FETÖ sanığı eski öğretmene hapis cezası

MALATYA

Malatya’da Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması’na (FETÖ/PDY) yönelik soruşturma kapsamında yargılanan eski öğretmen, 7 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı.

1. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmaya, “silahlı terör örgütüne üye olma” suçundan tutuklu yargılanan eski öğretmen Hasan Oflaz ile avukatı katıldı.

Telefonda örgütün şifreli haberleşme programı “ByLock” tespit edilen Oflaz, hakkındaki suçlamaları kabul etmedi.

Cumhuriyet savcısı esas mütalaasında, sanığın Bank Asya’daki hesap hareketliliği, örgütle iltisaklı dernek ve sendikalara üyelikleri ile gizli haberleşme programı ByLock kullanıcısı olmasının dikkate alınarak cezalandırılmasını talep etti.

Son sözü sorulan sanık, uzun süredir tutuklu bulunduğunu, örgüt üyesi olmadığını iddia ederek, tahliyesini istedi.

Mahkeme heyeti sanığa, “silahlı terör örgütüne üye olma” suçundan 7 yıl 6 ay hapis cezası verdi. Heyet, sanığı, tutuklulukta geçirdiği süreyi göz önüne alarak, yurt dışına çıkış yasağı koyarak tahliye etti.

Muhabir: Volkan Kaşik

Eski savcı Avcı hakim karşısında

İSTANBUL

Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) avukatlık yapılanması kapsamında tutuklanan eski savcı ve avukat Gültekin Avcı‘nın, ”silahlı terör örgütüne üye olmak” ve ”terör örgütü propagandası yapmak” suçlarından 22,5 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılanmasına başlandı.

İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya, tutuklu sanık Gültekin Avcı’nın cezaevinden Ses ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile bağlanması sağlandı.

İddianame özetinin okunmasının ardından savunması alınan sanık Avcı, eski savcı olduğunu ve daha sonra avukatlık yapmaya başladığını belirterek, “Müvekkillerimin hukuki haklarını korumak adına savunmalar yaptım. Bu örgütün amacıyla örtüşüyor gibi görünse de asıl amacım savunma yapmaktı benim.” dedi.

Hiçbir zaman terör örgütü propagandası yapmadığını ve avukat olması nedeniyle sadece müvekkillerinin haklarını koruduğunu öne süren Avcı, “FETÖ’ye göre değil, Avukatlık Kanunu’nun bana verdiği yetkiye göre yaptım müvekkillerimin savunmasını. Ben Fetullahçıların veya terör örgütünün propagandası için değil, müvekkilimin hakkı için açıklama yaptım.” diye konuştu.

“65 kişinin tahliyesi edilmesinde kanuna aykırılık yoktu”

Eski emniyet müdürlerinin de aralarında bulunduğu FETÖ sanığı 65 kişinin yetkisi olmadığı halde tahliye edilmesi yönünde karar alan, FETÖ üyeliğinden tutuklu eski hakimlerle ilgili konuşan Avcı, şunları söyledi:

“Tahliye edin, kararı veren hakimin FETÖ’cü olduğu kabul edilse bile, FETÖ’cü olduğuna dair kesinleşmiş bir yargı kararı yoktu. Müvekkilim hakkında tahliye kararı çıkmıştı neticede. Ben de tahliye olmasını sağlamaya çalıştım. Kararı infaz savcısına götürdüm. Hakimlerin örgüt mensubu olduklarını bilmem mümkün değil ki. Mahkemenin kararına aykırı hareket edildi. Usulen tahliyelerin yapılması gerekirdi. Tahliyelerden sonra cumhuriyet savcısı derhal yakalama kararı talep edecekti. O zaman Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) usulüne göre hareket edilmiş olurdu. Sulh ceza hakimlerinin görevleri sıralanmıştır. İşlemde herhangi bir kanuna aykırılık yoktu. Müvekkilim hakkında da tahliye vardı. İşlemler kanuna ve usule uygun olduğu halde tahliye edilmediği için eleştirmiştim. Bunun örgütle herhangi bir ilgisi yok. İstanbul 10. Sulh Ceza hakimi, yanlış bile olsa asliye ceza mahkemesi kararını uygulamamazlık edemez. Çünkü alt derece mahkemedir. O kararla Türk hukuk tarihinde maalesef bir ilk yaşandı. Anayasa Mahkemesi’nin kararını tanımamak da bir ilkti. Ben nereden bileyim hakimin FETÖ’cü olduğunu. Hakim 50 kişiyi bile öldürmüş olsa bence o kararı uygulanmalıydı.”

Koza Altın’dan hesabına yatan para

Bank Asya’da para artışı olduğu yönündeki iddiayı da yalanlayan Avcı, kendisinin bu bankaya hiçbir zaman para yatırmadığını, paraların da kapatılan Bugün gazetesi ve STV’de yaptığı yayınlar sonucu yatırıldığını kaydetti.

Yayın kuruluşlarıyla arasındaki ilişkinin örgütsel değil, profesyonel iş ilişkisi olduğunu ve her ay maaşı yattığı için para artışı göründüğünü öne süren Avcı, Mahkeme Başkanı’nın, “Koza Altın işletmesinden hesabınıza yatan parayı nasıl açıklarsınız? Normalde Koza İpek Medya’dan yatırılması gerekmiyor muydu paranızın?” sorusunu şöyle yanıtladı:

“Bugün gazetesinde yazı yazmıştım ve televizyonlarda da program yaptım. Dış yapımlar da vardı. O çalışmalarımın karşılığı olarak yatırmıştır şirket. Parayı kimin yatırdığını niye sorayım? Altın şirketinde hiçbir görevim olmadı. Pek çok bağlantılı şirketi vardı. Bank Asya’ya değil, diğer bir bankaya yatırmışlar zaten. Gidip, ‘Hesabımda para var mı?’ diye soruyorum, ‘Kim yatırdı?’ diye sormuyorum. Aynı miktarlar hep. Farklı miktarlar olsa merak ederdim.”

Hakkında yürütülen soruşturma kapsamında 18 Eylül 2015’te gözaltına alındığını ve bu tarihten sonra Fetullahçıların medya kuruluşlarından, henüz kayyum atanmadan kendi isteğiyle ayrıldığını ileri süren Avcı, aynı yılın haziran ayında tahliye olduğunu Özgür Düşünce gazetesinin yazı yazması için teklifte bulunduğunu ancak paraya ihtiyacı olduğu halde kabul etmediğini, çağrıldığı Can Erzincan TV’ye de gitmediğini ve röportaj taleplerini bile geri çevirdiğini dile getirdi.

“Hiçbir zaman cemaatçi olmadım”

Fetullahçı medya kuruluşlarının her biriyle gözaltına alınması sonrasında ilişkisini kestiğini ve araya mesafe koyduğunu savunan Avcı, “Çünkü bu durumda sizi de cemaatle özdeşleştiriyorlar. Bir suç örgütü olduğunu hiç düşünmemiştim. İçlerinde cemaatçi olmayanlar da vardı. Ben hiçbir zaman cemaatçi olmadım. İnançlı bir insanımdır, onun dışında hiçbir cemaate biat etmem.” dedi.

ByLock kullanmadığını, ByLock tespit edilen bazı kişilerle HTS kaydı çıktığı ve iletişim kurduğu yönündeki iddiaların da iddianameye suçlama yaratmak için konulduğunu ileri süren Avcı, kimin bu programı kullandığını bilmesinin imkansız olduğunu, avukatlarla örgütsel değil, mesleki ilişkisi olduğu için görüştüğünü, ceza avukatı olduğu için çevresinin fazla olduğunu ve kendisini birçok kişinin arayıp mesaj attığını kaydetti.

Hakkında fazla delil olmayınca iddianameye Günün Mağdurları Derneği’ne üye olduğuna yönelik suç isnadı konulduğunu dile getiren Avcı, tanınmış biri olarak kendisine ısrarla teklif edildiğinde reddedemediğini, derneğin tüzüğünü incelediğini ve kendisine insani bir dernek gibi göründüğü için istemeyerek de olsa ısrar sonucu üye olduğunu anlattı.

“Vitrine kendinden olmayan insanları koyuyorlardı”

Mahkeme heyetinin sorusuna karşılık derneğin başkanının eski emniyet müdürü Nazmi Ardıç olduğunu söyleyen ve tanınmış üyelerinin de bulunduğunu belirten Avcı, görüştüğü Nazmi Ardıç’ın kendisine, “CHP Milletvekili Mahmut Tanal’ın da derneğe üye olacağını” söylediğini dile getirdi. Gültekin Avcı, derneğe üye olduktan 1 ay sonra zaten tutuklandığını, hiçbir faaliyetine katılmadığını ve tedirgin olduğu için cezaevindeyken mektup gönderip istifasını istediğini de önü sürdü.

Sanık Avcı savunmasının son bölümünde FETÖ ile ilgili bazı açıklamalar yaptı. Fetullahçı yapının vitrine özellikle kendilerinden olmayan insanları koyduğunu ve Zaman gazetesinde cemaatçi olmayan çok insan çalıştığını anlatan Avcı, “Cemaatçi savcı ve hakimler de aşırı tedbirliydi. Çoğunun eşinin başı başörtülüydü. Talimat gelince eşleri başlarını açtı, alkol bile aldılar. Bir cemaatçi hakim ve savcıyla çok şey konuşamazsınız. Çünkü dikkat çekmek istemedikleri için görüşlerini belli etmezler. Alt seviyede gizlenme, üst seviyede de iyi yere gelince gereken tavrı sergileme şeklinde yürüyordu işler. Cemaatçi olmadığın için beni hiçbir zaman başsavcı veya yetkili savcı yapmadılar.” diye konuştu.

Avcı’nın savunmasının ardından avukat talebi ve savcı görüşünü alan mahkeme heyeti, ara kararını açıkladı.

Sanığın tutukluluk halinin devamına hükmeden heyet, duruşmayı erteledi.

İddianameden

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar bürosunca hazırlanan iddianamede, Avcı’nın, FETÖ şüphelisi polisler ile örgütün üst düzey yöneticilerinden olduğu belirtilen Hidayet Karaca’nın avukatlığını yaptığı dönemde, söz konusu kişiler hakkında Nisan 2015’te ”yetkisiz mahkemece” tahliye kararı verilmesinde aktif rol oynadığı vurgulanıyor.

Söz konusu bu örgütsel eylemin talimatını FETÖ elebaşı Fetullah Gülen’in 19 Nisan 2015’te verdiği belirtilen iddianamede, aralarında eski emniyet müdürleri Ali Fuat Yılmazer, Yakub Saygılı, Tufan Ergüder, Ömer Köse, Yurt Atayün, Erol Demirhan, Ramazan Akyürek ile Hidayet Karaca’nın bulunduğu 63 şüphelinin birçok soruşturma kapsamında tutuklu bulunduğu, bu kişilerin avukatları aracılığıyla verilen reddihakim ve tahliye dilekçelerinin, yetkisi ve görevi olmadığı halde dönemin İstanbul 29. Asliye Ceza Mahkemesi hakimi Metin Özçelik tarafından incelemeye alındığı belirtiliyor.

İnceleme sonucunda reddihakim talebinin kabulüne karar verip, tahliye talebini de o dönem 32. Asliye Ceza Mahkemesi hakimi Mustafa Başer’e gönderdiği, Başer’in de tahliye kararı verdiği anlatılan iddianamede, her iki hakimin de yetkisi olmamasına rağmen bu kararı verdikleri, bu olayın ardından Mustafa Başer ve Metin Özçelik’in tutuklandığı, daha sonra da meslekten çıkarıldığı kaydediliyor.

Muhabir: Murat Kaya,Muhammed Enes Can,Başak Akbulut Yazar

'Darbecilerin cezalandırılması milletimizin beklentisidir'

ANKARA

Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) 15 Temmuz 2016’daki darbe girişimi sırasında Genelkurmay Başkanlığındaki eylemlerle ilgili, sözde “yurtta sulh konseyi” üyelerinin de aralarında yer aldığı 221 sanığın yargılanmasına devam edildi.

Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesince, Sincan Ceza İnfaz Kurumları Kampüsü’ndeki salonda görülen Genelkurmay çatı davasının duruşmasına, tutuklu ve tutuksuz sanıklar, taraf avukatları ile şehit yakınları katıldı.

Duruşmada, davaya katılma taleplerinin kabul edildiği kişi ve kurumların avukatlarına söz hakkı tanındı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın avukatı Hüseyin Aydın, FETÖ’nün dini ve milli duyguları kullanarak mensuplarını amaçları için robot haline getirdiğini ifade etti.

FETÖ’nün ordu içine sızdırdığı elamanları vasıtasıyla 15 Temmuz 2016’da darbe girişimine kalkıştığını belirten Aydın, vatandaşlar ve vatansever kamu görevlilerinin çabalarıyla Türk tarihinde ilk defa darbecilerin suçüstü yakalandığı ve etkin bir soruşturma sürecinin ardından yargılamaların başlatıldığını dile getirdi.

Darbe girişimi esnasında milli iradeye sahip çıkmak üzere Boğaziçi Köprüsü, Akıncılar Üssü, Genel Kurmay Başkanlığı, TBMM ve Cumhurbaşkanlığı Külliyesi önünde toplanan halkın üzerine uzun namlulu silahlarla ateş açıldığını anlatan Aydın, çok sayıda sivil vatandaşın yaşamını yitirdiğini, 2 binden fazla vatandaşın yaralandığını kaydetti.

Olaylar esnasında başta TBMM olmak üzere bir çok kamu kurumunun darbecilerce bombalandığını, işlenen suçlara ilişkin elde ciddi delillerin bulunduğunu vurgulayan Aydın, buna rağmen sanıkların ağız birliği yaparak gerçekleri çarpıtmaya çalıştıklarını söyledi.

Aydın, “15 Temmuz gecesinde millet üzerine düşeni fazlasıyla yapmıştır, vatanını ve devletini işgalci darbecilerden korumuştur. Bundan sonra görev bağımsız mahkemelere, yani sizlere düşmektedir. Suçluların mümkün olan en kısa sürede hak ettikleri cezaya çarptırılmaları milletimizin beklentisidir.” dedi.

Diğer müdahil avukatlarının da beyanlarının ardından duruşmaya yarın devam edilmek üzere ara verildi.

'Darbecilerin planlarını medya bozdu'

İSTANBUL

Anadolu Ajansı (AA) İstanbul Haberleri Editörü Hüseyin Altınalan, medyanın yargı, yasama ve yürütmeden sonra dördüncü kuvvet olarak kabul edildiğini belirterek, “Medya, ne kadar önemli bir güç olduğunu 15 Temmuz darbe girişimi sırasında gösterdi. Darbecilerin planlarını medya bozdu.” dedi.

Altınalan, Gebze Kanuni Sosyal Bilimler Lisesi’nde düzenlenen “Medya ve Algı Operasyonları” konulu panelde, gazetecilik mesleğini ve AA’yı anlattı. 

Medyanın yargı, yasama ve yürütmeden sonra dördüncü kuvvet olarak tanımlandığını ifade eden Altınalan, basının gücüne vurgu yaptı.

Altınalan, medyanın olumlu ya da olumsuz biçimde toplumları yönlendirme konusunda son derece etkili bir araç olduğuna dikkati çekerek, yerli ve yabancı medyadan örnekler verdi.

Medya ve 15 Temmuz

AA İstanbul Haberleri Editörü Altınalan, medyanın 15 Temmuz darbe girişimi sırasında da çok olumlu rol oynadığını ifade ederek, “Gerçekten bu şekilde yayınlar yapılmamış olsaydı tüm medya, biz bambaşka bir 16 Temmuz’a uyanabilirdik. Medya darbeye ve darbecilere karşı kahramanca direnmiştir. Medya, ne kadar önemli bir güç olduğunu 15 Temmuz darbe girişimi sırasında gösterdi. Darbecilerin planlarını medya bozdu. Herkese ‘Siz başarabilirsiniz, darbeciler zor durumda. Darbeye karşı durabiliriz.’ diyerek insanları teşvik etmiştir.” diye konuştu.

AA’nın geçmişi, çalışmaları ve medyadaki önemine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Altınalan, Anadolu Ajansı’nın Türkiye’nin en önemli haber kaynağı olduğunu söyledi.

Altınalan, AA’da hiçbir haberin teyit edilmeden abonelere servis edilmediğini vurguladı.

AA’nın 13 dilde tüm dünyaya yayın yaptığını dile getiren Altınalan, AA’nın şu anda dünyanın en etkin 10 haber ajansından biri olduğunu kaydetti.

Altınalan, konuşmasında AA’nın kurumsal kimliği hakkında da bilgiler vererek, görevlendirmelerin her gün yapılan gündem toplantılarıyla belirlendiğini ve muhabirlerin uzmanlık alanına göre haber çalışması yaptığını söyledi.

İnteraktif bir şekilde devam eden söyleşinin ardından, okul yönetimince Altınalan’a plaket verildi.

Muhabir: Harun Polat

Muhaliflerin esir aldığı DEAŞ'lılar rejimle iş birliğini itiraf etti

İDLİB

Suriyeli muhaliflerin, Beşşar Esed rejiminin açtığı koridorla İdlib gerginliği azaltma bölgesine girmeye çalışan DEAŞ’lıları sorgusunda, teröristler rejimle iş birliği halinde hareket ettiklerini kabul etti.

İdlib’deki AA muhabirlerinin bildirdiğine göre, Suriyeli muhalif gruplar rejiminin kontrol ettiği bölgeden, İdlib’e ilerlemeye çalışan DEAŞ’ların bağlantılarını araştırıyor.

Muhalif askeri kaynakların AA’ya verdiği bilgiye göre, ilk sorgulamalarda teröristler Hama’dan İdlib’e ilerlemeleri için rejim güçlerinin ve Rusya’nın havadan muhalifleri vurduğunu ancak DEAŞ’ı hedef almadığını anlattı.

Muhalifler, rejim ve destekçilerinin DEAŞ’lıların itiraflarını engellemek için saldırı düzenleme ihtimali nedeniyle teröristlerin yerini gizli tutuyor.

Ancak AA, esir alınanlardan bir grubun nakli sırasında görüntü almayı başardı.

Rejim-DEAŞ iş birliği

“İşgalcileri püskürtme” adını verdikleri ortak bir operasyon odası kuran Suriyeli 12 muhalif grup, İdlib’in güney ve doğu kırsalındaki çatışmalarda 400 DEAŞ’lıyı esir almıştı.

Rejim, ekim 2017’de Hama’nın doğusundaki Hunayfis bölgesinden DEAŞ’lı teröristlere yol açarak, İdlib’de muhaliflerin ve rejim karşıtı silahlı grupların kontrolündeki bölgelere geçişlerini sağlamıştı. Koordineli hareket eden DEAŞ ve rejim, 3 ay boyunca Rusya’nın muhaliflere ve rejim karşıtı askeri gruplara karşı düzenlediği öncü hava saldırıları sayesinde geniş bir alanda ilerlemişti.

Terör örgütü, 30 kilometre uzunluktaki koridordan İdlib’in içine sokularak Deribiye ve Niha köylerinde konuşlanmıştı.

Rejim ve DEAŞ, İdlib’in güneydoğusunda yer yer ilerlerken Rusya muhaliflere karşı yoğun hava desteği vermişti.

Muhabir: Burak Karacaoğlu,Eşref Musa

Hasan Ferit Gedik'in ölümü davasında karar

İSTANBUL

Maltepe Gülsuyu’nda gösteri yapan gruba yönelik silahlı saldırıda Hasan Ferit Gedik’in ölümü ile 3 kişinin yaralanmasına ilişkin 5’i tutuklu 35 sanığın yargılandığı davada, 3 sanığa “kasten öldürme” suçundan yirmi beşer yıl hapis cezası verildi.

Anadolu 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapılan duruşmaya, 5’i tutuklu 15 sanık ile tarafların avukatları katıldı.

Davaya ilişkin kararını açıklayan mahkeme heyeti, sanıklar Şahin Eren, Hakan Taşhan ve Doğukan Çepni’yi, Hasan Ferit Gedik’i öldürdükleri gerekçesiyle “kasten öldürme” suçundan önce ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırdı.

Mahkeme heyeti, sanıkların yargılama aşamasındaki davranışlarını dikkate alarak, cezayı yirmi beşer yıla indirdi.

Maltepe Gülsuyu Mahallesi’nde 30 Eylül 2013’te gösteri yapan gruba silahla ateş açılması sonucu, Hasan Ferit Gedik hayatını kaybetmiş, 3 kişi de yaralanmıştı.

Hazırlanan iddianamede, 5’i tutuklu 35 sanığın 11 ile 269 yıl arasında değişen hapis cezalarına çarptırılmaları talep edilmişti.

Muhabir: Ali Cevahir Aktürk-Filiz Kınık

Mehmet Akif'in torunundan 'Zeytin Dalı Harekatı'na destek

BURSA

Mehmet Akif Ersoy‘un torunu Selma Argon, Zeytin Dalı Harekatı‘yla ilgili, “Bizim için oradalar. Can ve kanlarıyla oradalar. İhtiyaç olduğu zaman biz de gideceğiz. Çünkü bu vatandan başka yaşayacak yerimiz yok. Bu vatan bizim için kutsaldır. Mehmetçiklerimizden Allah razı olsun. Hepsine selam olsun.” dedi.

Argon, Uludağ Üniversitesi (UÜ) Eğitim Fakültesinde Hür Eğitimciler Topluluğu tarafından düzenlenen konferansta, dedesi Mehmet Akif Ersoy’un hayatını anlattı.

Türk milletinin Mehmet Akif Ersoy’u kendi dedesi gibi gördüğünü ifade eden Argon, “İnsanların içinde olmuştur hep. Onun için insanlar onu kendilerinden biri olarak gönüllerine sokmuş ve çok sevmişlerdir. Çünkü dürüsttür. Çok faziletli ahlak sahibi bir adamdır, çok samimidir. İnancında, vazifesinde, insanlara olan yakınlığında, arkadaşlarıyla olan dostluğunda sözünün eri samimi bir insandan, dedemizden bahsediyoruz.” diye konuştu.

“İhtiyaç olduğunda biz de gideceğiz, çünkü bu vatandan başka yerimiz yok”

Argon, Zeytin Dalı Harekatı’na da değinerek, şunları kaydetti:

“Mehmetçiğimiz bizim canımız. Şu an bana ihtiyaç varsa, bizlere ihtiyaç varsa her an gitmeye hazırız. Çoluk çocuk kimim varsa dostlarımla beraber her an gitmeye hazırım onların yanına. Yeter ki gel desinler. Allah onların yanında olsun, Allah yardımcıları olsun. Bizim için oradalar. Can ve kanlarıyla oradalar. Dediğim gibi ihtiyaç olduğu zaman biz de gideceğiz. Çünkü bu vatandan başka yaşayacak yerimiz yok. Bu vatan bizim için kutsaldır. Mehmetçiklerimizden Allah razı olsun. Hepsine selam olsun. Hepsini kucaklayıp öpüyorum.”

Selma Argon, konuşmasının ardından dedesi Mehmet Akif Ersoy’un “Safahat” isimli kitabını imzaladı. 

Muhabir: Uğur Ulu

Kaçakları taşıyan bot Meriç Nehri'nde alabora oldu

EDİRNE

İddiaya göre, aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu bot, Meriç Nehri üzerinden yasa dışı yollardan Yunanistan’a geçmek isterken alabora oldu.

Sınırda nöbet tutan hudut askerlerinin yardım çığlıkları duyduklarını belirtmeleri üzerine olay yerine AFAD ekipleri çağrıldı. 

Görgü tanıkları lastik botta 8-10 kişilik bir grubun olduğunu anlattı.

Patlamış lastik bot bulundu

Ekipler, nehirde botlarla arama çalışması başlattı. Arama sırasında kaçaklara ait olduğu düşünülen patlamış lastik bot da bulundu.

Çocuk cesedine ulaşıldı

Nehirde su seviyesinin çok yüksek ve akıntının fazla olması nedeniyle AFAD ekipleri yaklaşık 12 kilometrelik bir alanda arama kurtarma çalışmalarını yürüttüğü sırada Dr. Mehmet Müezzinoğlu Köprüsü yakınlarında bir çocuk cesedine ulaşıldı.

Cesedin sabah saatlerinde battığı belirtilen kaçak grubundan olduğu düşünülüyor.

Muhabir: Salih Baran-Hakan Mehmet Şahin

'Biz artık sözden çok eylem görmek istiyoruz'

KUVEYT

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu,  “DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu Dışişleri Bakanları Toplantısı” ve “Irak’ın Yeniden İmarı Uluslararası Konferansı”na katılmak üzere geldiği Kuveyt’te TRT Haber‘e gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu ve soruları yanıtladı. 

Bakan Çavuşoğlu, Kuveyt’in bölgenin akil bir ülkesi olduğunu ve bölgedeki toplantılara objektif ve dengeli şekilde yaklaşarak ev sahipliği yaptığını belirtti. 

İnsansız hava araçlarının Afrin’de sivil yerleşim yerlerinde Türk askerine kurşun sıkmaya çalıştığına ilişkin yeni görüntülerin hatırlatılması üzerine Çavuşoğlu, teröristlerin sivillerin hayatını riske attığını ve onları canlı kalkan olarak kullandığını söyledi.

“Biz artık sözden çok eylem görmek istiyoruz”

ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’ın bugünkü DEAŞ karşıtı koalisyon toplantısındaki konuşmasına değinen Çavuşoğlu, “Bugünkü konuşmalarında Türkiye’ye biraz çiçek attılar. Tillerson, ‘Türkiye’nin endişelerini anlıyoruz’, McGurk de lütfetti, ‘Türkiye DEAŞ’a karşı şöyle etkili oldu, böyle etkili oldu’ dedi. Biz artık sözden çok eylem görmek istiyoruz. Bu tür sözler bizi kandırmaya yetmez.” diye konuştu.

Çavuşoğlu, verilen sözlerin tutulmadığını ifade ederek artık bu sözlere tahammüllerinin kalmadığının altını çizdi. Türk milletinin artık ABD’yi dost olarak görmediğini dile getiren Çavuşoğlu, ABD’nin attığı adımların durumu bu noktaya getirdiğini vurguladı.

Bugüne kadar ABD ile diplomasiyi sonuna kadar samimi bir şekilde işletmeye çalıştıklarını kaydeden Çavuşoğlu, ancak bu diplomasinin de netice getirmesi gerektiğini, sözlerin kendileri için artık anlamını yitirdiğini belirtti.

Çavuşoğlu, “Bizi aptal zannetmesinler, biz her şeyi görüyoruz. Sahadaki gelişmeleri de onların yaklaşımını da görüyoruz.” ifadelerini kullandı.

Bakan Çavuşoğlu, eğer ABD kendilerini bir müttefik olarak görüyorsa bunun gereğini yapması ve taleplerini yerine getirmesi gerektiğini vurguladı.

“İki seçenek kaldı”

Tillerson’ın Türkiye’ye yapacağı ziyareti de değerlendiren Çavuşoğlu, ABD’de farklı görüşler ve kopukluklar olduğunu, ziyarette bu meselelerin hepsini görüşeceklerini dile getirdi.

Çavuşoğlu, “İki seçenek kaldı. Ya ilişkileri düzelteceğiz ya da tamamen bozacağız. Tabii ki düzeltmeyi deneyeceğiz.” şeklinde konuştu.

Menbiç’te ABD askerlerinin terör örgütleriyle birlikteliğinin hatırlatılması üzerine Çavuşoğlu, “Terörle mücadelenin öncüsü olduğunu söyleyen bir ülkenin içine düştüğü duruma bakın. Bir amacınız mı var? Ayrı bir devlet mi kurmak istiyorsunuz? Hedefiniz nedir? Hedefiniz Türkiye mi Suriye’yi bölmek mi? Bu konularda da dürüst olun.” ifadelerini kullandı.

Bakan Çavuşoğlu, Türkiye’nin ABD’den YPG ile bağını koparmasını, Menbiç’ten YPG’lileri derhal geri göndermesini ve FETÖ ile ilgili harekete geçmesini beklediklerini belirterek “Terör örgütlerinin mi dostusun, Türkiye’nin mi dostusun. Bu konuda ABD’nin kararını vermesi gerekiyor.” dedi 

Muhabir: Meltem Bulur

28 Şubat davasında sanıkların esas hakkındaki savunmaları alındı

ANKARA

28 Şubat dönemine ilişkin aralarında dönemin Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı ve Genelkurmay İkinci Başkanı emekli Orgeneral Çevik Bir’in de bulunduğu 103 sanığın “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ni cebren düşürmeye, devirmeye iştirak” suçundan yargılandığı davaya, sanıkların esas hakkındaki savunmalarının alınması ile devam edildi.

Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ve sanıklar, müştekiler ile tarafların avukatlarının katıldığı duruşmada savunmasını yapan emekli Tümgeneral Ayhan Cansevgisi, üzerine atılı suçu kabul etmediğini, 28 Şubat yargılamasının Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensuplarının Türk ordusuna kurduğu bir kumpas olduğunu öne sürdü.

Batı Çalışma Grubunun (BÇG) kurulmasının görüşüldüğü ve Çevik Bir başkanlığında 7 Nisan 1997’de gerçekleştirilen toplantıya katıldığı yönündeki suçlamayı kabul etmeyen Cansevgisi, toplantıya katılanların isimlerinin yer aldığı tutanağın sonradan üretilerek FETÖ’den yargılanan firari Tamer Tatar tarafından savcılığa ulaştırıldığını savundu.

Genelkurmay’da 2 Temmuz 1997’de gerçekleştirilen özel toplantıya katıldığı iddiasını da kabul etmeyen Cansevgisi, bu iddianın herhangi bir dayanağının olmadığını, söz konusu toplantıya katılanlara ilişkin listenin üretme olduğunu, listede bulunan bazı kişilerin o dönem yurt dışında görevli bulunduğunu savundu. Cansevgisi, bu toplantının düzenlendiği tarihte 54. Hükümetin fiilen sona erdiğini, dolayısıyla hükümeti devirme suçunu işlemelerinin mümkün olmadığını öne sürdü.

“Bu soruşturmayı yürüten eski savcı Mustafa Bilgili ve diğer birçok görevlinin FETÖ mensubu oldukları iddiasıyla açığa alınması, bu soruşturmanın kurgu olduğunu gösteriyor.” diyen Cansevgisi, beraatini talep etti.

“Yürütme üzerinde dayatma söz konusu değil”

Sanıklardan Emekli Orgeneral Orhan Yöney, 7 Nisan 1997’de düzenlenen toplantıyı hatırlayamadığını söyledi. Toplantıda söylediği iddia edilen sözlerin kesinlikle kendisine ait olmadığını öne süren Yöney, 15 yıl sonra ortaya çıkan bu tutanağın gerçek olmadığını öne sürdü.

Sanıklardan eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Ahmet Çörekçi de Hava Kuvvetleri Komutanlığı görevinden Ağustos 1997’de emekli olduğunu, 28 Şubat 1997’deki MGK toplantısına anayasa gereği katıldığını, bu durumun ve toplantıda alınan kararların altında imzasının bulunmasının suç sayılamayacağını söyledi.

MGK üyelerinin anayasayla belirlendiğini ifade eden Çörekçi, MGK kararlarının bakanlar kuruluna bildirilmesinin ve bakanlar kurulunun kararları öncelikli değerlendirmesinin o dönem yürürlükte olan yasalara uygun olduğunu, bu nedenle yürütme üzerinde bir dayatmadan söz edilemeyeceğini öne sürdü.

Hava Kuvvetleri Komutanı olarak katıldığı MGK toplantısında gündemin belirlenmesinde hiçbir etki ve katkısının olmadığını savunan Çörekçi, gündemlerin başbakan ve genelkurmay başkanı tarafından tavsiye edilerek cumhurbaşkanı tarafından belirlendiğini kaydetti.

28 Şubat’ta MGK üyelerinin hiçbirinin gündemdeki herhangi bir maddeye veya alınan kararlara itiraz etmediğini dile getiren Çörekçi, 28 Şubat’taki MGK’dan birkaç ay sonra emekliye ayrıldığını, katıldığı toplantılarda alınan kararları daha sonra hiçbir şekilde takip etmediğini, MGK üyelerinin alınan kararları takiple ilgili bir görevinin de olmadığını anlattı. Çörekçi, “28 Şubat kararlarını diğer sivil ve asker üyeler hangi gerekçeyle imzaladıysa ben de o gerekçeyle imzaladım.” dedi.

Yüce Divan’da yargılanma talebi

Üzerine atılı suçun tek dayanağının 28 Şubat’taki MGK’ya anayasa gereği katılmak olduğunu ifade eden Çörekçi, bu nedenle yargılama yerinin Yüce Divan olduğunu söyledi.

Çörekçi, Batı Harekat Konsepti belgesini görmediğini, hazırlanmasında katkısısının olmadığını, dolayısıyla belgenin emirlerinin yerine getirmesinin de söz konusu olmadığını öne sürdü.

1995 yılında Hava Kuvvetleri Komutanlığına bağlı birimlere gönderdiği yıkıcı ve bölücü örgütlere ilişkin genelgesinin aleyhinde delil olarak dosyaya konulduğunu ifade eden Çörekçi, hiçbir siyasi konusu olmayan bu genelgenin 2 yıl sonra kurulacak hükümeti yıkma suçuna delil olarak kullanılmasını anlayamadığını söyledi. Atılı suçu işlemediğini savunan Çörekçi beraat talep etti.

Çörekçi’nin beyanının ardından duruşmaya öğle arası verildi.

Muhabir: Serdar Açıl

1 2