecede iyi davrandıklarını belirten H.A, “Kolejde yapılan toplantılara 3-4 avukat katılmaya başladı. Sohbetlerde bizi polise düşman etmeye çalıştılar. Bize hep ‘Evinizde arama yapılabilir, dikkat edin, polis evinize bir şeyler yerleştirmesin, telefonunuza program indirmesin.’ denirdi. ‘Örgütten çıkacağım.’ dediğimde ‘Gel seni polise götürelim o anlatsın.’ dediler ama şu an da o polis de tutuklu.” şeklinde konuştu.

Yurt dışı para transferleri

17-25 Aralık sürecinden sonra yurt dışı gezilerinin artmaya başladığını anlatan H.A, bu gezilerde yurt dışına para götürüldüğünü veya yurt dışından para alındığını söyledi.

Öğretmen olan A.T’nin yapıya yakın kişilerle yurt dışı gezileri düzenlediğini ifade eden H.A, bu gezilerde gidilen ülkelere, geziye katılanlara paylaştırılan paraların sokulduğunu bildirdi.

Para transferlerine ilişkin önemli bilgiler paylaşan H.A, “17-25 Aralık sürecinden sonra sık sık yurt dışı gezileri düzenlenir ve gezilerde kolejin öğretmeni bu gezilere katılanlara uçağa binmeden önce belirli miktarlarda paralar dağıtır ve yurt dışında bu paralar yeniden toplanırdı. Çünkü yurt dışına bir kişinin belirli bir miktar üzerinde para çıkarması yasakmış. Havaalanındaki görevliler bile beni Almancı zannederek bazen espri yaparak ‘Ne bu düğün mü yapacaksın.’ derlerdi. Biz nereden bilelim, bunların böyle olacağını.” dedi.

Dershanelerde ve öğrenci yurtlarında haftanın belirli günlerinde toplantılar yapıldığını ifade eden H.A, bu toplantılarda Fetullah Gülen’i temsilen tekli bir koltuk bulunduğunu, bu koltuğa da manevi olarak yüksek kişilerin oturtulduğunu anlattı.

Muhabir: Özgün Tiran, Ufuk Ertop

İstanbul’da yaşayan Etiyopya kültürü

İSTANBUL – Gülsüm İncekaya

İstanbul’da yaşayan Afrikalı iş adamları lokanta ve turizm işletmeciliğinden moda tasarımına, kuaförlük işinden sağlık sektörüne kadar birçok alanda faaliyet gösteriyor. Çeşitli amaçlarla Türkiye’ye gelen Afrikalıların bir kısmı geri dönmeyi düşünürken kimi ise Türkiye’de hayatını sürdürmeyi tercih ediyor.

Kurdukları dernek ve vakıflar aracılığıyla sık sık bir araya gelen İstanbullu Afrikalılar, bir yandan Türk toplumuna ayak uydururken bir yandan da kendi kültürlerini ve geleneklerini de canlı tutmaya çalışıyor.

Türkiye’deki kültürel yaşama hızlı bir şekilde uyum sağlamaya çalışan Afrikalılar, yaşamlarını sürdürmek ve Türk toplumu ile iletişime girmek için önceliklerini Türkçe öğrenmeye ayırıyor.

Özellikle eğitim için Türkiye’ye gelen veya Türkiye’de iyi iş imkanlarına sahip Afrikalıların hayalleri arasında Türklerle evlilik yapmak da var. Türklerle evlenenlerin sayısında artış görüldüğü de belirtiliyor.

Tarlabaşı’nda bulunan Habesha Lokantası Türk-Afrika kültürünün buluşma noktası. Hayvan postları, Afrika masa ve sandalyeleri ve Afrika’ya özgü hayvanların fotoğraflarının olduğu mekan, masaların üzerinde yakılmış küçük mumlarla son derece mistik ve egzotik bir ortam olarak göze çarpıyor.

Alçak masa ve sandalyelerden oluşan Habesha Lokantası’nda kullanılan tüm objeler ve yemeklerde kullanılan malzemeler Afrika’dan getiriliyor. Afrika mutfağının en önemli özelliği tepside her şeyden ufak porsiyonlar halinde sunum yapılması.

Tadımlık şeklinde sunulan yemekler Türk mutfağındaki mezelere benziyor. Tepsi, tuzlu ve ekşi hamurdan yapılan ince bir akıtma ile kaplı geliyor. Ekmek yerine injera adı verilen yöresel tat tercih ediliyor. Habesha’da Afrika dansları, geleneksel kahve seremonileri gibi etkinlikler de gerçekleştiriliyor. Garson ve aşçıların hepsi Afrikalı ve sundukları yemeklerin kültürel özelliklerini, hikayelerini biliyor.

Dünyanın her tarafında Habeşistan lokantalarının meşhur olduğunu söyleyen mekan sahibi Can Korudağ, Etiyopyalı ortağı Yodit Demise ile İstanbul’da böyle bir yer açmaya karar verdiklerini anlattı.

“Ne oldu Türkiye’mize, ne oldu son kalemize?”

”Ayda bir kere de olsa bir araya gelip geleneklerimizi yaşatmak, sorunlarımızı tartışmak ve yeni gelen arkadaşlarımız yardımcı olmak için toplanıyoruz.” diye konuşan derneğin sosyal ilişkiler sorumlusu İshak Eshetu Aragaw, Türkiye’de hiçbir sorun yaşamadan hayatlarını, geleneklerini sürdürdüklerini söyledi.

Türklerin kendilerine çok iyi davrandıklarını anlatan Aragaw, “Avrupa’ya giden çok sayıda arkadaşımız var. Onlarla konuşuyoruz. Orada ayrımcılığa uğradıklarını, çok yalnız kaldıklarını anlatıyorlar. Biz burada böyle şeylerle hiç karşılaşmıyoruz. Ev tutup kalan arkadaşlarımız var. Türk komşularının kendilerine çok iyi davrandıklarını söylüyorlar. Belki de Türkiye’de çok az olduğumuz için bizi sempatik ve farklı görüyorlar.” diye konuştu.

Kendisinde derin izler bırakan 15 Temmuz ile ilgili bir şeyler anlatmak istediğini söyleyen Aragaw, “O gece herkes gibi ben de kendimi sokağa attım ne tanklar ne de ‘dışarı çıkmayın’ uyarılarını dinledim. Sabaha kadar sokaklardaydık. Etiyopya’daki akrabalarım sürekli arıyorlardı, telaş ve panik içinde ‘ne oldu Türkiye’mize ne oldu son kalemize?’ diye soruyorlardı. Ben de saat başı onlara Türkiye’de nasıl bir zafere imza attığımızı anlatıyordum canlı canlı.” dedi.

”O gün kendimi Türk gibi hissettim”

Iğdır Üniversitesi’nden mezun olan Ahmed Muhammed de Türkiye’de kalmayı tercih eden Afrikalı öğrencilerden biri. Ülkesini özlediğini ancak Türkiye’de yaşamaktan memnun olduğunu söyledi.

Müslüman bir ülkede olmanın rahatlığını yaşadığını belirten Muhammed, “İstediğimiz gibi dini ibadetlerimizi yapıyoruz. Zaten bayramlarımız aynı, cumamız aynı, ramazanımız aynı. Geleneksel kültürümüze ait bazı şeyleri de çok rahatlıkla yerine getiriyoruz zaten. Bayramlarda çalışan, öğrenci hepimiz burada buluşup yemeklerimizi yiyor, sohbet edebiliyoruz.” ifadelerini kullandı.

Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Medeniyetler İttifakı Enstitüsü’nde yüksek lisansını tamamlayan Etiyopyalı Munira Abdelmenan Awel de asıl niyetinin ülkesine dönmek olduğunu belirterek, “Maşallah Türkiye çok güzel bir ülke. Özellikle 15 Temmuz’da bu güzelliği daha da net bir şekilde gördük. Çok gurur duydum Türk halkı ile. O gün kendimi bir Türk gibi hissettim.” şeklinde konuştu.

İcra takibi 'elektronik' ortama taşınıyor

ANKARA – KEMAL KARADAĞ

Adalet Bakanlığı tarafından elektrik, su ve doğalgaz gibi abonelik sözleşmesinden kaynaklanan alacaklara ilişkin icra takiplerinin elektronik ortamda gerçekleştirilmesine yönelik kanun tasarısı taslağı hazırlandı.

AA muhabirinin aldığı bilgiye göre, abonelik sözleşmesinden kaynaklanan para alacaklarına yönelik ilamsız icra takiplerinde, haciz aşamasına kadar yapılması gereken işlemlerin elektronik ortamda gerçekleştirilmesini öngören “Abonelik Sözleşmesinden Kaynaklanan Para Alacaklarına İlişkin Takibin Başlatılması Usulü Hakkında Kanun Tasarısı Taslağı” oluşturuldu.

Görüşe sunulan taslağın yasalaşmasıyla elektrik, su ve doğalgaz gibi abonelik sözleşmesinden kaynaklanan para alacaklarının icra takipleri için Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) bünyesinde Merkezi Takip Sistemi kurulacak.

Alacaklı vekili, para alacaklarıyla ilgili icra takibini Merkezi Takip Sistemi’ndeki talep formunu doldurarak başlatacak.

Harç ve masraflar da elektronik ortamda ödendikten sonra güvenli elektronik imzayla onaylanarak sisteme kaydedilecek. Böylece, icra takibi sisteme kayıt anında başlamış sayılacak.

İş yükü azalacak

Ödeme ihtarı ve tebliğe ilişkin zarf bilgileri, Merkezi Takip Sistemi üzerinden PTT’ye iletilecek. Söz konusu evrakın çıktılarını alacak PTT, ödeme talebini borçluya tebliğ edecek.

Takip konusu borç ile takip harç ve masrafları, borçlu tarafından süresinde Merkezi Takip Sistemi’ndeki alacaklıya ait ve sistemle ilişkilendirilmiş hesap numarasına ödendiğinde açılan icra takibi sona erecek.

Takip işlemleri, abonelik sözleşmesinden doğan para borcunun muaccel hale gelmesinden itibaren iki hafta geçmedikçe yapılamayacak.

Söz konusu alacaklara ilişkin, avukatla takip edilen ilamsız icra takiplerinin elektronik ortam yerine evrakın elden teslimiyle yapılmak istenmesi halinde takip talebi icra dairelerince reddedilecek.

Kanun kapsamındaki alacaklar bakımından haciz aşamasına kadar olan takip işlemlerinin fiziki ortam yerine elektronik ortamda yapılmasıyla icra dairelerinin iş yükü azaltılacak.

Yapılacak yeni uygulamalar ve düzenlemelerle takip işlemleri, daha az emek ve mesai harcanarak gerçekleştirilecek.

Eski korgeneral telefonuna KakaoTalk'u yüklediğini kabul etmedi

ANKARA

Fetullahçı Terör Örgütü‘nün 15 Temmuz 2016’daki darbe girişimi sırasında Genelkurmay Başkanlığı’ndaki eylemlerle ilgili, sözde “yurtta sulh konseyi” üyelerinin de aralarında yer aldığı 221 kişinin yargılandığı “çatı” davasına sanık savunmalarıyla devam edildi.

Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesince Sincan Ceza İnfaz Kurumları Kampüsü’ndeki salonda görülen duruşmaya, tutuklu ve tutuksuz sanıklar, taraf avukatları ile izleyiciler katıldı.

Eski Astsubay Turgay Perişan, 2011’den sonra Özel Kuvvetler Komutanlığında (ÖKK) görev yapmaya başladığını, 13 Temmuz 2016’da yapılması planlanan tatbikata katılmak ve sağlık raporu almak için Silopi’den Ankara’ya geldiğini beyan etti.

Olay günü, telefonla arayan Albay Murat Korkmaz’ın tatbikata katılması gerektiğini söylediğini anlatan sanık Perişan, emir doğrultusunda Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı’na katıldığını, burada tatbikatın iptal olduğunun söylenerek emniyet maksadıyla Genelkurmay’a gittiklerini anlattı.

Genelkurmay’a giderken polis ekiplerinin kendilerine ateş ettiğini ve elinden yaralandığını iddia eden sanık Perişan, daha sonra neler olduğunu sorduğu polisin kendisine darbe girişimi olduğuna dair bir şey söylemediğini öne sürdü.

Genelkurmay’a dönerek revirde tedavi olduğunu anlatan sanık Perişan, sabah saatlerinde olağan dışı bir şeyler olduğunu anladığını, sivil elbiselerini giyerek kışla dışına çıkmasından sonra da polislerce gözaltına alındığını bildirdi.

Yaşananların darbe girişimi olduğunu anlamadığını iddia eden sanık Perişan, “15 Temmuz akşamı bize önce tatbikat daha sonra da ‘Genelkurmay’ı korumaya gidiyoruz’ dediklerinde bunu yadırgamadım. Devlet büyüklerinin saatler sonra darbe girişimi olduğunu anladığı olayları ben nasıl anlayabilirim? Olayların darbe girişimi olduğunu daha sonra tedavi gördüğüm hastanede öğrendim. Konusu suç teşkil eden herhangi bir emir almadım. Kimseye de ateş etmedim. FETÖ üyesi değilim.” savunmasını yaparak tahliye ve beraat talebinde bulundu.

FETÖ’nün iletişim programını yüklediğini inkar etti

Sanık eski Korgeneral Salih Ulusoy, 15 Temmuz 2016’dan önce Plan ve Prensipler Başkanı olduğunu beyan ederek savunmasına başladı.

Darbe girişiminden önce FETÖ ile mücadele kapsamında bir planlama yaptığını ileri süren Ulusoy, planlamanın kabul edilmemesi üzerine 12 Temmuz 2016’da istifa dilekçesi verdiğini, bu kapsamda da 13 Temmuz’da mesaiye sivil olarak geldiğini dile getirdi.

Olay akşamında bir sendika başkanı ile birlikte olduğunu aktaran Ulusoy, darbe girişimini öğrendikten sonra onunla birlikte hareket ettiğini, birkaç askeri birliğe giderek darbeyi engellemeye yönelik faaliyette bulunduğunu savundu.

Bu kapsamda çeşitli bürokratlar ve ÖKK Komutanı Zekai Aksakallı ile görüştüğünü belirten Ulusoy, iddianamede yer alan “Aksakallı’yı etkisiz hale getirmek için yerini öğrenmeye çalıştığı” suçlamasını kabul etmedi.

Ulusoy, telefonunda KakaoTalk iletişim programı tespit edildiğine ilişkin ise programı telefonuna kendisinin yüklemediğini, programla ilgili hazırlanan raporda da suç unsuruna rastlanılmadığının belirtildiğini söyledi.

Seçilmiş hükümeti devirmeye yönelik bir hareketinin ve isteğinin bulunmasının söz konusu olmadığını beyan eden Ulusoy, eski Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu 1. Daire başkanı İbrahim Okur’la görüşme yaptığına dair iddialar hakkında da “İbrahim Okur bir hakim albayın arkadaşıymış. Kara Havacılık Komutanlığında yemek yemeğe gelmiş benim Kara Havacılık Komutanı olduğum zaman. Ben kendisiyle karşılaşmadım, benimle değil bir albayla yemek yemişler. Ben kendisiyle görüşmedim.” ifadelerini kullandı.

Üzerine atılı “FETÖ üyeliği” suçlamasını kabul etmediğini kaydeden sanık Ulusoy, mahkeme heyetinden tahliye ve beraat talebinde bulundu.

Duruşmaya yarın devam edilecek.

Muhabir: İsmet Karakaş

1 2 3 777