Cumhurbaşkanı Erdoğan, 'Kut'ül Amare' dizisinin tanıtımına katıldı

ANKARA

Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi‘nde gerçekleştirilen ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan ile katıldığı “Kut’ül Amaredizisinin tanıtımında, dizinin ilk bölümünün gösterimi gerçekleştirildi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, dizinin ilk bölümünün gösteriminin ardından eşi Emine Erdoğan, Başbakan Binali Yıldırım ve eşi Semiha Yıldırım ile dizinin yapımcı ve oyuncularıyla hatıra fotoğrafı çektirdi.

Basına kapalı gerçekleşen tanıtıma Başbakan Yardımcıları Bekir Bozdağ ve Fikri Işık, Kültür ve Turizm Bakanı Numan Kurtulmuş, Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Güler ile Anadolu Ajansı (AA) Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Şenol Kazancı da katıldı.

Muhabir: Enes Kaplan

NATOPA Türk Grubundan ABD'nin Suriye planına ilişkin açıklama

ANKARA

NATO Parlamenter Asamblesi (NATOPA) Türk Grubu Başkanı ve AK Parti İstanbul Milletvekili Ahmet Berat Çonkar,ABD’nin taahhüt ve beyanatlarıyla çelişen şekilde PYD/YPG’yle iş birliğinin sürdürülmesinin, bu çerçevede PYD/YPG komutasında sözde ‘Suriye Sınır Güvenlik Gücü’ oluşturulmasının ve aynı zamanda NATO’nun da sınırını oluşturan güneydoğu sınırlarımızın ötesinde hem ülkemizin ulusal güvenliğine hem de bu itibarla NATO’ya tehdit teşkil edeceği aşikardır.” ifadesini kullandı.

NATOPA Türk Grubu Başkanı Çonkar, yaptığı yazılı açıklamada, terör örgütü PKK’nın Suriye kolu olan PYD/PKK güdümlü SDG’nin komutasında faaliyet gösterecek “Suriye sınır güvenliği gücü” oluşturulması amacıyla DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu’nun (DMUK) son günlerde PYD/PKK ile çalıştığı yönündeki haberleri endişe ve esefle takip ettiklerini bildirdi.

Çonkar, “NATOPA Türk Delegasyonu olarak katıldığımız tüm toplantılarda ve ikili görüşmelerimizde ABD’li ve diğer müttefik ülkelerden muhataplarımıza PYD/YPG terör örgütüyle yapılan iş birliğinin büyük bir hata olduğunu ve bunun müttefik dayanışmasıyla asla bağdaşmadığını defalarca ilettik.” ifadesine yer verdi.

Terör örgütü PYD/PKK’ya verilen desteğin, NATO değerleriyle uyuşmadığını, bölgedeki terör ve istikrarsızlık ortamına çözüm olmayacağını ve Suriye’nin toprak bütünlüğüne zarar vereceğini vurguladıklarını belirten Çonkar, şunları kaydetti:

“DMUK kararı olduğu belirtilmekle birlikte nasıl alındığı belli olmayan ve DMUK’un üyesi sıfatıyla Türkiye’yle danışılmayan bu kararla ABD’nin PKK uzantısı PYD/YPG’yi bölgede kalıcı hale getirmeyi amaçladığı anlaşılmaktadır. Bu durum, ABD’li muhataplarımızın bugüne kadar tarafımıza ilettiği ve mütemadiyen reddettiğimiz, terör örgütü PYD/YPG’yle iş birliğinin sadece DEAŞ’la mücadele kapsamında olduğu ve mücadele sonunda iş birliğinin sonlandırılacağı yönündeki söylemlerinin dahi samimi olmadığını ortaya koymaktadır.

ABD’nin taahhüt ve beyanatlarıyla çelişen şekilde PYD/YPG’yle iş birliğinin sürdürülmesinin ve bu çerçevede PYD/YPG komutasında sözde ‘Suriye Sınır Güvenlik Gücü’ oluşturulmasının, aynı zamanda NATO’nun da sınırını oluşturan güneydoğu sınırlarımızın ötesinde hem ülkemizin ulusal güvenliğine hem de bu itibarla NATO’ya tehdit teşkil edeceği aşikardır.”

Çonkar, karar vericilere, Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilere tamiri mümkün olmayan zararlar vermeden bu adımdan derhal vazgeçme çağrısında bulunarak, Türkiye’nin, ulusal güvenliğine yönelik her türlü tehdidi bertaraf etme kararlılığının ve Suriye’nin toprak bütünlüğüne bağlılığının altını bir kez daha altını çizdiklerini bildirdi.

Muhabir: Zuhal Demirci

'Darbeciler, kursiyerleri polisle çatıştıracaklardı'

ANKARA

Fetullahçı Terör Örgütü‘nün (FETÖ) 15 Temmuz’daki darbe girişimi sırasında Kara Harp Okulunda yaşanan eylemlere ilişkin, 156’sı Kara Harp Okulu kursiyeri, 8’i rütbeli 164 sanığın yargılanmasına devam edildi.

Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesince, Sincan Ceza İnfaz Kurumları Kampüsü’ndeki mahkeme salonunda görülen duruşmada sanıklar ve avukatları, cumhuriyet savcısının esasa ilişkin mütalaasına karşı savunma yaptı.

Davanın öğleden sonraki bölümünde hakim karşısına çıkan sanık eski üsteğmen Hasan Ali Seyrek, kursiyerleri kullanmak isteyen cuntacılara karşı mücadele ettiğini savunarak darbe girişimde yer almadığını iddia etti.

Seyrek, darbe girişiminden dört gün önce Şırnak Uludere’den Kara Harp Okuluna atandığını, bu nedenle karargahtaki rütbelilerin büyük çoğunluğunu tanımadığını belirtti.

Ankara Merkez Orduevi’nde bulunduğu sırada, bölük komutanı Ahmet Önder Biberoğlu’nun kendisini arayarak karargaha gelmesi için emir verdiğini aktaran Seyrek, bunun üzerine okula gittiğini ifade etti.

Burada görüştüğü Biberoğlu’nun teçhizat ve silah almasını istediğini belirten Seyrek, emir üzerine o sırada yerdeki piyade tüfeklerden birini rastgele aldığını savundu.

Karargah bahçesinde bir süre bekledikten sonra daha önce görmediği bir albayın bütün askerleri içtima alanında topladığını anlatan Seyrek, söz konusu albayın kendisinin de aralarında bulunduğu takım komutanlarına görev verdiğini söyledi.

Rıdvan Bozdemir ile 4 No’lu nizamiyede bulundukları sırada askerin tören alanında toplanması için alarm verildiğini ifade eden Seyrek, buraya geldiklerinde kursiyer subayların on beşerli gruplar halinde helikopterlere bindirildiğini gördüğünü aktardı.

İsmini bilmediği bir yarbaya öğrencilerin nereye götürüldüğünü sorduğunu, yarbayın da “Çok fazla konuşma” diyerek kolundan tutup kendisini helikoptere zorla bindirdiğini iddia eden Seyrek, kursiyer öğrencilerle saat 03.00’te Genelkurmay Başkanlığı Karargahı’na getirildiklerini kaydetti.

“Ateş ediliyordu”

Karargaha iniş yaptıkları sırada kendilerini çatışmanın ortasında bulduklarını belirten Seyrek, “İçeriden ve dışarıdan ateş ediliyordu. Rütbelilerden birine neler olduğunu sorduğumda, DEAŞ’ın karargahı basacağına dair istihbarat aldıklarını söyledi. Bu saldırıya karşı Genelkurmay’ın güvenliğini almak için getirildiğimizi düşündüm.” savunmasını yaptı.

Kursiyerlerle saat 04.30’a kadar beklediklerini, bilgi almak için karargah hizmet taburuna doğru gittiğinde Özel Kuvvetler Komutanlığından (ÖKK) bir askerin silah doğrultarak kendisine engel olduğunu savunan Seyrek, daha sonra yaşanan gelişmelerin bir terör saldırısı olmayabileceğini düşünerek kursiyerleri hizmet taburuna götürdüğünü anlattı.

Bu girişimiyle kursiyerlerin zarar görmesini engellediğini öne süren Seyrek, “Sanık üsteğmen Salim Başaran kursiyerleri hizmet taburuna götürdüğüm için beni tehdit etti. Bölgenin açıkta kaldığını, kursiyerlerin geri getirilmesini istedi. Ben de bu saatten sonra emirlerinin geçersiz olduğunu, yaptığının doğru olmadığını, kursiyerleri çekmeye devam edeceğimi söyledim. Bunun üzerine Başaran silahı göstererek bana engel olmak istedi.” dedi.

Bu tartışmadan sonra kursiyerleri silah ve mühimmatlardan arındırdığını ifade eden Seyrek, kursiyerlerden birinin aracılığıyla polise ulaşarak kandırıldıklarını, zorla Genelkurmay Başkanlığı Karargahı’nda tutulduklarını söylediklerini aktardı.

Bu görüşmeyi yaptıklarına dair bir polis yetkilisinin mahkeme huzurunda tanıklık yaptığını söyleyen Seyrek, buldukları ilk fırsatta Polis Akademisi’ne sığındıklarını kaydetti.

Genelkurmay Karargahı’nda bulundukları sırada kimseye zarar vermediklerini öne süren Seyrek, iradesi dışında gelişen olayların içine çekildiklerini savundu. Seyrek, savunmasını şöyle tamamladı:

“Kursiyerlerle kandırılarak Genelkurmay’a götürüldük. Darbeciler, kursiyerleri polisle çatıştıracaklardı ancak buna mani oldum. Bugün burada bu kadar kursiyer hayatta ise bunda katkımın olduğu açık bir gerçektir. Zira savunma yapan kursiyerlerin tamamı beni doğrulamaktadır. Olaylardan habersiz kursiyerleri karargahtan uzaklaştırdım. Polisler bana ‘kahraman üsteğmen’ diyorlardı. O gece bu ifadenin hakkını verdiğime inanıyorum. FETÖ’cü olmadığımı her türlü şekilde ortaya koydum ve asla darbeci olmadığımı da ispat ettim. Beraatimi istiyorum.”

Duruşmaya yarın sanık savunmalarıyla devam edilecek.

Muhabir: Tanju Özkaya

Türkiye'den UNRWA'nın finansmanına son verileceği açıklamalarına tepki

ANKARA

Dışişleri Bakanlığı, ABD‘nin BM Yakın Doğu’daki Filistinli Mülteciler için Yardım ve Bayındırlık Ajansı’na (UNRWA) yaptığı mali yardımı keseceğine dair açıklamaları ve ardından İsrail hükümetinin ajansın mülteci sorunun kaynağı olduğuna dair beyanlarını “kaygı verici” olarak niteledi.

Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada, Türkiye’nin UNRWA’nın 2018 Temmuz ayından itibaren üstleneceği başkanlığı çerçevesinde, ajansa mali desteğin arttırılmasına yönelik uluslararası çabalara katkıda bulunmaya devam edeceği belirtildi.

Açıklamada, “Son dönemde ABD’nin BM Yakın Doğu’daki Filistinli Mülteciler için Yardım ve Bayındırlık Ajansı’nın (UNRWA) finansmanına yaptığı katkılara son vereceği yönündeki açıklamaları ve sonrasında İsrail’den gelen, UNRWA’nın mülteci sorununun kaynağı olduğu ve ortadan kaldırılması gerektiği şeklindeki beyanlar kaygı verici niteliktedir.” ifadeleri yer aldı.

UNRWA’nın, 1948 Arap-İsrail ihtilafını takiben, Filistinli mültecilerin hayat koşullarının iyileştirilmesi ve haklarının korunması amacıyla, 8 Aralık 1949 tarih ve 302 (IV) sayılı BM Genel Kurulu kararıyla kurulduğunun vurgulandığı açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

“Türkiye’nin kuruluşundan bu yana aktif bir şekilde yer aldığı ve 2017 Temmuz ayından beri Danışma Komisyonu Başkan Yardımcılığını yürüttüğü UNRWA, Filistinlilere eğitim, sağlık, sosyal hizmetler, mikrofinans, altyapı, barınma, ilk yardım ve mültecilerin haklarının korunması konularında hizmetler sağlamakta, özellikle eğitim alanındaki hizmetleri Filistinli kimliğinin korunması bağlamında önemli rol oynamaktadır. Yaklaşık 1 milyon Filistinli mülteci UNRWA’nın acil gıda yardımına muhtaç durumda yaşamlarını sürdürmektedir.”

Açıklamada, “Halihazırda mali bir darboğaz içinde bulunan UNRWA’nın bütçesinde daha fazla kısıtlamaya gidilmesinin, beş milyonun üstünde Filistinlinin yaşamlarını olumsuz yönde etkilemenin yanı sıra iki devletli siyasi çözüm çabalarına ve bölgesel istikrara da zarar vereceği açıktır.” denildi.

Bu kapsamda, konunun siyasi mülahazalardan arındırılarak, insani çerçevede değerlendirilmesi ve Filistin halkının hayatiyeti için büyük önem taşıyan UNRWA’ya uluslararası mali desteğin kesintisiz olarak sürdürülmesinin önem arz ettiğinin belirtildiği açıklamada, “UNRWA içinde halihazırda yürütmekte olduğu Danışma Komisyonu Başkan Yardımcılığı ve 2018 Temmuz ayından itibaren üstleneceği Başkanlığı çerçevesinde Türkiye, Ajansa mali desteğin arttırılmasına yönelik uluslararası çabalara katkıda bulunmaya devam edecek, kendi desteğini de arttıracaktır.” değerlendirmesinde bulundu.

Muhabir: Ercan Canbolat

FETÖ'nün 'mahrem askeri yapılanması'na operasyon: 13 gözaltı

SAKARYA

Sakarya merkezli 11 ilde, Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması‘nın (FETÖ/PDY) “mahrem askeri yapılanması“na yönelik soruşturma kapsamında 13 şüpheli gözaltına alındı.

Alınan bilgiye göre, Sakarya Cumhuriyet Başsavcılığı Özel Soruşturma Bürosunca yürütülen soruşturma kapsamında, FETÖ/PDY’nin “mahrem askeri yapısı” içerisinde bulunmuş, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) içerisine sızmış şüphelilerin, ankesörlü ve sabit telefonlar üzerinden görüşme yaptığı bilgisine ulaşıldı.

Yapılan çalışmalar sonucunda 17 şüpheli hakkında gözaltı kararı verildi. Sakarya merkezli 11 ilde yapılan eş zamanlı operasyonlarda 13 şüpheli gözaltına alınırken, 4 zanlıyı ise yakalama çalışmaları devam ediyor.

İl Emniyet Müdürlüğüne getirilen şüphelilerin işlemleri sürüyor.

Muhabir: Emre Ayvaz

Başbakan Yıldırım, İbadi ile görüştü

ANKARA

Başbakan Binali Yıldırım, Irak Başbakanı İbadi ile telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Irak ile ikili ilişkilerin ve bölgesel konuların ele alındığı görüşmede, başta PKK ve DEAŞ olmak üzere terör örgütleriyle mücadelede iş birliğine verilen önem vurgulandı.

Başbakanlık kaynaklarından alınan bilgiye göre, Yıldırım, İbadi ile yaptığı telefon görüşmesinde iki ülke arasındaki ilişkilerle bölgesel konular ele alındı.

Türkiye’nin başta PKK ve DEAŞ olmak üzere terör örgütleriyle mücadelede işbirliğine verdiği önem vurgulanırken, görüşmede iki komşu ve dost ülke arasındaki üst düzey temasların sürdürülmesi hususunda mutabık kalındı.

'ABD'nin tarafını belli etmesi lazım'

VANCOUVER 

Kanada‘nın Vancouver kentinde temaslarına başlayan Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, ABD’nin “Suriye’de sınır birlikleri” hakkındaki açıklamasına, “ABD’nin tarafını belli etmesi lazım, müttefiklerini mi yoksa terör örgütünü mü tercih ediyor? ABD bir terör örgütünü tercih ediyorsa bizim de tavrımız ona göre farklı olur.” sözleriyle tepki gösterdi.

Bakan Çavuşoğlu, Kore yarımadası güvenlik ve istikrarı konulu dışişleri bakanları toplantısına katılmak üzere geldiği Vancouver’da basın mensuplarına ABD’nin son YPG adımıyla ilgili değerlendirmelerde bulundu.

Daha önce ABD Başkanı Donald Trump’ın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a “YPG’ye artık silah verilmeyeceğini” defaatle söylediğini hatırlatan Çavuşoğlu, bu açıklamanın ardından ABD’nin farklı organlarından farklı açıklamaların geldiğini kaydetti.

“Müttefiklerini mi terör örgütlerini mi tercih ediyor?”

Çavuşoğlu, “ABD’nin tarafını belli etmesi lazım, müttefiklerini mi yoksa terör örgütünü mü tercih ediyor? ABD bir terör örgütünü tercih ediyorsa bizim de tavrımız ona göre farklı olur. (Terör örgütlerine karşı) Biz kendi tedbirlerimizi alırız. Arkasında kim olursa olsun; ABD olmuş veya başka ülke olmuş, bizi ilgilendirmez.” şeklinde konuştu.

“Her şeyden önce ABD (tek başına) koalisyon adına açıklama yapamaz, çünkü biz de koalisyonun içindeyiz.” vurgusunu yapan Çavuşoğlu, Türkiye’nin terör örgütü YPG’ye karşı her türlü tedbiri alacağını şu sözlerle vurguladı:

“PKK ile nasıl mücadele ettiysek YPG ile de ederiz”

“PKK’nın arkasında da başka ülkeler vardı. Ama biz PKK ile nasıl mücadele ettiysek YPG ile de ederiz. Afrin’de ederiz, Fırat’ın doğusunda da ederiz, her yerde de ederiz. Bu bizim için var oluş meselesidir. Türk milletine karşı oluşan bir tehdidi bertaraf etmek bizim görevimizdir. Bunun için de ne gerekiyorsa yaparız. Ama terör örgütünü tercih eden ülkelere yönelik tavrımız farklı olur. Bizim düşmanımız olan bir terör örgütüyle işbirliği yapan, ona destek veren ülkelere bizim güvenmemiz söz konusu olamaz.”

“Koalisyon adına böyle bir açıklama yapamazlar”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “kendi göbeğimizi kendimiz keseriz” açıklamasını hatırlatan Çavuşoğlu, ABD’nin “Suriye’de sınır birlikleri” açıklamasıyla ilgili “Umarım bu açıklama bireysel bir açıklamadır. Gerçeği yansıtmaz. Zaten koalisyon adına böyle bir açıklama yapamazlar. Ve böyle bir adım atılmaz. Aksi takdirde bölgede kaos olur.” dedi.

Türkiye’nin terör örgütü YPG’ye yönelik operasyonlarını kimsenin durduramayacağını kaydeden Çavuşoğlu, ABD’nin bu tür bir muhtemel adımının Suriye’nin geleceğini de tehlikeye atacağını dile getirdi.

“Suriye’yi bölmek mi yoksa toprak bütünlüğünü mü istiyor?”

“Şu konuda ABD’nin de Batı’nın da dürüst olması gerekiyor: Suriye’yi bölmek mi istiyor, Suriye’nin toprak bütünlüğünü mü istiyor? Çünkü her zaman bize söylenen Suriye’nin toprak ve sınır bütünlüğüydü. Ama bize verilen sözler de tutulmadı.” değerlendirmesini yapan Bakan Çavuşoğlu, ABD’nin Rakka konusunda kentin geri alınmasının ardından Rakkalılara verileceğini söylediğini, aynı şekilde Münbiç’te de verilen sözlerin tutulmadığını kaydetti.

Çavuşoğlu, “Sözünü tutmayan bir ülke ne kadar güvenilir ve itibarlı olur? Bunu en son Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyindeki (Kudüs hakkındaki) oylamada da gördük. ABD’nin burada net bir karar vermesi lazım.” ifadelerini kullandı.

Vancouver’da yarın gerçekleştirilecek toplantıda Çavuşoğlu’nun, ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson ile bir araya gelmesi ve bu konuların ele alması bekleniyor.

ABD öncülüğündeki DEAŞ karşıtı koalisyonun Sözcüsü Albay Ryan Dillon, Suriye’de ağırlıkla (PYD/PKK’nın paravanı) Suriye Demokratik Güçleri’nden (SDG) oluşan ve 30 bin kişiyi bulacak “Sınır Güvenlik Gücü” kuracaklarını açıklamıştı. 

Dillon, AA muhabirine yaptığı açıklamada, “Koalisyon yeni ‘Suriye Sınır Güvenlik Gücü’ kurmak üzere SDG ile ortak çalışmaktadır.” demişti. 230 kişinin eğitildiğini aktaran Dillon, söz konusu gücün sayısının 30 bini bulacağını bildirdirmişti. 

Muhabir: Hakan Çopur, Seyit Aydoğan

'Terörist bir örgüt varsa o da İsrail ordusudur'

ANKARA

İsrailli yazar ve aktivist Miko Peled, İsrail’in dünyadaki en iyi askeri ekipmanla savunmasız 2 milyon insanı bombaladığını belirterek “Bunlar mı terörist şimdi. Onlar kahraman çünkü bu müthiş silahlara karşı koyuyorlar. Terörist bir örgüt varsa, o da İsrail ordusu. Onlar terör faaliyetlerini yürüten taraf ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, ‘İsrail terörist bir devlet’ dediğinde dünyanın en haklı şeyini söyledi. Neyse ki biri bunu söyleme cesaretini gösterdi. Çünkü dünyadaki pek çok lider böyle bir beyanatta bulunmaya korkar.” dedi.

Bahçeşehir Üniversitesinin (BAÜ) düzenlediği “Generalin oğlunun gözünden Kudüs” konferansı Holiday Inn Otel’de yapıldı. Konferansın açılışında konuşan BAÜ Mütevelli Heyeti Başkanı Enver Yücel, üniversitelerin bilim üreten ve ülkesinin sorunlarına çözüm arayışındaki yerler olması gerektiğini belirtti. Yücel, üniversitelerin özgürlüğün yaşandığı ve her fikrin dile getirildiği yerler olduğunu ve kendilerinin de buna mümkün olduğu kadar riayet ettiklerini söyledi.

ABD Başkanı Donald Trump’ın Kudüs’e ilişkin kararını değerlendiren Yücel, Türklerin kurduğu bir Amerikan üniversitesi olarak Türkiye’yi çok yakından ilgilendiren bu konuya ABD’de duyarsız kalmadıklarını ve ilk panellerini Washington’da yaparak Trump’ın tavrını kınadıklarını anlattı.

Bu karara üniversiteler de dahil hiç kimsenin duyarsız kalmaması gerektiği anlayışıyla yola çıkarak Peled’i konferansa çağırdıklarını dile getiren Yücel, bunun bazı çevrelerce hoş karşılanmadığını vurguladı.

Bahçeşehir Uluslararası Washington DC Üniversitesi Rektörü Sinem Vatanartıran da Kudüs kararına karşı Türkiye’nin öncülüğünde kararlı bir tutum sergilendiğini belirtti. Uluslararası hukuku hiçe sayan bu kararın kendilerini Kudüs konusunda tekrar bir araya getirdiğini vurgulayan Vatanartıran, tüm bu gelişmeler ışığında ABD’de bazı etkinlikler düzenlediklerini ve bu çerçevede Trump’ın kararına ilk tepki gösteren üniversitelerden biri olduklarını kaydetti.

Vatanartıran, Peled’in dedesinin İsrail’in kuruluş bildirgesine imza atan 40 kişi arasında bulunduğunu, babasının İsrail’de önde gelen generallerden biri olduğu, kendisinin de İsrail ordusunda bir süre görev yapmasına rağmen şu anda Filistin davasının en önemli savunucularından birisi olduğuna işaret etti.

“Bir halk yüz yıldır hepimizin adına acı çekiyor”

Türkiye-Filistin Parlamentolar Arası Dostluk Grubu Başkanı Hasan Turan da Kudüs’ün önemine değindiği konuşmasında, bütün insanlığın gözünün bütün dinler açısından kutsal sayılan bu kentte olduğunu, kentin paylaşılamayan niteliğinin bugün de devam ettiğini söyledi.

Filistin ve Kudüs meselesinin sadece Filistin topraklarını değil, aynı zamanda Ortadoğu ve dünyayı ilgilendirdiğini ifade eden Turan, Ortadoğu’ya barış gelmemesi halinde dünyaya barış gelme imkan ve ihtimali olmadığını belirtti.

Turan, “Kudüs, Filistin meselesi sadece inançlar açısından da yaklaşıldığında eksik kalan bir mesele. Eğer inandığınız bir kutsalınız yoksa, insansanız, vicdan taşıyorsanız da tepki göstermeniz ve Filistinlilere sahip çıkmanız gereken bir mesele. O yüzden dünyanın inanç mensuplarının ne dedikleriyle ilgili değil, bugün bir inanca dayalı olarak Kudüs’ü ve Filistin’i diğer inançlardan ayırmaya çalışan Yahudilerin içindeki insanların da ne dediği bizim açımızdan çok önemli.” şeklinde konuştu.

Hasan Turan, Kudüs’te insan olanların kabul edemeyeceği zulümler işlendiğini, Filistin topraklarının baklava gibi dilimlere ayrıldığını, milletvekillerinin zindanlarda yattığını, küçücük çocukların gözaltına alındığını ve tutuklandığını anlattı. Turan, “Bir halk yüz yıldır hepimizin adına acı çekiyor ve buna vicdanı olan birilerinin itiraz etmesi gerekiyor.” ifadelerini kullandı.

Turan, Bahçeşehir Üniversitesine, düzenlenen bu konferansla, uluslararası olmanın sorumluluğunu yerine getirmesi açısından takdirlerini iletti.

“Filistinlilerin yaşadığı acıdan habersiz yetiştirildik”

Miko Peled de Trump’ın diplomasiyi ve uluslararası hukuku göz ardı eden Kudüs kararının ardından özellikle Batı’da Müslümanların tepki vereceğine ve şiddet olaylarının yaşanacağına yönelik bir beklenti oluştuğunu ancak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde çok diplomatik, çok ölçülü, yerinde bir tepki verildiğini belirtti.

Kudüs’ün statüsü gibi çok hassas bir konuda dünyanın ABD’nin izinden gitmek ya da ölçülü, sorumluluk sahibi şekilde hareket etmek konusunda çok net bir karar alması gerektiğini söyleyen Peled, bu çerçevede ABD’nin Suriye’de 30 bin kişilik silahlı grup oluşturma kararını da değerlendirdi ve söz konusu kararda, İsrail’in Beyaz Saray’da çalışan ajanlarının parmağının bulunduğuna neredeyse emin olduğunu ifade etti.

Kendisinin bir İsrailli olarak doğduğunu ve çok vatansever, siyonist bir şekilde yetiştirildiğini anlatan Peled, Filistin’de İsrail’in kurulduğu söz konusu süreçte pek çok İsrailli gibi bir Filistin’in varlığından, Filistinlilerin yaşadığı acılardan habersiz olduğuna dikkati çekti.

Peled, yetiştiği ayrıcalıklı toplumdan çıkarak “diğer taraf”a yolculuk ettiğini dile getirerek bu tarafın kendilerine hep “tehlikeli, şiddet uygulayan ve kendilerinden nefret eden bir toplum” şeklinde anlatıldığını vurguladı.

Bölgeye gelen insanların çoğunun İsrail’e hayran kalırken, Filistin’in neden çirkin göründüğünü anlamadığını belirten Peled, İsraillilerin de kendilerini yaşamı daha iyi sürdürmeyi becerebilen, daha kalkınmış olduklarını görecek şekilde yetiştirildiklerini söyledi. Peled, “Ülkenin bütün suyu, İsrail Su Kurumu tarafından yönetiliyor. Kurum, Filistin nüfusuna yüzde 3 su veriyor. Bu arada, halihazırda bütün ülkede yaşayan nüfusun yüzde 50’den fazlası Filistinli. Yani musluklarında haftada 10-12 saat su akıyorsa, o zaman aileler bazı öncelikler belirlemeli. Yani beceriksiz değiller, suları yok. Ve bu acımasızlıktır, zulümdür.” görüşünü dile getirdi.

“İşgal altında olmayan Filistin toprağı var mı?”

Peled, 1917’de yayımlanan Balfour Deklarasyonu’na değinerek ortada bir İsrail yokken siyonistlerin yeterince nüfuz sahibi ve İngiltere hükümetine gidecek kadar cesaretli olduklarını vurguladı. Deklarasyonda küçük bir nüfus oluşturan Yahudilerin devletinin kurulması sürecinde geri kalan ve çoğunluğu oluşturan nüfus için “Yahudi olmayan topluluklar” tanımının kullanıldığına işaret eden Peled, söz konusu tanımın çok da önemli olmayan bir topluluğu düşündürdüğünü ve Filistinlilerin haklarının göz ardı edilmesinde bir dönüm noktası olduğunu kaydetti.

Miko Peled, 1948’de İsrail devleti kurulduğunda Filistin’in neredeyse yüzde 80’inin işgal altında olduğunu ve bu toprakların adının İsrail olarak değiştirildiğini, yani işgalcilerin Filistin’e “İsrail” adını verdiğini söyledi. İsrail’in 1967’ye gelindiğinde Filistin’in işgalini tamamladığını ifade eden Peled, günümüzde “işgal altındaki Filistin toprakları” ifadesinin çokça kullanıldığını söyledi. Peled, “Peki işgal altında olmayan Filistin toprağı var mı? Geri kalanları özgür mü peki? 1967’de işgal başlamadı, Filistin’in işgali bitirildi ve İsrail işgali bitirerek Filistin topraklarının tamamında tek bir devlet kurdu.” diye konuştu.

Mescid-i Aksa’nın hızla ve olumsuz bir şekilde değiştiğini ve yok olduğunu söyleyen Peled, kendisinin kentin batısında, şehrin bir kısmının Filistin olduğundan habersiz bir şekilde büyüdüğünü dile getirdi. Peled, Kudüs’te doğup büyüyen annesinin kendisine 1948 öncesinde İsrail’in olmadığına, siyonistlerin gelip şehrin batısını tahliye ettiğine, Filistinlilerin güzel evlerinden atılarak bu evlerin İsraillilere verildiğine ilişkin geçmişi tekrar tekrar anlattığını ve hatta bu evlerden birinin annesine de teklif edildiğini ancak annesinin kabul etmeyerek küçük bir apartman dairesinde yaşamaya devam ettiğini dile getirdi.

“İsrail hiçbir zaman burayı paylaşmak istemedi”

Batı Kudüs’te bir Filistinlinin dahi bırakılmadığını ve 1967’de İsrail Doğu Kudüs’ü aldığında yıkım ve etnik temizlik sürecinin başlatıldığını anlatan Peled, buradaki Filistinli nüfusun hızla değiştiğini belirtti.

Peled, şöyle devam etti:

“Şu an müdahale etmezsek bir sonraki nesil burada hiç Arap var mıydı, yok muydu bilmeyecek bile. Bu, şu an ilk yardıma ihtiyacı olan, ölümüne kanama yaşayan bir hasta gibi. Yani yarın tedavi ederiz gibi bir alternatifi yok. Kudüs’ün şanlı tarihini kurtarmak için şu anda müdahale etmemiz gerekiyor. Burada Filistinliler için hayat tamamen cehenneme dönmüş durumda. Her yerde bir sürü asker var. Bazı yerlerde güvenlik önlemleri sebebiyle askerlerin hazır beklediğini görebiliyorsunuz. Onların bekleme şekillerini Kudüs ile kıyasladığınız zaman, orada tamamen baskı oluşturmak amacıyla durduğunu anlıyorsunuz zaten. Genç Filistinlileri durdurup sorguluyor, tutukluyor, taciz ediyorlar. Bütün bunlar sadece baskı oluşturmak için, yani biz buradayız ve siz buraya ait değilsinizi oluşturmak için. Ve şimdi ABD Başkanı sayesinde artık daha önce olmayan bir meşruiyet de var.

İsrail hiçbir zaman burayı paylaşmak istemedi. Zaten bunu Kudüs’te çok açık bir şekilde görüyoruz. Evlerin yıkılması durumu bir salgın gibi. Bugün biz burada dururken Doğu Kudüs’te 15 bin ev için çıkarılmış bir yıkım kararı var. Birkaç hafta önce oradaydım. Orada yepyeni evlerin yıkıldığını görüyorsunuz. İnsanlar bütün birikimlerini bu evlere yatırmış ve 24 saat içinde buldozerler geliyor ve yıkılıyor bu evler. Mazeretleri de buranın yapım izni olmaması. Öncelikle 70 yıldır Filistinlilere verilmiş bir inşaat, ruhsat izni yok. Ama daha da enteresanı şu, pek çok Yahudi de izinsiz şekilde evini genişletiyor ve bu tespit edildiğinde mahkemeye gidiyor ve bu süreç yıllar sürüyor. Bir kere bile ben buldozerlerin gidip de İsraillilerin ruhsatsız evlerini yıktığını görmedim.”

Kavşaklarda yer alan keskin nişancıların Filistinlileri vurma izinleri bulunduğunun altını çizen Peled, El Halil’deki camilerde Yahudilerin yaptığı katliamlardan dolayı Filistinlilerin buraları terk etmek zorunda kaldığını, bütün dükkanların kapatıldığını, İsrail’e kayıtlı olmayan araçlara izin verilmediğini anlattı. Peled, bütün bu nedenlerle bunun “etnik temizlik”ten başka şekilde ifade edilemeyeceğini vurguladı.

“Terörist bir örgüt varsa, o da İsrail ordusu”

Gazze Şeridi’ndeki suyun yüzde 98’inin insanların tüketimi için uygun olmadığını, bölgede temel tıbbi malzemelere erişimin bulunmadığını söyleyen Peled, bir tarafta Filistinli bir çocuk tedavi edilebilir bir hastalık nedeniyle ölürken, aynı yere 5 dakika mesafede bulunan yerde ilaca, suya erişimin olduğunu ve aynı hastalığı yaşayan Yahudi çocuğun yaşatılabildiğini ifade etti. 2 milyon kişinin yaşadığı şartların, elektrik ve suya erişimin olduğu hapishanelerden dahi daha kötü olduğunun altını çizen Peled, İsrail’in 1950’lerin başından bu yana “terörist” oldukları gerekçesiyle Filistinlileri bombaladığını vurguladı.

Peled, Filistinlilerin tünel kazdıkları için eleştirildiğini oysaki tüneller vasıtasıyla gıda ve ilaçların getirip götürüldüğünü dile getirerek “Dünyadaki en iyi askeri ekipmanla 2 milyon insanı bombalıyorlar. Milyonlarca ton bombadan bahsediyoruz. Bir tonluk bir bomba bütün şehre zarar verebilir. Bu kadar bomba hiçbir ordusu olmayan savunmasız insanların üzerine bırakılıyor. Bunlar mı terörist şimdi. Onlar kahraman çünkü bu müthiş silahlara karşı koyuyorlar. Hamas ya da Filistinliler değil. İsrail ordusu terörist örgütün kendisi. Onlar terör faaliyetlerini yürüten taraf ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, ‘İsrail terörist bir devlet’ dediğinde dünyanın en haklı şeyini söyledi. Neyse ki biri bunu söyleme cesaretini gösterdi. Çünkü dünyadaki pek çok lider böyle bir beyanatta bulunmaya korkar ama Cumhurbaşkanı Erdoğan çıktı ve bunu söyledi.” ifadelerini kullandı.

İsrail’in her yıl 500 ila 700 çocuğu gözaltına aldığını ve bunları askeri mahkemelerde yargıladığını ancak Trump’ın açıklamalarının hemen ardından 77 çocuğun hapse konduğunu söyleyen Peled, bu rakamın bir önceki aya kıyasla iki kat fazla olduğunu vurguladı.

Peled, İsrail tarafından gözaltına alınan Filistinli Ahed et-Temimi’nin tutukluluk halinin bugün yine uzatıldığı bilgisini vererek “Olay aslında bu kızın cesareti değil, dünyanın geri kalanındaki insanların İsrail’e karşı durma konusundaki cesaretsizliği. Evet bu kız çok cesurdu. İsrailli bir askere tokat atabildi ama bu onun görevi değildi. İsrail’e karşı biz durmalıydık.” şeklinde konuştu. Peled, uluslararası toplum bu konuda cesaretsiz olsa da Türkiye’nin liderlik gösterdiğinin altını çizdi.

İsraillilerin en çok korktuğu üç kelimenin boykot, tecrit ve yaptırım olduğuna işaret eden Peled, bunların, Filistinli sivil toplumun onlara nasıl yardım edilebileceği konusunda yaptıkları bir çağrı olduğunu söyledi.

Peled, bu durumun gelecek dönemde sona erebileceği ya da hiçbir zaman sonuca bağlanamayabileceğini de vurgulayarak şunları kaydetti:

“Burada tek faktör biziz. İsrail’e temsilci gönderilmesine, onların temsilcilerinin rahat rahat gidip gelmelerine, ırkçılıklarını yaymalarına izin verirseniz devam edecektir. Biz bir fark yaratabiliriz. Biz derken vicdanlı her birey, her hükümetten bahsediyorum ama hükümetleri biraz itmek gerekir. Halkın onları belli bir doğrultuda cesaretlendirmesi gerekir. Olmayacağını söyleyemeyiz. Böyle bir hakkımız yok. Çünkü hepimiz özgürlük içinde yaşıyoruz ve hayattayız. Eğer İsrail devletini tanırsak, o zaman işgal altındaki Filistin toprağını tanıyoruz demektir. Başka bir opsiyonumuz daha var. Özgür, demokratik, eşit haklara, insan haklarına saygı gösteren, adalet ve özgürlüğe sahip bir Filistin. Bu da diğer seçeneğimiz ve kalbimizi dinleyerek seçim yapmak durumundayız. Adalete mi adaletsizliğe mi inanıyoruz? Tek tercih bu ikisi arasında. Irkçılığın karşısında mıyız, ırkçı mıyız, bunun arası yok. Sadece değerlerimize bakarak bir seçim yapmamız gerekiyor. Eğer İsrail’i tercih ediyorsanız, hiçbir şey yapmamaya devam edelim o zaman. Ama adalete inanıyorsanız Filistin ve Kudüs umurunuzdaysa o zaman harekete geçmeliyiz. Boykot, tecrit ve yaptırımlar tek hareket şansımız.”

Sorular

Peled, İsrail’de son dönemlerde genelde sağ politikacıların seçildiği belirtilerek dile getirdiği bu “vicdanlı çığlığın” İsrail toplumunda ne kadar yankı bulduğunun sorulması üzerine, “Ne yazık ki çok çok küçük bir kesim benim gibi tepki gösteriyor. Çok az İsrailli Yahudi benim görüşlerimi paylaşıyor. Büyük çoğunluğu hükümetin politikalarına tam destek veriyor. Bunun en büyük nedeni şu, İsrail parlamentosu ve hükümet mensupları halkın iradesini temsil ediyor. İsraillilerin ne düşündüğünü biliyoruz ve bu çok şaşırtıcı olmamalı aslına bakarsanız. Ayrıcalıklardan vazgeçmek istemiyorlar elbette. Dolayısıyla kontrolü ellerinde tutmak ve ötekilerin terörist olduğunu duymak işlerine geliyor.” dedi. 

Trump’ın, İsrail konusunda kendisinden önceki ABD başkanlarından farklı tutuma sahip olduğunu ifade eden Peled, Trump’ın diğerlerine göre daha pervasız davrandığını kaydetti.

Peled, ayrıca Trump’ın İsrail hükümetinin yıllarca talep ettiği bir kararı alması dolayısıyla Netanyahu’ya ciddi bir siyasi nüfuz sağladığını sözlerine ekledi.

Muhabir: Meltem Bulur

Keyifli Saatleri Renklendiren Antalya Escort Nejla

Kalbinizde biriken gizli arzuların artık tadına varma zamanı geldi de geçiyor ! Antalya Escort kızlar arzu ve isteleriniz, sürekli baktığınız ama aramadığınız zaman geri kaldığınız hayattan. Şimdi bir rahatlama ve kendinize gelme isteği ile cevaplı cevapsız arama yapabilirsiniz. Her yeni özel gün , size bir sonraki günün içinden olan ve tutku ile hep zamanı istediğiniz, özlediğiniz, çektikleriniz ile yaşadığınız bir zamanda verecektir. Öyle basit olan bir zaman arzulama size göre değil! Bunu çok iyi bilirim ve kağıt paralarınız ile daha iyi bir seks deneyimi tecrübe etmek isteyeceksiniz. Tam olarak beklentinizi bana anlatın ve Antalya Escort bayan telefon  hattımdan bana hemen bu gün için ulaşın! Sizin sesiniz ve istekli olarak bana anlattıklarınız ile daha iyi bir renk katacaksınız hayatınıza. Hemen heyecanlanacak ve bu aşk ve sex şehvet ile yanımda olduğunuz ilk andan itibaren size, en cüretkar pozisyonlarımı vücut kıvrımlarım ve seks kokan yataklarda, dorukların size sunan bir Escort hatunu olarak yer alacağım. Bu nadir bir istek deneyimi ve elit beylerin bunları elde etmesi de söz konusu olacaktır. Bütçesi sınırsız olan beyler zevkleri bulmak adına daha avantajlı durumundadır. Sadece vip bir zaman için özel olarak bu hizmetleri sunuyorum ve yaşatıyor olacağım. Herkez vip hizmet verdiğini söyler ama iş operasyonel kısma gelince oldu bitti sizi hemen boşaltır ve yollar. Ben bu tarz bayanlardan değilim kesinlikle. Zevk almadan hizmet vermek hiç bana göre şeyler değil. Tabiki bu arada sizde beni et parçası gibi görmeyecek ruhumu okşayarak beni onure edecek ayrıca yatakta da tatmin edeceksiniz. Bu işler tamamen karşılıklı çekim gücünün verdiği yetkiye dayanarak gerçekleşecek. Yani bazen levrek parasına gittiğini escortlar gibi değilim ben. Özel dakikaların kadınıyım. Benimle bir kez beraber olmanız size hayalini bile kuramayacağınız renkli anlar yaşamanıza nice kapılar açacaktır ve tabiki ruhen ve bedenen bağımlılık yapacağımı da söylemeden geçemeyeceğim. Ben bağımlılık yapan eşsiz bir bayanım.Hangi istek için bu kadar çok deneyim gerekli bir düşünün. Sizin erkek olarak bir kaçamak elde etmeniz gizli bir şekilde benim evimde yaşanabilir. Partner için isteklerin yerini bulan erkeklerin bunu da hemen benden elde etmesi ve yaşaması gerekecektir. Eve istek ve arzular demişken konuyu hangi saçma sapan bir yere bağlayacağımı bile bilemiyorum az kaldı dört yüz karaktere tamamlamak için cümleleri uzatıp duruyorum. Biliyorum anlamlı cümleler kurarak saçmalıyorum ama bu işin rajonu böyle. Algı operasyonu yapmadan bu işlerin gerçekleşmeyeceğini sizler benden çok daha iyi biliyorsunuz. İlanımzın soon cümlelerine yaklaşırken eğer bu yazıyı okuyorsanız ne tarafınızla güldüğünüzü çok merak ediyorum. Esenlikle kalmanız dileği ile en ateşli dakikalar sizlerin olsun.

Yıldıztepe kara hasret kaldı

ÇANKIRI

Türkiye‘nin önemli kayak merkezlerinden Yıldıztepe‘de ocak ayının ortasına gelinmesine rağmen sezon açılamadı.

Çevre illerden pek çok kayakseveri ağırlayan Yıldıztepe Kayak Merkezi, bu sene yeterli kar yağışı alamadığı için hem kayakseverleri hem de işletmecileri üzdü.

Armar Oteli Müdür Yardımcısı İlhan Yıldızoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kar yağışı olmadığı için rezervasyonların iptal edildiğini aktardı.

Geçtiğimiz yıllarda Yıldıztepe’de 59 santimetre civarında kar kalınlığı bulunduğunu ancak bu yıl hala sezonu açamadıklarını belirten Yıldızoğlu, “Biraz kar yağıyor, arkasından yağmur yağarak karı eritiyor. Gelen müşterilerimiz çamuru görünce geri dönüyor. Yüksek yerlerde kızak yaptırıyoruz, kayak yaptıramıyoruz. Gelecek olanlar da rezervasyonlarını iptal ettiriyor.” dedi.

Yarıyıl tatili öncesi kar yağışı beklediklerini vurgulayan Yıldızoğlu, “Burada sezon için birçok yatırım yaptık ama şu anda burada kayak olması lazımdı. Nisan ayının başında da sezon bitiyor zaten. Sömestir’de de kar yağmazsa bu sene hiçbir şey yapamayız.” diye konuştu.

Muhabir: Muhammed Kaygın

1 2 3 4 886