Tunceli Valiliğinden belediyenin ekonomik durumuna ilişkin açıklama

TUNCELİ

Tunceli Valiliğince, Tunceli Belediyesinin ekonomik durumuna ilişkin, “Tunceli Belediyesinin 18 Kasım 2016’da KHK ile devralındığı dönemde borcu 18 milyon 345 bin 296 liraydı ve kasasında da 17 milyon 374 bin 904 lira vardı. Belediyenin borcu şu anda 14 milyon 902 bin 512 liraya düşmüştür ve kasasında da 17 milyon 699 bin 107 lira bulunmaktadır.” bilgisi verildi.

Valilikten yapılan yazılı açıklamada, Tunceli Belediyesinin 18 Kasım 2016’da KHK ile devralındığı dönem ile mevcut dönemdeki ekonomik durumuna ilişkin değerlendirmelerde bulunuldu.

Belediye devralındığında 18 milyon 345 bin 296 lira borcunun bulunduğu ve kasasında da 17 milyon 374 bin 904 lira olduğu belirtilen açıklamada, şunlar kaydedildi:

“Belediyenin borcu şu anda 14 milyon 902 bin 512 liraya düşmüştür ve kasasında da 17 milyon 699 bin 107 lira bulunmaktadır. ‘Kayyuma 17 milyon bıraktık.’ diyenler niye 18 milyon liralık borcu söylemezler? 30 Haziran 2017’den bu yana yaklaşık maliyeti 47 milyon lira olan işler program dahilinde bitirilmiştir. Kısa sürede bitirdiğimiz 47 milyon liralık işleri görmekte neden güçlük çekerler? Tunceli’mize ve yöremizin güzel insanlarına yıllardır konuşulan fakat yapılamayan projeleri gerçekleştiriyoruz. Hayırlı olsun.”

Tunceli Belediyesinde görevlendirme

16 Kasım 2016’da Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında aralarında Tunceli Belediye Başkanı Mehmet Ali Bul’un da bulunduğu 13 kişi gözaltına alınmıştı.

Bul’un, sevk edildiği hakimlikçe “Silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan tutuklanması üzerine 17 Kasım 2016’da Tunceli Belediye Başkanlığına dönemin Tunceli Vali Yardımcısı Olgun Öner, 17 Ocak 2017’de ise dönemin Tunceli Valisi Osman Kaymak İçişleri Bakanlığınca vekaleten atanmıştı.

13 Haziran 2017 tarihinde 2017/10458 sayılı kararname ile Tuncay Sonel, Tunceli Valiliğine atanmış ve Tunceli Belediye Başkan Vekili olarak görevlendirilmişti.

Muhabir: Haydar Toprakçı

Eski yüksek yargı üyelerinin yargılanmasına devam edildi

ANKARA

Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) 15 Temmuz 2016’daki darbe girişimi sonrası meslekten ihraç edilen ve tutuklanan Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay ile Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) üyelerinin yargılanmasına devam edildi.

İlk derece mahkemesi sıfatıyla Yargıtay 9. Ceza Dairesince, Yargıtay Genel Kurul Salonu’nda görülen duruşmada, Kahramanmaraş’ta saklandığı babasına ait bağ evinde yakalanan eski Danıştay üyesi Yunus Çetin hakim karşısına çıktı.

İddianamede, sanığın örgütün içerisinde yer aldığı, örgüt talimatıyla Danıştay üyeliğine seçildiği, örgütün çeşitli adlar altında düzenlediği toplantılarına katıldığı, örgüt talimatıyla kararlar verdiği, örgütün sivil kanadından gelen talimatları alt hücrelere aktardığı ve ByLock kullandığı belirtildi. Çetin’in, böylelikle örgütün hiyerarşik yapısına dahil olduğu, stratejisi ve amaçları doğrultusunda sıkı bir disiplinle hareket ettiği ve “yönetici” konumunda bulunduğu savunuldu.

Hakkındaki suçlamaları reddeden Yunus Çetin, 25 yıllık meslek hayatının ardından hiçbir somut delil ve gerekçe gösterilmeden tutuklandığını, usulsüz ve dayanaksız soruşturma yürütülerek tutuklama kararı verildiğini ve temel haklarının ihlal edildiğini ileri sürdü.

Örgüt talimatıyla üye seçildiği iddiasının gerçeği yansıtmadığını öne süren Çetin, idari yargıda yaptığı görevlerin ardından 1999’da Danıştay tetkik hakimliğine atandığını, Danıştay 10. Dairesinde 12 yıl tetkik hakimliği görevinde bulunduktan sonra 2011’de üye seçildiğini anlattı. Çetin, meslek hayatı boyunca terfilerinin yüksek derecelerde olduğunu, Danıştay üyesi seçilmek için gereken şartları taşıdığını iddia etti.

Üye seçildikten sonra iş yükü fazlalığı gerekçesiyle yeni kurulan Danıştay 15. Dairesinde görevlendirildiğini belirten sanık Çetin, “Yargılama faaliyetim sırasında hak ve adaletten ayrılmadım. Kimsenin lehine veya aleyhine değil, hukuk kuralları çerçevesinde, bağımsız ve tarafsız karar verdim. Hiçbir örgütle irtibatım, bağım, iltisakım yoktur.” savunmasını yaptı. 

“Gülen’in yurt dışına kaçmadan önce son kaldığı yere gezi”

İddianamede ifadesine yer verilen eski Danıştay üyesi Vahit Bektaş’ın, “2013 yılında Danıştay’da görev yapan FETÖ yapılanması içinde bulunan kişilerle İstanbul’a geziye gittikleri, burada toplantılar yaptıkları, örgüt elebaşı Fetullah Gülen’in yurt dışına kaçmadan önce son kaldığı yerin de kendilerine gezdirildiği” şeklindeki beyanını da kabul etmeyen Çetin, böyle bir geziye gitmediğini, o yıllara ait telefon kayıtlarına bakılması halinde bunun ortaya çıkacağını savundu. Diğer tanık beyanlarını da kabul etmeyen Çetin, bu kişilerle yüzleşmek istediğini söyledi.

ByLock tespitini de reddetti

Örgütün gizli haberleşme programı ByLock kullanıcısı olduğu belirtilerek, bu program üzerinde yüksek yargının sivil imamı olduğu tespit edilen kişilerle yaptıkları yazışmalara da yer verilen Çetin, bu iddiaları da kabul etmedi.

“Kesinlikle ByLock kullanmadım, indirmedim, kullanmayı da bilmiyorum, teknoloji özürlüyüm.” diyen Çetin, yazıştığı iddia edilen sivil kişileri de tanımadığını ileri sürdü. Sanık Çetin, kullandığı telefon ile başkasına ait telefonun ID numaralarının karıştırıldığını, bu nedenle ByLock üzerinden yazışmış gibi yanlış tespit yapıldığını savundu.

Fatih Üniversitesi Hastanesi ile ilgili dava

Kapatılan Fatih Üniversitesi Hastanesinin Sosyal Güvenlik Kurumuyla (SGK) sözleşmesinin feshedilmesi ve MEDULA’dan (reçete onay sistemi) çıkarılmasıyla ilgili davada örgüt talimatıyla yürütmeyi durdurma kararı vermekle de suçlanan Çetin, bu suçlamayı da reddetti.

Sanık Çetin, “Hastanede tedavi gören hastaların durumu düşünülerek, sağlık hizmetlerinin aksamaması için verilen bir karardı. Zaten Danıştay 10. Dairesinin, ‘SGK kendisine başvuran sağlık hizmet sunucuları arasında ayrım yapamaz’ şeklinde içtihatı vardı. Sonradan ilgili yönetmelikte bu konuda değişiklik yapıldı. Bu nedenle bizim kararımız ilgili mevzuat hükümlerine uygundu” savunmasını yaptı.

Çetin, örgüt üyeliği ve yöneticiliği suçlamasını kabul etmediğini belirterek, tahliyesine karar verilmesini istedi.

Verilen aranın ardından mahkeme heyeti ara kararını açıkladı. Buna göre, sanığın tahliye talebi reddedilerek tutukluluk halinin devamına karar verildi.

Sanık hakkında ifade veren eski Danıştay üyeleri Hamza Eyidemir, Vahit Bektaş, eski HSYK üyesi İbrahim Okur ve eski Adalet Bakanlığı Müsteşarı Birol Erdem ile Ankara İdare Mahkemesi Başkanı Abdullah Şahin’in tanık olarak dinlenmesi, duruşmanın 28 Mayıs’a bırakılması kararlaştırıldı.

Muhabir: Aylin Sırıklı

'Babamı öldürenlerden şikayetçiyim'

ANKARA

Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) darbe girişimi sırasında Özel Kuvvetler Komutanlığını (ÖKK) ele geçirmek isteyen cuntacı general Semih Terzi’yi vurarak darbe girişiminin seyrini değiştiren Astsubay Ömer Halisdemir’in şehit edilmesine ilişkin 18 sanığın yargılandığı davanın duruşması Ankara 14. Ağır Ceza Mahkemesinde görüldü.

Duruşmaya, tutuklu sanıklar ve avukatlarının yanı sıra şehit Halisdemir’in kardeşleri Soner ve Savaş Halisdemir, olayda yaralanan Başçavuş İsmail Oğuz ile karargahta öldürülen Astsubay Nedim Şahin’in eşi Ayşe Şahin, TBMM, Başbakanlık ve Milli Savunma Bakanlığının da arasında bulunduğu müştekilerin avukatları katıldı. 

Duruşmada, başka cezaevlerinde bulunan 4 sanık ile telekonferans sistemiyle bağlantı kuruldu.

Mahkeme Başkanı Bayram Kantık, Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığının bazı sanıklardan elde edilen dijital materyallerin inceleme raporlarını gönderdiğini, bazı sanıkların raporlarının ise henüz gönderilmediğini açıkladı.

“Babamı öldürenlerden şikayetçiyim”

Duruşmada maktul Nedim Şahin’in kızı Nesibe Tuğçe Şahin, “Babamı öldürenlerden şikayetçiyim.” diyerek, davaya katılma isteminde bulundu.

Ardından olay tarihinde albay rütbesiyle İskenderun İleri Harekat Üssü’nde Birinci Özel Kuvvet Grup Komutanı olarak görev yapan Eyüp Coşkun “tanık” olarak dinlendi.

Coşkun, emrinde daha önce 11, 12, 13 ve 14. Özel Kuvvet Taburları bulunduğunu, bunlardan 11. Taburun kendi emrinden çıkartılarak Silopi’deki Özel Kuvvet Harekat Komutanlığına bağlandığını, sanıklardan Fatih Şahin’in başında bulunduğu 12. Tabur’un 13 Temmuz akşamı kendisinin emrinden alınarak Diyarbakır’daki albay Altan Bora’nın emrine verildiğini anlattı.

Coşkun, 13. ve 14. Taburların ise Ankara’da izinli olduğunu bildirerek, o esnada kendisinin yanında 13 Temmuz’da emrine verilen iki birlik bulunduğunu, bazı taburların ise Hatay’da kendi emrine girecek şekilde hazır olduğunu ifade etti.

Semih Terzi görüşmek istemiş

Darbe girişimi akşamı saat 21.00-21.30 arasında İskenderun’da sahilde eşi ve çocuklarıyla yürürken, sanıklardan Semih Terzi’nin emir astsubayı Ahmet Kara’dan telefon aldığını belirten Coşkun, Kara’nın, Terzi’nin kendisiyle askeri hattan görüşmek istediğini söylediğini aktardı.

Yakındaki orduevine giderek, 5-10 dakika sonra Terzi’yi aradığını bildiren Coşkun, şöyle konuştu:

“Semih Terzi bana, 32. ve 34. Özel Kuvvet Taburlarının Ankara’ya gideceğini, bunun için Hatay’a uçak geleceğini söyledi. Nezaketen Zekai Aksakallı’yı kastederek, ‘Komutanı aramama gerek var mı?’ diye sordum. ‘Yok, zaten haberi var. Gidince de görüşürüz’ dedi. Yine ‘Komutanım, emir gelecek mi?’ dedim, ‘Gelecek. Zaten Ümit Bak’ın da haberi var’ dedi. Bak, o gün Özel Kuvvetler Kurmay Başkan vekiliydi. Onların emirleri göndereceğini söyledi. Ben, ‘Hayrola komutanım, nedir?’ diye sorunca, çıkışarak, ‘Eyüp, uzatma, emri yap, sonra öğrenirsin’ dedi. Bu beni rahatsız etti. Zaten bir yıldır kavgalıydık, limoniydik. Orduevinde de bir sürü insan vardı, tartışmak istemedim. Bana, ‘Sen kışlaya git’ dedi. Kışlaya doğru yola çıktım.

Beni eşim bıraktı. Burada 32. Tabur Komutanı Nevzat yarbay, 34. Tabur Komutanı Ruhi yarbay, karargah astsubayları Şaban ve Durdu başçavuşlar beni karşıladı. Şaban başçavuş, ‘Ümit Bak, siz yokken üç kere aradı’ dedi. Ben de Semih Terzi’nin aradığını söyledim. Herhalde onunla ilgili olduğundan bahsettik. Akabinde Fatih Şahin aradı, ‘Komutanım, Ankara’ya intikal emri aldık. Bilginiz var mı?’ dedi. ‘Vallahi bilmiyorum. Bizimkilere de Ankara’ya intikal emri verdiler. Öğrenirsem sana dönerim’ dedim.”

Coşkun, Fatih Şahin’in, “Semih Terzi aradı, intikal emrini söyledi.” dediğini bildirdi.

Ardından sanıklardan Ümit Bak’ın arayarak, Terzi’nin söylediklerinin aşağı yukarı aynısını söylediğini aktaran Coşkun, emri sorduğu Bak’ın “Tamam” diye yanıt verdiğini söyledi.

Bu sırada beraberindeki personelle DEAŞ’ın olası saldırısı, Suriye’deki hedeflere yönelik olası bir operasyon veya Musul Başkonsolosluğu personelinin rehin alınması gibi olayların akıllarına geldiğini anlatan Coşkun, sonrasında Harekat Merkezine girdiklerini, burada açık olan televizyondan Boğaziçi Köprüsü’nün kapatıldığını gördüklerini bildirdi.

Duruma anlam veremediği için Ankara’daki Harekat Merkezini aradığını kaydeden Coşkun, “Agah yüzbaşı telefona çıktı. ‘Hayırdır, durum ne?’ dedim. ‘Gayet sakin. Herhangi bir şey yok’ dedi. Komutanın yerini sordum, düğünde olduğunu söyledi. Sorunca Harekat Merkezi Vardiya Amirinin Mehmet Ali Çelik yarbay olduğunu söyledi. Onun da ya kendisinin veya Ümit Bak’ın odasında olduğunu söyledi. Çelik’in odasını 5-10 defa aradım, cevap vermedi. Bak’ın odasıysa sürekli meşguldü.” diye konuştu.

Coşkun, televizyonda izledikleri görüntülerden duydukları rahatsızlığın ve meraklarının arttığını dile getirerek, Ankara’daki Harekat Merkezini yine aradığını, telefona bu defa astsubay Cevdet Sarıçiçek’in çıktığını, ona da Ankara’daki durumu sorduğunu, “Sakin” yanıtı aldığını ifade etti.

Sarıçiçek’in, yerini sorması üzerine Korgeneral Zekai Aksakallı’nın evinde olduğunu söylediğini bildiren Coşkun, Sarıçiçek’ten onu bağlamasını istediğini, telefonun epeyce çaldığını ancak cevaplanmadığını anlattı.

“Şüphelerim arttı”

Coşkun, Ankara’daki Harekat Merkezinde görüştüğü kişilerden birinin Aksakallı’nın düğünde, diğeri ise evinde olduğunu söylediğini, yine konuştukları kişilerin Ankara’da durumun sakinliğinden bahsettiklerini, oysa televizyonda “ilginç” görüntüler bulunduğunu anlatarak, şöyle devam etti:

“Personeli topladım, ‘Arkadaşlar neyin ne olduğunu anlamadım. Şüpheli bir durum var. Şu an için sizi bir yere göndermiyorum’ dedim. Biraz daha televizyon izleyince şüphelerim arttı. 23.00-23.15 arasında tabur komutanlarını, personeli topladım, ‘Arkadaşlar, durum gayet şüpheli, ne olduğunu anlamıyorum. Komutana ulaşamıyorum. Komutana bir şekilde ulaşacağım, sizi bilgilendireceğim. Sizi hiçbir yere göndermiyorum’ dedim. O sırada Sayın Başbakan televizyona bağlandı, ordu içinde kıpırdanmalar var tarzı cümle kurdu. Bu durum bende daha net ışıklar yaktı. Personeli yeniden topladım, ‘Kimseyi bir yere göndermiyorum, herkes kalıyor. Aksakallı generale ulaşacağım, durumu öğreneceğim’ dedim.”

Coşkun, saat 23.32’de Harekat Merkezi nöbetçisinin bir emir getirdiğini belirterek, üç sayfalık emrin ikinci sayfasında üç madde bulunduğunu, birincisinde “Silahlı kuvvetler ülkede oluşan durum nedeniyle gerekli tedbirleri alacaktır.”, ikincisinde “ÖKK ve Çakırsöğüt Jandarma Komando Tugayı birlikleri Ankara’ya derhal intikal edeceklerdir.”, üçüncüsünde “Birlikler arasında koordinasyon yetkisi verilmiştir.” yazdığını anlattı.

Emrin “Silahlı Kuvvetler Komuta Harekat Merkezi Amiri” sıfatıyla albay Osman Kartal tarafından imzalandığını söyleyen Coşkun, “Evrakı okuyunca durum netleşmeye başladı. Darbe girişimi benzeri bir şey olduğunu anladım. Silahlı Kuvvetler Komuta Harekat Merkezi amiri sıfatıyla bir albay imzalamıştı. Albayın emir komutayı değiştirdiğini, tuğgeneralin imzası olması gereken yere doğrudan kendisinin amir sıfatı olduğunu gördüm. Bunu Sayın Başbakan’ın açıklamalarıyla, komutanın yerini sorduğum ifadelerle vesaire birleştirdim. Bu tarzda bir algım oldu.” diye konuştu.

Coşkun, emrine iki gün önce evrilen 32. Taburu henüz yeterince tanımadığını, yanındaki kişilerden tereddüt duyduğunu dile getirerek, “Başbakan’ın dediği gibi kalkışma gibi bir şey olduğu belliydi. Personeli topladım. ‘Biz cumhuriyetin, milletin, devletin yanındayız. Kimseyi bir yere göndermiyorum. Komutana ulaşacağız, emirlerini alacağız. Şu an için emniyet tedbirlerini artırın’ dedim.” bilgisini verdi.

Sonradan Genelkurmay Başkanlığının yazışma programı Haberci’den Aksakallı’ya, “Komutanım, İskenderun’da her şey kontrolüm altında. Birlikler teyakkuzda. Emirleriniz doğrultusunda hareket etmeye hazırız.” mesajı yolladığını, ancak mesajın yaklaşık yarım saat sonra ulaştığını ifade eden Coşkun, karargah astsubayına da Silopi’deki ÖKK personelinin durumunu öğrenmesi emrini verdiğini anlattı.

“Semih Terzi hainlik yapıyor”

Silopi’dekilerin Semih Terzi’nin helikopterle intikal ettiğini söylediklerini belirten Coşkun, emrindeki bir yarbayın kendisine, Ankara’da izinli bulunan personelinin kışlaya hareket halinde olduğunu bildirdiğini, bu personele kızarak, Ankara’daki personelin geri dönmelerini sağlamasını emrettiğini anlattı.

Yine izinde olan 33. Tabur Komutanı Yıldıray Yılmaz’ın kendisini arayarak, Semih Terzi’nin kendisine “Güvenilir adamlarınla birlikte Ankara’ya intikal et, kışlada toplan” diye mesaj attığını söylediğini ifade eden Coşkun, ona, “Yıldıray bana güveniyor musun?” diye sorduğunu, onun güvendiğini söyleyince, “Semih Terzi sistemin dışında. Hainlik yapıyor. Normal, ayın 16’sında Hatay’a dönüyorsunuz” dediğini, onun da “Tamam” diyerek, direkt otobüs olmadığı için Ankara’da aktarmayla Hatay’a geleceğini söylediğini ifade etti.

Coşkun, kendisi gibi bazı birliklerden sorumlu olan Albay Yılmaz Sayar ve yanındaki Albay Ömer Faruk Bozdemir ile görüştüğünü, onlarla “devletin yanında yer alacaklarını” konuştuklarını kaydetti.

Bir yandan da sanıklardan Fatih Şahin’in taburundaki bütün numaraları aradıklarını, ancak o ekibe ulaşamadıklarını anlatan Coşkun, İl Jandarma Komutanı ve MİT Bölge Müdürü ile görüştüklerini, bu kişilerin gelen uçaktan bahsettiğini, onlara “hainlerle iş birliği yapmayacaklarını” söylediğini ve uçaktakilerin gözaltına alınmasını istediğini ifade etti.

Terzi’nin vurulduğunu öğrendiği telefon

Coşkun, saat 03.40’ta Fatih Şahin’den telefon aldığını söyleyerek, “Bana Semih Terzi’nin göğsünden iki mermiyle vurulduğunu söyledi. Dört kişinin GATA’ya getirdiklerini söyledi. Bunları konuşurken, ‘Benim iki kızım var. Böyle olmayacaktı. Ben devletin yanındayım, cumhuriyetin yanındayım’ tarzı bir şeyler söyledi. ‘Fatih ne yaptığını bilmiyorum ama kötü bir şey yapmışsın. Adalete teslim ol’ dedim. O sırada ‘Erkan yarbayı gördüm’ dedi, telefonu kapattı.” beyanında bulundu.

Coşkun, gece boyunca Aksakallı ile altı defa konuştuklarını, ÖKK’da çatışmaların bir süre daha sürdüğünü, ancak sonradan kurtarıldığını anlattı.

Soru üzerine kendisinin de tutuklandığını, mesleğinden ihraç edildiğini, ancak savcılık aşamasında hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildiğini ifade eden Coşkun, mesleğine dönmeye çalıştığını bildirdi.

Sanıklardan Ahmet Kara söz alarak, “Biz uçağa bindik, Semih Terzi’nin kurbanları olarak. Bir Allah’ın kulu uyarmadı. Yaptıkları tek şey, Fatih Şahin’e bir tane WhatsApp’tan mesaj. Ya Fatih Şahin bu işlerin içindeyse ne olacak?” diye konuştu.

Arbede nedeniyle ara

Aynı sıralarda bulunduğu yerden bazı sözler söyleyen bir izleyiciye, bazı sanık avukatları tepki gösterdi.

Kısa süre içinde diğer sanık avukatları ile 15 Temmuz gazileri olduğunu söyleyen kişiler de tartışmaya karıştı.

Avukatlar tehdit edildiklerini, gaziler ise kendilerine sövüldüğünü söyledi. Tarafların karşı karşıya gelmelerine güvenlik güçleri engel olurken, arbedenin devam etmesi üzerine Mahkeme Başkanı Kantık, duruşmaya ara verdi.

Muhabir: Barış Kılıç-Zafer Fatih Beyaz

Suriyelilerden Zeytin Dalı Harekatı'na destek

KİLİS

Kilis’te yaşayan bir grup Suriyeli, Zeytin Dalı Harekatı’na destek amacıyla gösteri düzenledi.

Kentin farklı noktalarında araçlarıyla konvoy oluşturan Suriyeliler, daha sonra Cumhuriyet Meydanı’nda buluştu. Ellerinde Türk bayrakları ve Özgür Suriye Ordusu’nu (ÖSO) simgeleyen bayrakların yanı sıra zeytin dalları bulunan Suriyeliler, Mehmetçik için sevgi gösterisinde bulundu.

Terör örgütü YPG/PKK-DEAŞ’ı lanetleyen sloganlar atan Suriyeliler, Türkçe, Arapça ve Kürtçe Türkiye’ye teşekkür eden, terör örgütlerini kınayan pankartlar açtı. Bazı çocuklar da “PKK-PYD-IŞİD, siz babamı annemi öldürdünüz”, “Türkiye bunu sizin yanınıza koymaz”, “Zeytin Dalı Operasyonu’na evet” yazılı pankartlar taşıdı.

Grup adına konuşma yapan Mustafa Ebu Ahmed, Türk ordusunun ÖSO güçleriyle omuz omuza Suriye’yi temizlemeye çalıştığını söyledi.

Türkiye’ye yaptıkları için minnettar olduklarını ifade eden Ahmed, “Biz TSK’deki kardeşlerimizi terör örgütü DEAŞ’a karşı destekledik, şimdi de terör örgütü PYD’ye karşı destekliyoruz. Biz Arap, Kürt, Hristiyan veya Türkmeniz. Ortak noktamız insanlık, biz insanlığı benimsiyoruz, ırkçılığı değil.” diye konuştu.

Muhabir: Kerem Kocalar

"Darbeden haberim yok' diyenler yalan söylüyor"

İSTANBUL

Fetullahçı Terör Örgütü‘nün (FETÖ) 15 Temmuz darbe girişimi öncesinde 66. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı’nda yapılan toplantı, kalkışma günü tugayda yaşananlar ve burada darbecilerle çatışan Piyade Kurmay Albay Sait Ertürk‘ün de aralarında bulunduğu 4 kişinin şehit edilmesi ile A Haber’i işgale teşebbüse ilişkin 132 sanığın yargılandığı davada, darbe girişiminde yaralanan müşteki Tuğgeneral Davut Ala dinlenildi.

İstanbul 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nce, Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi karşısındaki binada yapılan duruşmada beyanları alınan olay tarihinde albay olan Ala, tugayda yaşananları anlattı.

Şehitleri rahmetle anarak, gazilere acil şifalar dileyen Ala, 66. Mekanize Tugay Komutanlığı’nın İstanbul’un batısının en kritik tugayı olduğunu, 32 kilometrelik bir alandaki tugayda 52. Tümen Karargahı, Topkule Kışlası ve Baştabya Kışlası’nın bulunduğunu anlattı.

Ala, FETÖ kapsamında firari olarak aranan Uzay Şahin ve arkadaşlarının planlı hareket ettiğini ifade ederek, “Nereden ve nasıl, kimleri kullanacaklarını planlamışlar. 15 Temmuz sabahı mesaiye başladım. Yeni atışlar yapıldığını, birlik araçlarının çıkartıldığını öğrendim. Daha önce gündüz saatlerinde böyle bir şey olmamıştı. Silah kayboldu bilgisi geldi, tüm silahların sayımlarını yaptırdım. Servislerin iptal emri geldi. Bu gayet doğaldı. Ancak tümen karargahı, mesaiyi terk etmiş. Biz bunları hazırlık olarak görmedik, aklımızın ucundan geçmedi.” ifadelerini kullandı.

“Hainlere müdahale etmek için yola çıktım”

İstanbul’un her yerinden terör eylemleri olacağı mesajı gelmesi üzerine emniyet tedbiri aldıklarını dile getiren Ala, silahın bulunmasından sonra mesainin biteceğinin söylendiğini aktardı.

Ala, sonrasında evine gittiğinde televizyonu seyredince her yerde kendi tugayının tanklarını gördüğünü belirterek, şöyle devam etti:

“Dışarı çıkıp telefon görüşmelerine başladım. Herkesle görüşmüşüm. Maalesef görüşmek istemediklerimle bile görüşmüşüm. Kurtuluş üsteğmeni aradım, ‘Yaptığınız yasal değil, teslim oldun.’ dedim. Tankın içindeydi, ne dediğini anlamadım. Rahmetli Sait Albay aradı. Yanına gittim, ‘Bir şekilde olaya müdahale etmemiz gerek.’ dedim. Vali Yardımcısı Nurullah Bey’i arayıp, bir polis ekibi göndermesini istedim. Silahımla beklemeye başladım. Kışlaya giriş-çıkış yapılmaması emri verdim. 13 defa ameliyat geçirdim. Her şeyi hatırlayamayabilirim. Bir otobüsle silahlı sivillerin kışlaya girmek istediği söylendi. Otobüsün lambaları içeridekilerin kim olduğu belli olmasın diye kapatılmış. Menderes Sema’ya ‘Devlete karşı darbe girişiminde bulunuyorsunuz, teslim olun.’ dedim. Bana ‘Sen kimsin ulan. Biz içeri gireceğiz.’ dedi. Baştabya Kışlası’nı aradım, otobüsün içeri alınmamasını emrettim. Sait Albay ile beraber istişare yaptım. Polis memurları geldi, onlar sayesinde kışlamıza gittik. Yolda, insanların ezildiğini gördüm. Biz içeri girdikten sonra kendi kışlamızın emniyetini aldık. Komutanlarımızın dahilinde gittik. Kışla komutanı ve tugayın emniyet subayı olduğum için hainlere müdahale etmek için yola çıkmıştık.”

“Personel taşımak için koltukları sökmüşler”

Ala, küçük helikopter pistinde, personel taşındığı için sökülen koltukları yol kenarında gördüğünü dile getirerek, bu durumun normal olmadığını söyledi.

Komutanlıkta benzin ikmal ve 13 cephaneliğin olduğunu belirten Ala, “Her gördüğüm kişiye şüpheyle yaklaştım. Dışarı çıkan bir tank gördüm. Tanktaki personeli ikna ettim. Sait Albay, bir teğmen ve öğrencilerle geldi. Onların teslim olmayan kişiler olduğunu söyledi. Gelen bir ambulans önünü kestim. İçinde sanıklar Vural Dizdar ve tugayın istihbarat subayı Mehmet Kocatepe vardı. O her şeyi en ince ayrıntısına kadar bilir. Dizdar’ı ise NATO’dan tanıyorum.” dedi.

“Yunanistan’a kaçan hainler buradan kaçtı”

Müşteki Ala, Dizdar ve Kocatepe’ye “Devlet size ne istediniz de vermedi?” diye sorduğunu dile getirerek, şunları söyledi:

“Beni tehdit ettiler, biz yaralıyız dediler. Yanlarında bir de yüzbaşı vardı. Yaralı değildi, elini silaha götürdü, aşağıya indirip ellerini bağladım. Az bile yapmışım. Hainleri polise teslim ettim. Rahmetli Sait Albay ile ikiye ayrılalım, dedik. Nail Yiğit’i ben yakalamak istedim, Sait Albay hareket merkezine gitti. Tugay karargahı binasının emniyetini aldık. Tankla beraber revir ve silahlık köşesine gittik. Polis vuruldu, diye anons geldi. Yanımdaki polisler ‘Arkadaşımız vuruldu, yukarı çıkmamız.’ gerekiyor dediler. Bana ilk mermi atıldı, cüzdanımı deldi (vurulan cüzdanını göstererek) bacağıma girdi. 2-3 silah sesinden sonra Yaşar’ın düştüğünü gördüm. Onu çekmeye çalışırken, parmağıma kurşun geldi. Kopan parmağımı avucumun içine aldım. Bunlar yalan söylemek üzerine kurulmuşlar. Boş binaların kenarlarından, mermiler geliyordu. Bir kurşun sol dizimden girdi, sol parmağım koptu. Şehadet getirene kadar acı duymadım. Şehadet getirdikten sonra ciğerim yandı. Dedim ‘Allah’ım burada öleceksem, doğru düzgün öleyim. Birkaç haini daha vurayım, öyle öleyim.’ Yunanistan’a kaçan hainler buradan kaçtı. Düştüm, kan kaybından bayılmışım. 10 gün komada kalmışım.”

Mahkemenin doğru karar vereceğini belirten Ala, sormak istediği soruları şöyle sıraladı:

“Bir helikopter, neden sivil yere iner? Yunanistan’a neden kaçarlar, yabancı bir ülkede neden yüzlerini gizlerler? Yaralanan bir insan neden en yakın hastaneye gitmez? 20 kilometre uzaktaki bir hastaneye sivil olarak gider? Hareket merkezindeki olaylar anlaşılınca neden alay terk edilmez? Neden suç işlemedilerse firariler? Bir asker sivil bir aracı neden gasbeder? Çoluğunu çocuğunu alıp neden lojmanlarını boşalttılar? Emir verildiği halde tanktakiler neden ateş etmedi? Tankta ateş olsaydı, orada bir tanesi kalmazdı. Biz tankın ateş gücünden faydalanmadık, koruyucu gücünden faydalandık. Neden polis çağırdık? Tarafımız belli olsun, diye. Allah onları bize şahit olsun diye yolladı. Uzay Şahin, Murat Yanık tugay komutanlığını neden ziyaret etti? Ne planladılar? Durdu Şahin’in Mehmet Türk’ün tugayda gece 23.00’te ne işleri vardı. Vatan emniyet binasına, CNN Türk’e, A Haber’e neden gittiler? Bunlar çocuk kandırdıklarını zannediyorlar. Bir şehit babası bana ‘O hainleri neden öldürmedin?’ dedi.”

Ala, bu kişileri NATO’dayken şikayet ettiğini, kendisinin kurmay olmadığını ifade ederek, bu kişilerin kendilerine saygı ve sevgilerinin bulunmadığını, sanki yoklarmış gibi davranarak o zaman da kendilerini belli ettiklerini anlattı.

“Darbe oldu haberim yok diyenler yalan söylüyor”

Müşteki Ala, “Vural Dizdar’ı, Mehmet Kocatepe’yi hoş geldiniz diye mi karşılayacaktık? Kan gövdeyi götürüyordu, bizden nezaket mi beklediler? ‘Darbe oldu benim haberim yoktu’ diyenler yalan söylüyor. Bizim çocuklarımız yok mu? Niye çatıştık? Bizim anamız, babamız yok mu? Biz Harp Akademisi’nde yemin ettik. Vatanımızı canımız pahasına korumak için.” diye konuştu.

Ala’nın konuşurken zaman zaman gözleri dolarken, salondaki bazı müştekiler de ağladı.

Ala olayları anlatırken, kışlanın haritası, projeksiyon makinesiyle duruşma salonuna yansıtılırken, Ala da kendisinin polislerle nasıl hareket ettiğini, nereden ateş edildiğini, haritada gösterdi.

“Çanakkale Savaşı’nda karşıdaki düşman belliydi”

Bir sanık avukatının, “Neden 4-5 polisle bunu bastırmaya çalıştınız? Bekleseydiniz şehit olmazdı?” sorusuna Ala, “O hainlerin bizi öldürmesini mi bekleseydik? Devre arkadaşım dediğin adam, sana silah sıkıyor. Biz tutuklamaya gittik. Ne birliği isteyeceğim. İnsanlara silah çekmişler. Cumhurbaşkanı’na sen kimsin? diyor.” diye cevap verdi.

Sanık avukatının, “İstiklal Savaşı’nda, Çanakkale Savaşı’nda bile yaralılara tedavi imkanı verilmiştir. Bazı sanık olan yaralılara yardım etmediğiniz, 5 saat beklettiğiniz iddiası var.” sözleri üzerine Ala, “Çanakkale Savaşı’nda karşıdaki düşman belliydi. Ben öldürmek isteseydim, öldürürdüm. Madem öleceklerdi, 20 kilometre uzaktaki hastaneye niye gittiler. Kaçmıştır onlar.” diye konuştu.

Müşteki Ala’nın ifadesinin ardından duruşmaya ara verildi.

Muhabir: Melike Gallenkuş-Mustafa Hatipoğlu

Hatay'da FETÖ davasında hapis cezası

HATAY

Hatay‘da, Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) soruşturması kapsamında “silahlı terör örgütüne üye olma” suçundan hakkında dava açılan sanığa 7 yıl 6 ay hapis cezası verildi.

Hatay 2. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen duruşmaya tutuklu sanık Mustafa Erdoğan ile avukatı katıldı.

Sanık, savunmasında ByLock kullanmadığını iddia etti.

Dershanede öğretmenlik yaptığını ve maaşı Bank Asya’ya yattığı gerekçesiyle söz konusu bankada hesap açtığını ileri süren Erdoğan, beraatini istedi.

Mahkeme heyeti, ByLock kullanıcısı olduğu tespit edilen sanığı 7 yıl 6 ay hapis cezasına mahkum etti ve tahliyesine karar verdi.

Muhabir: Lale Köklü

FETÖ sanığı eski öğretmene hapis cezası

MALATYA

Malatya’da Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması’na (FETÖ/PDY) yönelik soruşturma kapsamında yargılanan eski öğretmen, 7 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı.

1. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmaya, “silahlı terör örgütüne üye olma” suçundan tutuklu yargılanan eski öğretmen Hasan Oflaz ile avukatı katıldı.

Telefonda örgütün şifreli haberleşme programı “ByLock” tespit edilen Oflaz, hakkındaki suçlamaları kabul etmedi.

Cumhuriyet savcısı esas mütalaasında, sanığın Bank Asya’daki hesap hareketliliği, örgütle iltisaklı dernek ve sendikalara üyelikleri ile gizli haberleşme programı ByLock kullanıcısı olmasının dikkate alınarak cezalandırılmasını talep etti.

Son sözü sorulan sanık, uzun süredir tutuklu bulunduğunu, örgüt üyesi olmadığını iddia ederek, tahliyesini istedi.

Mahkeme heyeti sanığa, “silahlı terör örgütüne üye olma” suçundan 7 yıl 6 ay hapis cezası verdi. Heyet, sanığı, tutuklulukta geçirdiği süreyi göz önüne alarak, yurt dışına çıkış yasağı koyarak tahliye etti.

Muhabir: Volkan Kaşik

Eski savcı Avcı hakim karşısında

İSTANBUL

Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) avukatlık yapılanması kapsamında tutuklanan eski savcı ve avukat Gültekin Avcı‘nın, ”silahlı terör örgütüne üye olmak” ve ”terör örgütü propagandası yapmak” suçlarından 22,5 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılanmasına başlandı.

İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya, tutuklu sanık Gültekin Avcı’nın cezaevinden Ses ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile bağlanması sağlandı.

İddianame özetinin okunmasının ardından savunması alınan sanık Avcı, eski savcı olduğunu ve daha sonra avukatlık yapmaya başladığını belirterek, “Müvekkillerimin hukuki haklarını korumak adına savunmalar yaptım. Bu örgütün amacıyla örtüşüyor gibi görünse de asıl amacım savunma yapmaktı benim.” dedi.

Hiçbir zaman terör örgütü propagandası yapmadığını ve avukat olması nedeniyle sadece müvekkillerinin haklarını koruduğunu öne süren Avcı, “FETÖ’ye göre değil, Avukatlık Kanunu’nun bana verdiği yetkiye göre yaptım müvekkillerimin savunmasını. Ben Fetullahçıların veya terör örgütünün propagandası için değil, müvekkilimin hakkı için açıklama yaptım.” diye konuştu.

“65 kişinin tahliyesi edilmesinde kanuna aykırılık yoktu”

Eski emniyet müdürlerinin de aralarında bulunduğu FETÖ sanığı 65 kişinin yetkisi olmadığı halde tahliye edilmesi yönünde karar alan, FETÖ üyeliğinden tutuklu eski hakimlerle ilgili konuşan Avcı, şunları söyledi:

“Tahliye edin, kararı veren hakimin FETÖ’cü olduğu kabul edilse bile, FETÖ’cü olduğuna dair kesinleşmiş bir yargı kararı yoktu. Müvekkilim hakkında tahliye kararı çıkmıştı neticede. Ben de tahliye olmasını sağlamaya çalıştım. Kararı infaz savcısına götürdüm. Hakimlerin örgüt mensubu olduklarını bilmem mümkün değil ki. Mahkemenin kararına aykırı hareket edildi. Usulen tahliyelerin yapılması gerekirdi. Tahliyelerden sonra cumhuriyet savcısı derhal yakalama kararı talep edecekti. O zaman Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) usulüne göre hareket edilmiş olurdu. Sulh ceza hakimlerinin görevleri sıralanmıştır. İşlemde herhangi bir kanuna aykırılık yoktu. Müvekkilim hakkında da tahliye vardı. İşlemler kanuna ve usule uygun olduğu halde tahliye edilmediği için eleştirmiştim. Bunun örgütle herhangi bir ilgisi yok. İstanbul 10. Sulh Ceza hakimi, yanlış bile olsa asliye ceza mahkemesi kararını uygulamamazlık edemez. Çünkü alt derece mahkemedir. O kararla Türk hukuk tarihinde maalesef bir ilk yaşandı. Anayasa Mahkemesi’nin kararını tanımamak da bir ilkti. Ben nereden bileyim hakimin FETÖ’cü olduğunu. Hakim 50 kişiyi bile öldürmüş olsa bence o kararı uygulanmalıydı.”

Koza Altın’dan hesabına yatan para

Bank Asya’da para artışı olduğu yönündeki iddiayı da yalanlayan Avcı, kendisinin bu bankaya hiçbir zaman para yatırmadığını, paraların da kapatılan Bugün gazetesi ve STV’de yaptığı yayınlar sonucu yatırıldığını kaydetti.

Yayın kuruluşlarıyla arasındaki ilişkinin örgütsel değil, profesyonel iş ilişkisi olduğunu ve her ay maaşı yattığı için para artışı göründüğünü öne süren Avcı, Mahkeme Başkanı’nın, “Koza Altın işletmesinden hesabınıza yatan parayı nasıl açıklarsınız? Normalde Koza İpek Medya’dan yatırılması gerekmiyor muydu paranızın?” sorusunu şöyle yanıtladı:

“Bugün gazetesinde yazı yazmıştım ve televizyonlarda da program yaptım. Dış yapımlar da vardı. O çalışmalarımın karşılığı olarak yatırmıştır şirket. Parayı kimin yatırdığını niye sorayım? Altın şirketinde hiçbir görevim olmadı. Pek çok bağlantılı şirketi vardı. Bank Asya’ya değil, diğer bir bankaya yatırmışlar zaten. Gidip, ‘Hesabımda para var mı?’ diye soruyorum, ‘Kim yatırdı?’ diye sormuyorum. Aynı miktarlar hep. Farklı miktarlar olsa merak ederdim.”

Hakkında yürütülen soruşturma kapsamında 18 Eylül 2015’te gözaltına alındığını ve bu tarihten sonra Fetullahçıların medya kuruluşlarından, henüz kayyum atanmadan kendi isteğiyle ayrıldığını ileri süren Avcı, aynı yılın haziran ayında tahliye olduğunu Özgür Düşünce gazetesinin yazı yazması için teklifte bulunduğunu ancak paraya ihtiyacı olduğu halde kabul etmediğini, çağrıldığı Can Erzincan TV’ye de gitmediğini ve röportaj taleplerini bile geri çevirdiğini dile getirdi.

“Hiçbir zaman cemaatçi olmadım”

Fetullahçı medya kuruluşlarının her biriyle gözaltına alınması sonrasında ilişkisini kestiğini ve araya mesafe koyduğunu savunan Avcı, “Çünkü bu durumda sizi de cemaatle özdeşleştiriyorlar. Bir suç örgütü olduğunu hiç düşünmemiştim. İçlerinde cemaatçi olmayanlar da vardı. Ben hiçbir zaman cemaatçi olmadım. İnançlı bir insanımdır, onun dışında hiçbir cemaate biat etmem.” dedi.

ByLock kullanmadığını, ByLock tespit edilen bazı kişilerle HTS kaydı çıktığı ve iletişim kurduğu yönündeki iddiaların da iddianameye suçlama yaratmak için konulduğunu ileri süren Avcı, kimin bu programı kullandığını bilmesinin imkansız olduğunu, avukatlarla örgütsel değil, mesleki ilişkisi olduğu için görüştüğünü, ceza avukatı olduğu için çevresinin fazla olduğunu ve kendisini birçok kişinin arayıp mesaj attığını kaydetti.

Hakkında fazla delil olmayınca iddianameye Günün Mağdurları Derneği’ne üye olduğuna yönelik suç isnadı konulduğunu dile getiren Avcı, tanınmış biri olarak kendisine ısrarla teklif edildiğinde reddedemediğini, derneğin tüzüğünü incelediğini ve kendisine insani bir dernek gibi göründüğü için istemeyerek de olsa ısrar sonucu üye olduğunu anlattı.

“Vitrine kendinden olmayan insanları koyuyorlardı”

Mahkeme heyetinin sorusuna karşılık derneğin başkanının eski emniyet müdürü Nazmi Ardıç olduğunu söyleyen ve tanınmış üyelerinin de bulunduğunu belirten Avcı, görüştüğü Nazmi Ardıç’ın kendisine, “CHP Milletvekili Mahmut Tanal’ın da derneğe üye olacağını” söylediğini dile getirdi. Gültekin Avcı, derneğe üye olduktan 1 ay sonra zaten tutuklandığını, hiçbir faaliyetine katılmadığını ve tedirgin olduğu için cezaevindeyken mektup gönderip istifasını istediğini de önü sürdü.

Sanık Avcı savunmasının son bölümünde FETÖ ile ilgili bazı açıklamalar yaptı. Fetullahçı yapının vitrine özellikle kendilerinden olmayan insanları koyduğunu ve Zaman gazetesinde cemaatçi olmayan çok insan çalıştığını anlatan Avcı, “Cemaatçi savcı ve hakimler de aşırı tedbirliydi. Çoğunun eşinin başı başörtülüydü. Talimat gelince eşleri başlarını açtı, alkol bile aldılar. Bir cemaatçi hakim ve savcıyla çok şey konuşamazsınız. Çünkü dikkat çekmek istemedikleri için görüşlerini belli etmezler. Alt seviyede gizlenme, üst seviyede de iyi yere gelince gereken tavrı sergileme şeklinde yürüyordu işler. Cemaatçi olmadığın için beni hiçbir zaman başsavcı veya yetkili savcı yapmadılar.” diye konuştu.

Avcı’nın savunmasının ardından avukat talebi ve savcı görüşünü alan mahkeme heyeti, ara kararını açıkladı.

Sanığın tutukluluk halinin devamına hükmeden heyet, duruşmayı erteledi.

İddianameden

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar bürosunca hazırlanan iddianamede, Avcı’nın, FETÖ şüphelisi polisler ile örgütün üst düzey yöneticilerinden olduğu belirtilen Hidayet Karaca’nın avukatlığını yaptığı dönemde, söz konusu kişiler hakkında Nisan 2015’te ”yetkisiz mahkemece” tahliye kararı verilmesinde aktif rol oynadığı vurgulanıyor.

Söz konusu bu örgütsel eylemin talimatını FETÖ elebaşı Fetullah Gülen’in 19 Nisan 2015’te verdiği belirtilen iddianamede, aralarında eski emniyet müdürleri Ali Fuat Yılmazer, Yakub Saygılı, Tufan Ergüder, Ömer Köse, Yurt Atayün, Erol Demirhan, Ramazan Akyürek ile Hidayet Karaca’nın bulunduğu 63 şüphelinin birçok soruşturma kapsamında tutuklu bulunduğu, bu kişilerin avukatları aracılığıyla verilen reddihakim ve tahliye dilekçelerinin, yetkisi ve görevi olmadığı halde dönemin İstanbul 29. Asliye Ceza Mahkemesi hakimi Metin Özçelik tarafından incelemeye alındığı belirtiliyor.

İnceleme sonucunda reddihakim talebinin kabulüne karar verip, tahliye talebini de o dönem 32. Asliye Ceza Mahkemesi hakimi Mustafa Başer’e gönderdiği, Başer’in de tahliye kararı verdiği anlatılan iddianamede, her iki hakimin de yetkisi olmamasına rağmen bu kararı verdikleri, bu olayın ardından Mustafa Başer ve Metin Özçelik’in tutuklandığı, daha sonra da meslekten çıkarıldığı kaydediliyor.

Muhabir: Murat Kaya,Muhammed Enes Can,Başak Akbulut Yazar

'Darbecilerin cezalandırılması milletimizin beklentisidir'

ANKARA

Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) 15 Temmuz 2016’daki darbe girişimi sırasında Genelkurmay Başkanlığındaki eylemlerle ilgili, sözde “yurtta sulh konseyi” üyelerinin de aralarında yer aldığı 221 sanığın yargılanmasına devam edildi.

Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesince, Sincan Ceza İnfaz Kurumları Kampüsü’ndeki salonda görülen Genelkurmay çatı davasının duruşmasına, tutuklu ve tutuksuz sanıklar, taraf avukatları ile şehit yakınları katıldı.

Duruşmada, davaya katılma taleplerinin kabul edildiği kişi ve kurumların avukatlarına söz hakkı tanındı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın avukatı Hüseyin Aydın, FETÖ’nün dini ve milli duyguları kullanarak mensuplarını amaçları için robot haline getirdiğini ifade etti.

FETÖ’nün ordu içine sızdırdığı elamanları vasıtasıyla 15 Temmuz 2016’da darbe girişimine kalkıştığını belirten Aydın, vatandaşlar ve vatansever kamu görevlilerinin çabalarıyla Türk tarihinde ilk defa darbecilerin suçüstü yakalandığı ve etkin bir soruşturma sürecinin ardından yargılamaların başlatıldığını dile getirdi.

Darbe girişimi esnasında milli iradeye sahip çıkmak üzere Boğaziçi Köprüsü, Akıncılar Üssü, Genel Kurmay Başkanlığı, TBMM ve Cumhurbaşkanlığı Külliyesi önünde toplanan halkın üzerine uzun namlulu silahlarla ateş açıldığını anlatan Aydın, çok sayıda sivil vatandaşın yaşamını yitirdiğini, 2 binden fazla vatandaşın yaralandığını kaydetti.

Olaylar esnasında başta TBMM olmak üzere bir çok kamu kurumunun darbecilerce bombalandığını, işlenen suçlara ilişkin elde ciddi delillerin bulunduğunu vurgulayan Aydın, buna rağmen sanıkların ağız birliği yaparak gerçekleri çarpıtmaya çalıştıklarını söyledi.

Aydın, “15 Temmuz gecesinde millet üzerine düşeni fazlasıyla yapmıştır, vatanını ve devletini işgalci darbecilerden korumuştur. Bundan sonra görev bağımsız mahkemelere, yani sizlere düşmektedir. Suçluların mümkün olan en kısa sürede hak ettikleri cezaya çarptırılmaları milletimizin beklentisidir.” dedi.

Diğer müdahil avukatlarının da beyanlarının ardından duruşmaya yarın devam edilmek üzere ara verildi.

'Darbecilerin planlarını medya bozdu'

İSTANBUL

Anadolu Ajansı (AA) İstanbul Haberleri Editörü Hüseyin Altınalan, medyanın yargı, yasama ve yürütmeden sonra dördüncü kuvvet olarak kabul edildiğini belirterek, “Medya, ne kadar önemli bir güç olduğunu 15 Temmuz darbe girişimi sırasında gösterdi. Darbecilerin planlarını medya bozdu.” dedi.

Altınalan, Gebze Kanuni Sosyal Bilimler Lisesi’nde düzenlenen “Medya ve Algı Operasyonları” konulu panelde, gazetecilik mesleğini ve AA’yı anlattı. 

Medyanın yargı, yasama ve yürütmeden sonra dördüncü kuvvet olarak tanımlandığını ifade eden Altınalan, basının gücüne vurgu yaptı.

Altınalan, medyanın olumlu ya da olumsuz biçimde toplumları yönlendirme konusunda son derece etkili bir araç olduğuna dikkati çekerek, yerli ve yabancı medyadan örnekler verdi.

Medya ve 15 Temmuz

AA İstanbul Haberleri Editörü Altınalan, medyanın 15 Temmuz darbe girişimi sırasında da çok olumlu rol oynadığını ifade ederek, “Gerçekten bu şekilde yayınlar yapılmamış olsaydı tüm medya, biz bambaşka bir 16 Temmuz’a uyanabilirdik. Medya darbeye ve darbecilere karşı kahramanca direnmiştir. Medya, ne kadar önemli bir güç olduğunu 15 Temmuz darbe girişimi sırasında gösterdi. Darbecilerin planlarını medya bozdu. Herkese ‘Siz başarabilirsiniz, darbeciler zor durumda. Darbeye karşı durabiliriz.’ diyerek insanları teşvik etmiştir.” diye konuştu.

AA’nın geçmişi, çalışmaları ve medyadaki önemine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Altınalan, Anadolu Ajansı’nın Türkiye’nin en önemli haber kaynağı olduğunu söyledi.

Altınalan, AA’da hiçbir haberin teyit edilmeden abonelere servis edilmediğini vurguladı.

AA’nın 13 dilde tüm dünyaya yayın yaptığını dile getiren Altınalan, AA’nın şu anda dünyanın en etkin 10 haber ajansından biri olduğunu kaydetti.

Altınalan, konuşmasında AA’nın kurumsal kimliği hakkında da bilgiler vererek, görevlendirmelerin her gün yapılan gündem toplantılarıyla belirlendiğini ve muhabirlerin uzmanlık alanına göre haber çalışması yaptığını söyledi.

İnteraktif bir şekilde devam eden söyleşinin ardından, okul yönetimince Altınalan’a plaket verildi.

Muhabir: Harun Polat

1 2 3 9