FETÖ'nün darbe girişimine ilişkin 2 asker tutuklandı

ANKARA

Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) 15 Temmuz darbe girişimi sırasında AK Parti Genel Merkezi yakınlarında darbecilere karşı direnen iki vatandaşın yaralanması ve bir kişinin şehit olmasına ilişkin 2 asker tutuklandı.

Etimesgut Zırhlı Birlikler Okul ve Eğitim Tümen Komutanlığındaki eylemlere ilişkin Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesinde 52 kişinin yargılandığı davanın tutuksuz sanığı uzman çavuşlar Burak Çakır ve Harun Bulut, emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye getirildi.

Şüpheliler, ifadelerini alan cumhuriyet savcısınca, “Bir suçu gizlemek veya başka bir suçun delillerini gizlemek ya da yakalanmamak amacıyla öldürme” ve “adam öldürmeye teşebbüs” suçlarından tutuklama talebiyle nöbetçi sulh ceza hakimliğine sevk edildi.

Çakır ve Bulut, mahkemedeki ifadelerinin ardından tutuklandı.

Uzman çavuşların, darbe girişimi gecesi AK Parti Genel Merkezi yakınlarında seyreden bir tankta görev yaptıkları, o sırada iki vatandaşın yaralanması ve bir kişinin şehit edilmesinden sorumlu tutuldukları öğrenildi.

Muhabir: Zafer Fatih Beyaz,Barış Kılıç

Maden faciası davasında yeni bilirkişi heyeti belirlenecek

MANİSA

Manisa’nın Soma ilçesinde 301 işçinin yaşamını yitirdiği maden faciasına ilişkin davanın görülmesine devam edildi.

Akhisar Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmaya, tutuklu yargılanan Soma Kömür İşletmeleri AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Can Gürkan, Genel Müdür Ramazan Doğru, İşletme Müdürü Akın Çelik, Teknik Müdür İsmail Adalı ve Teknik Nezaretçi Ertan Ersoy ile bazı tutuksuz sanıklar, mağdur aileleri ve taraf avukatları katıldı.

Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile kayda alınan duruşmada, hayatını kaybeden madencilerin yakınları dinlendi, tutuklu sanıklar savunma yaptı.

Soma Kömürleri AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Can Gürkan, bugüne kadar hep şirketi adına savunma yaptığını ancak bugün ilk kez kendi şahsı adına savunma yapacağını belirtti.

Yönetim kurulu toplantılarında hep insana dayalı iş gücü maliyetlerinin yerine mekanize sistemlerinden yana olduğunu, bilirkişi raporlarında işverenin “ucuza kaçıp oksijen maskesi yerine karbonmonoksit maskesi kullanıldığını”nın belirtildiğini bunun da canını sıktığını öne süren Gürkan, “Bizim yaptığımız araştırmalarda oksijen tüpünün 3 kilogram civarında bir ağırlıkta olduğu için karbonmonoksit maskesini tercih ettik. Yoksa maliyetten ötürü herhangi bir kaçışımız yok.” dedi.

Türkiye’nin en büyük işveren ailelerinden biri olduğunu anlatan Gürkan, “Türkiye’de ilk kez Türkiye Kömür İşletmelerine (TKİ) başvurarak metanla mücadeleyi biz başlattık. Bunun için proje bedeli olarak 200 bin avro ödedik. Metan mücadelesi konusunda ciddi adımlar attık. Türkiye’nin en büyük ilk 5 işveren ailesi olarak bizi bu olaydan önce kimse tanımazdı, işimizde gücümüzdeydik.” diye konuştu.

İşletme Müdürü Akın Çelik ise herhangi bir can kaybına neden olabilecek projeyle ilgisi olmadığını, işletmede iş güvenliğiyle ilgilendiğini ileri sürdü.

Mahkeme Başkanı Salih Pehlivanoğlu’nun “Madem iş güvenliğinden sorumlusunuz, havalandırmalarda olan sıkıntılarla ilgili hiçbir öngörünüz olmadı mı?” sorusu üzerine Çelik, “Biz bütün güvenliği tam olarak aldık. Havalandırma sisteminin şekli, seri değil karma havalandırma sistemi dediğimiz biçimdeydi. Ben orada herhangi bir risk görmedim. Olayın oluş şekli, olayda gizlidir.” dedi.

Pehlivanoğlu, duruşmaya öğle arası verdi.

Duruşmanın öğleden sonraki oturumunda, tutuklu sanıkların avukatları dinlendi.

Can Gürkan’ın avukatı, iddia makamının istediği tutukluluk hallerinin devamı kararını gayri hukuki olarak gördüklerini ifade etti. Ayrıca bilirkişi raporunun gerçekle bir bağı olduğuna inanmadıklarını dile getiren avukat, bilirkişi raporunu hazırlayanların kamuoyu ve basının etkisi altında kaldıklarını ve bu psikolojiyle raporun hazırlandığını iddia etti.

Avukatların dinlenilmesinin ardından oturuma 60 dakikalık daha ara verildi.

Ara kararın açıklanması üzerine yeniden başlatılan oturumda, itirazlar üzerine yeni bilirkişi heyeti belirlenmesi kararı alındı.

Sanıkların tutukluluk hallerine karar veren mahkeme heyeti, duruşmayı 26 Mart’a erteledi.

Olay

Manisa’nın Soma ilçesi Eynez mevkisinde Soma Kömür İşletmeleri AŞ tarafından işletilen ocakta 13 Mayıs 2014’te çıkan yangında, galerilerin dumanla dolması sonucu 301 madenci yaşamını yitirmiş, 162 işçi kurtarılmıştı.

Açılan davada, tutuklu 6 sanık ile tutuksuz yargılanan vardiya amirlerinin “olası kasıtla öldürme” suçundan 301 kez 20 yıldan 25 yıla, “neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama” suçundan da 162 kez, 2 yıldan 6 yıla kadar hapisle cezalandırılmaları isteniyor.

Tutuksuz 38 sanık hakkında ise “taksirle birden fazla kişinin ölümüyle birden fazla kişinin yaralanmasına neden olma” suçundan 2 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası istenirken, bunlardan 25’i hakkında da bu suçları “bilinçli taksirle” işledikleri iddiasıyla aynı aralıktaki cezanın üçte birden yarısına kadar artırılarak uygulanması talep ediliyor.

Akhisar Cumhuriyet Başsavcılığının şirketlerin sahibi Alp Gürkan ile yöneticileri hakkında “bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve birden fazla kişinin yaralanmasına neden olma” suçlarından açtığı dava da ocak ayında ana davayla birleştirilmişti.

Davanın 19. duruşmasında tutuklu bulunan 6 sanıktan emniyet teknikeri ve vardiya amiri olarak görev yapan Mehmet Ali Günay Çelik’in adli kontrol şartıyla tahliyesine karar verilmişti.

Muhabir: Cemil Seval

Manisa'daki depremzedelere konutları teslim edildi

MANİSA

Manisa‘nın Saruhanlı ilçesinde 27 Mayıs’ta meydana gelen 5,1 büyüklüğündeki deprem sonrası mağdur olan 9 aileye prefabrik evleri teslim edildi.

Saruhanlı Kaymakamlığı, Manisa Büyükşehir Belediyesi, Saruhanlı Belediyesi, AFAD’ın yardımlarıyla Mütevelli Mahallesi’nde yaptırılan toplam maliyeti 308 bin lira olan prefabrik evlerin anahtarları depremzedelere teslim edildi.

Saruhanlı Belediyesi çok amaçlı salonda gerçekleştirilen etkinlikte anahtarlarını teslim alan bazı depremzedeler gözyaşlarını tutamadı.

Manisa Valisi Mustafa Hakan Güvençer, depremi dün gibi hatırladığını belirterek, “Bugün gelinen mesafede güçlü olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti daha fazla vatandaşının yanında. Geçmişle kıyaslanmayacak ölçüde, ülkemiz afetlerle mücadelede çok donanımlı bir şekilde hazırdır.” diye konuştu.

Şehzadeler Kaymakamı ve Saruhanlı Kaymakam Vekili İsmail Çorumluoğlu da proje kapsamında toplam 19 prefabrik evin anahtarlarının teslim edileceğini söyledi.

Deprem sırasında iki saat gibi bir zamanda çadırların kurulduğunu hatırlatan Çorumluoğlu şöyle devam etti:

“Can suyu dediğimiz paraların dağıtılması konusunda devletimize ne kadar teşekkür etsek azdır. Bugün 9, proje kapsamında da toplam 19 konutun anahtarını teslim edeceğiz. Bu konutların anahtarlarını alacak vatandaşlarımıza konutları hayırlı olsun. Allah korusun ben deprem olsun istemem ancak deprem olduğunda benim oturduğum konuttan daha değerli konutunuz var şu anda. Bu evlerin sizler için hayırlı olmasını temenni ediyorum.”

Muhabir: Cemil Seval

Manisa'da 'gaybubet evi'nde 2 FETÖ firarisi yakalandı

MANİSA

Manisa‘da, Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması’na (FETÖ/PDY) yönelik soruşturmalar kapsamında örgütün “gaybubet evi” diye nitelendirdiği ikamette, aranan 2 kişi gözaltına alındı.

Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesi, Terörle Mücadele ile İstihbarat Şubesi ekiplerinin çalışmaları sonucunda, örgüt tarafından “gaybubet evi” olarak nitelendirilen bir adres tespit edildi.

Bu adrese düzenlenen operasyonda, daha önceki FETÖ/PDY soruşturmaları kapsamında haklarında yakalama kararı bulunan ve firari oldukları belirlenen F.Ö. ve E.Ö. gözaltına alındı.

Zanlılar, Manisa Devlet Hastanesi’nde sağlık kontrolünden geçirildikten sonra ifadeleri alınmak üzere Emniyet Müdürlüğüne götürüldü.

Muhabir: Zekeriya Güneş

Pendik'te asayiş uygulaması

İSTANBUL

Pendik‘te, çok sayıda polisin katılımıyla, caddeler, ara sokaklar ve umuma açık alanlarda asayiş uygulaması gerçekleştirildi.

İlçe Emniyet Müdürlüğü koordinesinde yapılan denetimlerde, belirlenen adresler kontrol edildi.

Sivil polis ekiplerinin de katılımıyla, okul önleri, umuma açık iş yerleri, kahvehane ve kafeteryalar denetlendi.

Buralarda şüpheli kişilerin üst araması yapıldı, ayrıca Genel Bilgi Toplama (GBT) kontrolleri yapıldı.

İlçe genelinde 25 noktada yapılan uygulamalarda, durdurulan araçların bagaj kısımları da dikkatlice arandı.

Uygulama sonuçlarının daha sonra açıklanacağı öğrenildi.

'Orhanlı gişeleri' davasında 187 sanık hakim karşısında

İSTANBUL

Fetullahçı Terör Örgütü‘nün (FETÖ) 15 Temmuz darbe girişimi sırasında Tuzla Orhanlı Gişeleri ve Mehmetçik Vakfı‘nda biri polis 6 kişinin şehit edilmesi ve 42 kişinin yaralanmasıyla sonuçlanan olaylara ilişkin 187 sanığın yargılandığı davanın ilk duruşması başladı.

İstanbul 28. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi karşısındaki binada yapılan duruşmaya, tutuklu ve tutuksuz sanıklar ile avukatlar katıldı.

Müştekiler, sanık yakınları ve izleyicilerin de geldiği duruşmada, 780 kişilik salon tamamen doldu.

Duruşma sanıkların kimlik tespitiyle devam ediyor.

İddianameden

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu’nca hazırlanan iddianamede, FETÖ’nün 15 Temmuz darbe girişimi sırasında Tuzla Orhanlı gişeleri ve Mehmetçik Vakfı’nda meydana gelen olaylara yer verildi.

İddianamede, 4 subay, 176 Hava Harp Okulu öğrencisi ve 5 er “şüpheli”, aralarında yaralıların da bulunduğu 118 kişi “mağdur-müşteki” sıfatıyla yer aldı.

Yalova Hava Meydan Komutanlığı’ndan İstanbul’a intikal eden askerlerin Tuzla Orhanlı gişeler ile Sultanbeyli / Mehmetçik Vakfı bölgelerinde faaliyet gösterdikleri anlatılan iddianamede, olaylarda biri polis 6 kişinin şehit edildiği ve 42 kişinin yaralandığı hatırlatıldı.

İddianamede, Orhanlı gişelerinde darbecilerin tüm uyarılara rağmen teslim olmadıkları, bölgede görev alan kolluk kuvvetleriyle çatışmaya girdikleri anlatılarak, söz konusu çatışma sırasında darbeci subaylar Binbaşı Ferhat Güney ve Teğmen Emre Demirbilek’in etkisiz hale getirildiği kaydedildi.

İddianamede, 187 sanığın “anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs”, ”TBMM’yi ortadan kaldırmaya teşebbüs”, ”Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçlarından üçer kez ağırlaştırılmış müebbet, ”silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan 15’er yıla kadar hapisle cezalandırılması istendi.

Bazı sanıkların ise “kasten öldürme, kasten öldürmeye teşebbüs, silahla kasten yaralama, cebir ve tehdit kullanarak, silahla ve birden fazla kişi ile birlikte kişileri özgürlüklerinden yoksun kılma, mala zarar verme, iştirak halinde kamu malına zarar verme” suçlarından 10 yıl ila 5 kez müebbet hapis cezası arasında değişen oranlarda cezalara çarptırılmaları talep edildi.

Muhabir: Hüseyin Kulaoğlu-Yunus Ege

'Çocuklarınızı eve hapsetmeyin'

İSTANBUL  – SEMRA ORKAN

Birleşmiş Milletler‘in kararıyla 2011’den bu yana 21 Mart “Dünya Down Sendromu Günü” olarak kutlanıyor.

Down Sendromu ilk kez İngiliz hekim John Langdon Down tarafından 1866’da sistematik bir şekilde sınıflandırılıp, sendrom olarak tanımlandı. Sendrom, doktorun ismi olan “Down” olarak söylenmeye başlandı.

Genetik düzensizlik sonucu insanın 21. kromozom çiftinde fazladan bir kromozom bulunması sonucu ortaya çıkan hastalıkta, çocukların zeka seviyeleri normalden düşük olarak kalıyor. Ancak iyi ve erken başlanan eğitimle zeka seviyelerinde anlamlı yükselme sağlanabiliyor.

Down sendromlu çocukların iyi bir eğitimle normal birey şeklinde hayatlarını sürdürmeleri, imkan tanındığında meslek edinebilmeleri, kendi yaşamlarını idame ettirebilecek seviyeye ulaşabilmeleri mümkün oluyor.

Fizik tedavi, özel eğitim ve dil terapisine ihtiyaç duyulan bu çocukların, planlı ve programlı bir şekilde profesyonel yardım almaları gerekiyor.

“Çocuğumun geleceği için kaygı duyuyorum”

21 Mart Dünya Down Sendromu Günü’nde 43 yaşındaki Ayşe Yılmaz, AA muhabirine Down sendromlu bir çocuğa sahip olmanın zorluklarını anlattı.

Yılmaz, 19 yaşındaki kızı Çiğdem’in down sendromlu olarak dünyaya geldiğini belirterek, “Geleceği için kaygı duyuyorum. Diğer çocukların yaşadıklarını yaşayamadığı için üzülüyorum. Bir gelin olamayacak, üniversite okuyamayacak. Onun için üzülüyorum ama kızımı çok seviyorum.Onunla birlikte büyüdüm. Çok süzgeçlerden geçtik, yavaş ilerleyen ağır bir yolumuz var. Annelik başka bir şey… Benden sonra ona kim bakacak diye endişeleniyorum, bir anne gibi bakarlar mı? Bilemediğim için çok üzülüyorum.” diye konuştu.

Engelli annelerine de tavsiyede bulunan Yılmaz, şunları kaydetti:

“Kesinlikle çocuklarınızı eve hapsetmeyin. Aileler, ilk andan itibaren onları hep eğitsin, onlara bir engelli gibi değil de normal bir insan gibi davransın. Yoksa hep çocuk gibi kalıyorlar. Bir büyük gibi davrandığınız zaman sosyal hayatta daha başarılı oluyorlar. Zaten Down sendromlu çocuklar çok sosyal oluyorlar onları eve kapatmak da mümkün değil.”

“Oğlum, evimizin neşe kaynağı”

Oğlu Aybars ile 19 yıldır Down sendromu ile yaşamayı öğrenmeye çalışan 53 yaşındaki Berrin Coşkun da oğlunun çok hayat dolu olduğunu dile getirerek, “Bildiğiniz gibi Down sendromlu çocuklar çok neşeli oluyor. Bu yüzden bu devirde Aybars olmasaydı ben herhalde hiçbir şeye gülemeyecektim. Beni o kadar eğlendiriyor ve güldürüyor ki evimizin neşe kaynağı. O olmasa hiç mutlu olmayacaktık. Evde sırf onu izliyoruz.” ifadelerini kullandı.

Anne Coşkun, bunun yanında Down sendromlu bir çocuk sahibi olmanın zorlukları da olduğunu vurgulayarak, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Ona bağımlıyım. O ne isterse onu yapıyorum. Özgür değilim. Çok iyi bir eğitim de veremiyoruz. Bu anlamda yeterince imkan da yok. Toplu ulaşım kullandığımızda toplumun engelliye bakışını yakından görme imkanı buluyorum. Aybars ile araca bindiğimizde herkes bize bakıyor. Çocuk yere bakmak zorunda kalıyor. Ben de ‘Oğlum kafanı kaldır senin değil onların kafasını eğmesi lazım.’ diyorum. Çok zorlanıyorum yani yolculukta. En büyük endişemiz bizden sonra onlara kimin bakacağı. Bu soru sürekli kafamızda dolanıp duruyor. Aybars’ın en büyük hayali ise cip almak, kız arkadaşı olması ve onu yemeğe götürmek. Bir de keman çalmak ve İbrahim Tatlıses konserine gitmek istiyor. Meslek olarak da aşçı olmayı çok arzuluyor.”

“Okul olmazsa bu çocuklar eve kapanıyor”

Narin Aşıroğlu da 20 yaşındaki kızı Gül’ün evlerinin neşesi olduğunu ve onu hem bir bebek hem bir yetişkin gibi sevdiklerini söyledi.

Aşıroğlu, kızı Gül’ün çok becerikli bir çocuk olduğunu ifade ederek, şunları anlattı:

“Benimle birlikte yumurta pişirebiliyor, menemen yapabiliyor. Ama banyo ve tuvaletle yanında olmam gerekiyor. Gül bir tekstil atölyesinde de çalışıyor. Paket katlıyor. Kendi de bir meslek edinmiş oluyor. Bir taraftan da okula gidiyor. Bu çocuklara gelecekte ne olacak, ‘Bana bir şey olursa kızıma ne olacak?’ sorusu uykularımı kaçırıyor. Devlet, eğitimleri anlamında bize destek olsun, onları eğitecek okullar olsun. Okul olmazsa bu çocuklar eve kapanıyor. Oysa bunlar çok sosyal çocuklar. Kızım, okula çok severek geliyor. Gül’ün bir hayali var ablası gibi öğretmen olmak istiyor.