'Yarbay ve üsteğmenin ateş ettiğini gördüm'

İSTANBUL

Fetullahçı Terör Örgütü‘nün (FETÖ) 15 Temmuz’daki darbe girişiminde, İstanbul’da Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nün (FSM) kapatılması sırasında çıkan olaylarda 3 kişinin şehit edilmesi, 49 kişinin de yaralanmasına ilişkin 15 tutuklu sanığın yargılandığı davanın yedinci duruşmasında 5 tutuklu sanık savunma yaptı.

Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi karşısında yapılan binadaki büyük salonda İstanbul 29. Ağır Ceza Mahkemesi’nce görülen duruşmada savunma yapan tutuklu sanık eski yüzbaşı Bahadır Köse, Kuleli Askeri Lisesi’nde bölük komutanı olduğunu belirtti.

15 Temmuz’da kendilerinden 20.30 civarı eğitim elbiselerin giyinilmesinin istendiğini aktaran Köse, “Eğitim elbisemi giyinip okula geldiğimde, iç bahçede koşuşturma görmedim. Okul komutanının içtimada mühimmat ve silah alınmasını söylediğini öğrendim ve ben de zimmet karşılığı silahımı aldım. Yarbay Adnan Uygun bana terör saldırısı kapsamında Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’ne gideceğimizi söyledi.” şeklinde savunma yaptı.

Bahçede bulunan iki unimoga çok sayıda asker bindirildiğini dile getiren Köse, arkadaki araçta, araç komutanı olduğunu ve öndeki aracın komutanının sanık eski binbaşı Hanifi Ertosun olduğunu kaydetti.

Köprüye vardıklarını tek yönlü olarak yolu kapattıklarını söyleyen Köse, “Yolda bize soran vatandaşlara terör tehdidi nedeniyle yolu kapattığımızı söyledik. 4 tank da köprüye geldi ve onları konumlandırdık. Darbeden haberim yoktu. Vatandaşların ağzından duyunca darbe girişiminde bulunulduğunu öğrendim. Daha sonra karakola gittik ve karakolun içinde gözaltına alındık.” iddiasında bulundu. 

“Yarbay ve üsteğmenin ateş ettiğini gördüm”

Duruşmada savunma yapan astsubay Hilmi Ertuğrul da Maltepe 2. Zırhlı Tugay Komutanlığı’nda tank komutanı olarak görev yaptığını, 15 Temmuz’da akşam saatlerinde 4 tank ile kışladan çıktıklarını anlattı.

Emirleri sanık eski üsteğmen Mustafa Ceyhan’ın verdiğini söyleyen Ertuğrul, “Ben en arkadaki tankın komutanıydım. FSM’ye doğru hareket ediyorduk. Ümraniye’de trafik sıkışıktı ve Mustafa Ceyhan’ın emriyle ters şeride girdik. En öndeki tankın bir araçla çarpıştığını gördük. Üsteğmen Ceyhan devam etmemizi istedi. 00.15 sıralarında FSM’ye vardık ve düzen almamız emredildi.” diye konuştu.

Halkın slogan atarak tankların yanına geldiğini belirten Ertuğrul, sanık eski yarbay Adnan Uygun ve sanık eski üsteğmen Mustafa Ceyhan’ın ateş ettiğini gördüğünü söyledi.

Hakkındaki suçlamaları reddeden Ertuğrul, ateş etmediğini ve vatandaşa karşı tankı kullanmadığını savundu.

Vatandaşlar olduğu için yaralıya yardım etmemiş

Tutuklu sanık eski üsteğmen Mustafa Ceyhan da 4 tank ile birlikten çıktıklarını belirterek, şu şekilde savunma yaptı:

“Trafik sıkışık olduğu için ters şeride geçmeyi emrettim. Karşı şeride geçtikten sonra bir aracın bize doğru geldiğini gördüm. Araç solumuza çarptı ve savruldu. Hava yastıklarının açıldığını ve vatandaşların yardıma geldiğini gördüm. İnsanların yardım edeceğini düşünerek, tank şoföründen yola devam etmesini istedim. 00.15 civarların köprüye vardık, yarbay Adnan Uyguna bir emri olup olmadığını sordum. O da bizim Avrupa istikametine bakar şekilde tankları konumlandırmamızı istedi. Vatandaşların toplanması ve onların söylemesiyle darbe girişimini öğrendim. Terör saldırısı amacıyla köprüye gitmiştim.”

Savunma yapan diğer 2 tutuklu sanık da üzerilerine atılı suçlamaları reddetti.

Duruşma yarına ertelendi. ​

Muhabir: Hüseyin Kulaoğlu-Mustafa Hatipoğlu

'Sohbetlere korktuğum için katıldım'

ANKARA

Fetullahçı Terör Örgütü‘nün (FETÖ) 15 Temmuz’daki darbe girişimi sırasında Kara Havacılık Komutanlığındaki eylemlere ilişkin 152’si asker, 3’ü sivil 155 sanığın yargılanmasına devam edildi.

Ankara 17’nci Ağır Ceza Mahkemesince Sincan Ceza İnfaz Kurumlarındaki salonda görülen duruşmaya, sanıklar, müştekiler ve taraf avukatları katıldı.

Tutuksuz sanık Y.O, olay tarihinde astsubay rütbesinde Kara Havacılık Komutanlığında görev yaptığını, olay günü mazeret izni istemesine rağmen kabul edilmemesi üzerine 15 Temmuz akşamı birliğine katıldığını dile getirdi.

Eski Kara Kuvvetleri Komutanı Salih Zeki Çolak’ın da Kara Havacılık Komutanlığında olduğunu öğrendiğini bildiren sanık Y.O, amiri ile görüşmesinden sonra saat 21.00 sularında kışladan ayrıldığını kaydetti.

İzmir’e doğru yola çıktıktan sonra ağabeyinin aradığını ve askeri hareketlilikten kendisini haberdar ettiğini belirten sanık Y.O, takım komutanı Sinan Arslan ile görüşmesinin ardından İzmir’e gittiğini, birliğinden Ankara’ya çağırılmasından sonra da gözaltına alındığını anlattı.

FETÖ, hain darbe girişimini yaparak devletimize, milletimize büyük zararlar vermiştir. Örgüt hayatımızı mahvetmiştir.” ifadelerini kullanan sanık Y.O, FETÖ üyesi olmadığını savunarak, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Ben bu örgütün üyesi değil, mağduruyum. 2001’de maddi olarak zor durumdaydım. İzmir’de görevli olduğum dönemde Talat Ural, birliğimizde sevilen sayılan birisiydi. Düğünümden önce bana yardımcı olmuştu. 2001 sonunda arkadaşlığımız giderek güçlendi. 2002’nin yaz aylarında beni evine davet etti. Evinde bir sivil vardı, adını Mehmet diye hatırlıyorum. Kendisinin öğretmen olduğunu söyledi. Bana namaz kılıp kılmadığımı sordu. Ramazan ayında kılmaya çalıştığımı söyledim. Kur’an okumayı bilmediğimi söyleyince öğretebileceğini söyledi. Sonraki görüşmelerde bana cemaatten, hizmetten bahsetmeye başladı. Ailemle de görüşerek 2003’ten sonra sohbetlere gitmemeye başladım.”

Sanık Y.O, 2008’de Malatya’ya tayinin çıktığını, 2011’den sonra ankesörlü telefondan aranarak Mehmet’i tanıdığını söyleyen birisinin görüşmek istediğini kendisine ilettiğini belirtti.

Görüşmek istememesine rağmen ısrarlı aramalar sonucu kendisini İbrahim olarak tanıtan örgüt üyesi ile görüştüğünü aktaran Y.O, “Bir sefer evine gittiğimde İsmail Uzun adında fatura gördüm. Kendisini daha sonra Malatya İnönü Üniversitesinde beyaz önlükle gördüm.” diye konuştu.

Daha sonra 2013’te Ankara’ya tayin olduğunu kaydeden Y.O, FETÖ tarafından tekrar arandığını beyan ederek, şunları kaydetti:

“Ailem ve çocuğum hakkında bilgi sahibi olmaları beni korkuttu. Ağustos ayında Etimesgut Belediyesi önünde tekrar görüştük. Bana çocuğumun iyi bir eğitim alabileceğini, benim gibi bazı askerlerle de görüştüklerini söylediler. Ben de çocuğumu başka bir okula yazdırdığımı söyleyerek ‘Beni bir daha aramayın’ dedim. Daha sonra Recep Hizarcı yanıma gelerek durumumu bildiğini söyledi. ‘Neden bizden uzaklaşıyorsun? Biz dinimizi yaşamaya çalışıyoruz’ dedi. Mustafa Selen’in evine gittik. Ayda bir sohbet gerçekleştiriliyordu. 2015’te annemi kaybettim. Beni arayarak başsağlığı dilediler. 2015 Temmuz ayında babamı kaybettim. Yine arayıp başsağlığı dilediler. Nereden bildiklerini bilmiyorum.”

Son buluşma

Örgüt sohbetlerine istekli olmamasına rağmen katıldığını ifade eden ve bir daha görüşmemek üzere son kez buluşmaya gittiğini aktaran Y.O, “Recep Hizarcı son kez gidelim dedi. Mayıs ayının ilk günlerinde Bilgin Kuğu beni aradı ve ‘Buluşalım, bu son buluşma olsun’ dedi. Burada Mustafa Selen’e ve diğerlerine soğuk davrandım. Korktuğumu, huzursuz olduğumu söyleyerek ayrıldım. Bu son görüşmemiz oldu. Bu yapı ile görüşmem bu şekilde oldu. Görüşme yaptığım dönemde dahi örgüt elebaşına sempati duymadım. Aralıklarla katıldığım sohbetlere de korktuğum için katıldım. Çünkü benimle ilgili özel bilgileri biliyorlardı. İyi arkadaşlık içinde başladığım temas içinden çıkılmaz bir hal aldı. Korkum, mesleğim ve ailem oldu. Amirlerime anlatmak istedim ama korktum.” ifadelerini kullandı.

“Türk Silahlı Kuvvetlerinden başka hiçbir yapıya aidiyet duygusu taşımadım.” sözlerini kullanan Y.O, darbe girişiminden haberdar olmadığını ifade ederek beraat talebinde bulundu.

Savunma yapan eski yüzbaşı Zafer Dolu da suçlamaları kabul etmeyerek tahliye ve beraatini istedi.

Muhabir: İsmet Karakaş,Zafer Fatih Beyaz

'Demirhan beni 2 kez FETÖ elebaşı ile görüştürdü'

MERSİN

FETÖ elebaşı Fetullah Gülen‘in bir numaralı sanık olduğu, aralarında darbe girişimi gecesi kendisini “sıkıyönetim komutanı” ilan eden eski Deniz Kuvvetleri Akdeniz Bölge Komutanı Tuğamiral Nejat Atilla Demirhan ve eski 3. Sınıf Emniyet Müdürü Hasan Basri Dağdelen’in de bulunduğu, çoğunluğu rütbeli askerlerden oluşan 2’si firari 21’i tutuklu 32 sanığın yargılandığı davanın 3. celsesi, Mersin 7. Ağır Ceza Mahkemesi’nde başladı.

Duruşmaya, sanıklar, avukatları ve sanık yakınları katılırken, bir sanık bulunduğu ceza infaz kurumundan Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla duruşmaya bağlandı.

Önceki oturumlarda sanıkların tamamına yakınının savunmalarını alan ve bazı tanıkları dinleyen mahkeme heyeti, bu oturumda da tanıkları dinlemeye devam etti.

Tanıklardan emekli deniz subayı B.K, Demirhan ile akademide aynı dönem okuduklarını belirterek, 1991-1992 yıllarında yüksek lisans eğitimi için Deniz Kuvvetleri Komutanlığı tarafından Amerika Birleşik Devletleri’ne (ABD) gönderildiklerini anlattı.

Eğitim sırasında gittikleri bir villadan bahseden tanık, şöyle konuştu:

“ABD’deyken bir hafta sonu Demirhan, Türkiye’den bir eğitim heyetinin geldiğini ve beraber gitmemizi söyledi. Ben, Demirhan ve Cengiz Ekin, heyetin bulunduğu söylenen San Jose bölgesinde tek katlı bir villaya gittik. Villanın önü ayakkabı doluydu, herhalde bir 100 ayakkabı vardı. İçeriye girdiğimizde yerde oturan genç bir güruh vardı. Karşılarında da sonradan Fetullah Gülen olduğunu öğrendiğim kişi kanepede oturuyordu. Yanında da o imamları gibi giyinen kişiler vardı. Beni yanına oturttular. Olayı fark edince ‘Siz hangi eğitim grubusunuz, hangi bakanlıktan geliyorsunuz’ şeklinde çıkışlarım oldu. Bunun üzerine Demirhan yanıma gelerek, ‘Yanlış gruba gelmişiz, gidelim’ dedi. Oradan ayrıldık ama onlar zaten Gülen’i öpmüşlerdi.”

İkinci görüşme İstanbul’da

B.K, sonrasında FETÖ tarafından kendisine şiir kitabının gönderildiğini belirterek, kitabın ön sözünde Gülen için “Işığın komutanı” ifadesinin yer aldığını, Gülen’in kendisini beğendiğini ve irtibat kurmak istediğinin iletildiğini belirtti.

Demirhan ve Ekin’e yaptıkları işin “Boş işler” olduğunu söyleyerek, uyarılarda bulunduğunu savunan B.K, şunları söyledi:

“Akademi son sınıftayken, herhalde 1996-1998 yıllarıydı. Demirhan yine bir ziyaretten bahsetti. Meraktan gittim. İstanbul Altunizade’de dershane gibi bir yerin arka kapısından son kata çıktık. Gülen yine oradaydı, tanıştırdılar. Oradan ayrılınca 6 kişinin ismini Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na bildirdim. Bu rapordan sonra hakkımda değişik iddialar, raporlar, CD’ler ortaya attılar. Komutanlık yapıyordum, bu soruşturmalar nedeniyle görevden aldılar. Sonrasında yine görevime döndüm ancak 2 yıl sonra meslekten kendi isteğimle ayrıldım. Zamanında benim raporuma yönelik gerekli işlem yapılsaydı belki 15 Temmuz yaşanmazdı. O dönem bu şikayetleri işleme koymayan komutanlar daha sonra yargılandı.” diye konuştu.

Tanığın ifadeleri üzerine söz alan Demirhan, iddiaların gerçeği yansıtmadığını savunarak, kendisinin akademide sınıf birincisi olmasından dolayı tanığın husumet beslediğini ileri sürdü.

Demirhan’ın, B.K’dan iddialarını kanıtlamasını istemesi üzerine araya giren mahkeme başkanı, ikili tartışmalara girilmemesi uyarısında bulundu.

“Kendini ‘sıkıyönetim komutanı’ ilan etti”

15 Temmuz’da Mersin’de görevli bazı asker ve polislerden oluşan diğer tanıklar da Demirhan’ın darbe girişimi gecesinde kendisini “Sıkıyönetim komutanı” ilan ederek, emirler verdiğini ileri sürdü.

Bir tanık, Demirhan’ın birliğe kimsenin alınmamasını emrettiğini, giren polis de olsa ateş açılmasını istediğini iddia etti.

Etkin pişmanlıktan yararlanan bazı tanıkların da sanıklar hakkındaki ifadelerini dinleyen heyet, oturuma yarın devam edilmesine karar verdi.

Muhabir: Sezgin Pancar

FETÖ sanığından 'Liste halı saha maçı kadrosu olabilir' savunması

ANKARA

Fetullahçı Terör Örgütü‘nün (FETÖ) darbe girişimi sırasında Jandarma Genel Komutanlığının Beştepe Karargahı’ndaki eylemlerle ilgili 244 kişinin yargılandığı davanın duruşmasına devam edildi.

Ankara 23. Ağır Ceza Mahkemesince Sincan Ceza İnfaz Kurumları Kampüsü’nde yapılan duruşmada sanıklar, avukatları ve müşteki avukatları hazır bulundu.

Duruşmanın öğleden sonraki bölümü, olay tarihinde Jandarma İstihbarat Başkanlığında görevli eski binbaşı Özkan Öztürk’ün savunmasıyla başladı.

İzinde bulunduğu sırada komutanlarının helikopter kazasıyla ilgili bir emri üzerine komutanlığa geldiğini, ilk başta nizamiyeden içeri alınmadığını, amiri tarafından çağrıldığını söyleyince personelin kendisini içeri aldığını öne sürdü.

İçeride olağan dışı bir kalabalıkla karşılaştığını, kışlada bulunan kişilerden çoğunu ilk kez gördüğünü belirten Öztürk, bu sırada silah sesleri duyulduğunu, ne olduğunu anlamak için iç bahçeye çıktığını, burada 6-7 kişilik bir grup gördüğünü söyledi.

Bu kişilere ne olduğunu sorduğunu, ancak bir cevap alamadığını savunan Öztürk, bunun üzerine dış bahçeye çıktığını, burada belli aralıklarla dizilmiş personeli gördüğünü, ne olduğunu sormak için onlara yaklaştığı sırada yoğun bir ateş açıldığını ve boynundan yaralandığını anlattı.

“Karanlık bir odada bekledim”

Sanık Öztürk, “Kendimi en yakın binanın içine attım. Yaralandığımı söyleyerek etrafımdakilerden yardım istedim. Beni alıp 2-3 kat yukarı çıkardılar. Karanlık küçük bir odada bekledim. Ambulansla kışladan çıktım. Hastaneye götürüldüm. Yanımda olmasına rağmen beylik tabancamı asla kullanmadım. O gece kamuflajlı olduğum ve beylik tabancamın yanımda bulunduğu hiçbir yerde belgeli değil. Bunu aleyhimde olmasına rağmen ben itiraf ediyorum. Çünkü suçsuzum.” dedi.

ByLock kullandığı iddiasını reddeden Öztürk, “Bu programı ne kullandım ne de indirdim. Kendimden eminim. Benle ilgili bu tespitte bir hata olduğunu düşünüyorum.” diye konuştu.

“Liste her şey olabilir” savunması

Polise ateş edilmesi yönünde kesinlikle bir talimat vermediğini savunan Öztürk, odasında yapılan aramada ele geçen bir karta yazılı 5 kişilik isim listesine ilişkin, “O her şey olabilir. Normaldir. Mutlaka makul bir açıklaması vardır. Nöbet olabilir, birilerine bir görev vermiş olabiliriz. Halı saha maçı kadrosu da olabilir.” dedi.

“Bayrak’ın odasına sığındım”

Sanıklardan Serkan Polat ise savunmasında, suç tarihinde Ankara İl Jandarma Komutanlığında teğmen rütbesiyle organize suçlar kısım amiri olarak görev yaptığını söyledi.

Üzerine atılı anayasal düzeni değiştirme suçunu kabul etmeyen Polat, 15 Temmuz’da normal mesaisine geldiğini, saat 13.30 sularında ataması yapılan personel için Sincan İlçe Jandarma Komutanlığında düzenlenen yemeğe katıldığını, yemekten sonra İl Jandarma İstihbarat Şube Müdürü eski binbaşı Erdal Karlıdağ’ın kendisini arayarak bir operasyona yönelik keşif yapılacağından bahsettiğini, bunun üzerine 18.40 sularında İl Jandarma Komutanlığına geldiklerini söyledi.

Operasyonun saat 22.30’da düzenleneceği belirtilerek saat 22.00 sularında Gimat’ta bir yere çağrıldığını anlatan Polat, üstlerine bu konuda bilgi verip onay aldıktan sonra İl Jandarma Komutanlığından ayrıldığını anlattı.

Erdal Karlıdağ’ın kendisini arayarak Beştepe’deki Jandarma Genel Komutanlığına çağırdığını, 3 personelle birlikte karargaha geçtiğini belirten Polat, Karlıdağ’ın kendilerine terör saldırısından bahsettiğini ve takviye amaçlı çağrıldıklarını söylediğini öne sürdü.

Karlıdağ’ın emriyle “terör saldırısına karşı kullanmak maksadıyla” silah aldığını ve harekat merkezine geçtiğini iddia eden Serkan Polat, harekat merkezinde kimseyi bulamadığını, bu sırada önceden tanıdığı Yüzbaşı Mehmet Emin Bayrak’ı gördüğünü ve hiçbir olaya karışmamak için Bayrak’ın odasına sığındığını söyledi.

İlerleyen saatlerde İl Jandarma Komutanlığına geçmek istediğini ancak keskin nişancı atışı nedeniyle karargahtan çıkamadığını savunan Polat, tekrar Bayrak’ın odasına çıkıp orada beklediğini, bu sırada darbe girişimini televizyondan öğrendiğini öne sürdü.

Sabaha karşı binanın boşaltılması talimatı geldiğini, karışıklıktan istifade ederek karargahtan çıktığını ve İl Jandarma Komutanlığına geçtiğini iddia eden Polat, daha sonra polis tarafından gözaltına alındığını aktardı.

Polat, ByLock kullandığı suçlamasını kabul etmedi. Darbe faaliyetine katılmadığını ve suçsuz olduğunu anlatan Polat, tahliye ve beraat istedi.

Polat’ın savunmasının ardından duruşmaya yarın devam edilmek üzere ara verildi.

Muhabir: Serdar Açıl

'Teğmenlerin atışı olduğu bahanesiyle mühimmat hazırlatmış'

MALATYA

Malatya‘da, Fetullahçı Terör Örgütü‘nün (FETÖ) darbe girişimine ilişkin, dönemin 2. Ordu Komutanı Adem Huduti’nin de aralarında yer aldığı 27’si tutuklu 76 kişinin yargılanmasına devam edildi.

Malatya 1. Ağır Ceza Mahkemesince, Yakınca Spor Salonu’nda görülen davanın sekizinci duruşmasında Malatya 2. Kara Havacılık Komutanlığında görevli astsubay Çağlar Çankaya, tanık olarak dinlendi.

Çankaya, 15 Temmuz’dan 2 gün önce neler yaşadığını şöyle anlattı:

“13 Temmuz’da Kara Havacılık Alay Komutanı Albay Mustafa Özkan beni odasına çağırarak teğmenlerin atışı olduğunu, bin 500 mühimmat (top mermisi) hazırlamamı, emrin Ankara’dan yazılacağını söyledi. 1 yıldır Malatya’da görev yapıyordum. İlk defa benden böyle bir şey istenmişti. Ben de odasından çıktıktan sonra Ankara’da Kara Havacılık Komutanlığında görevli mühimmatçı bir tanıdığım vardı, aradım ve durumu anlattım, kendisi bilgisi olmadığını söyledi. Daha sonra yine Ankara’da bulunan devre arkadaşımı arayarak ‘Böyle bir durum var. Bizde mühimmat az, sizde varsa verin’ dedim.”

Bu sırada araya giren mahkeme başkanı İzzettin Duman’ın “Hiç bu durumdan şüphelenmedin mi?” sorusuna Çankaya, “Şüphelenmedim, amacım elimizdeki mühimmatın azalmaması içindi.” yanıtını verdi.

Çankaya, bir süre sonra tekrar Malatya 2. Kara Havacılık Alay Komutanı Albay Mustafa Özkan’n yanına gittiğini anlatarak, “Albay Mustafa Özkan’a ‘Komutanım emir verdiniz ancak ben Ankara’dan mühimmat ayarladım, oradan alabilirsiniz’ dedim. Bana ‘Hayır, mühimmatlar buradan gidecek, yükleyin.’ dedi. Emri aldıktan sonra aşağıya indim ve mühimmatları alıp helikoptere yükledik. Görevli arkadaşa da mühimmatları Ankara’da Kara Havacılık Alayı Taarruz Tabur Komutanı Yarbay Özcan Karacan’a vermesini istedim.” diye konuştu.

Mahkeme başkanı Duman’ın “Darbe girişimi olunca mühimmatlar aklına geldi mi?” sorusuna tanık Çankaya, “Her ne kadar emir kulu olsak da bir şey olduğu zaman vicdan azabı çekiyor insan. Sonradan öğrendim, benden istenen bin 500 mühimmattan (top mermisi) 900’ü darbe girişimi sırasında kullanılmış.” yanıtını verdi.

Muhabir: Volkan Kaşik,Emrah Gökmen

Helikopterlerin mühimmatlarını bir gün önceden taşımışlar

MALATYA 

Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) 15 Temmuz 2016’daki darbe girişimine ilişkin, dönemin 2. Ordu Komutanı Adem Huduti’nin de aralarında yer aldığı 27’si tutuklu 76 sanığın yargılanmasına devam edildi.

Malatya 1. Ağır Ceza Mahkemesince, Yakınca Spor Salonu’nda görülen davanın sekizinci duruşmasında, Malatya Kara Havacılık Alay Komutanlığında görevli Kıdemli Başçavuş Emin Serdar Ünal, tanık olarak dinlendi.

Ünal, darbe girişiminin yaşandığı gün nöbetçi olduğunu, o gün 2 ATAK helikopterinin akşam saatlerinde alaydan kalktığını söyledi.

Dönemin tabur komutanı kara pilot yarbay Hakan Erol’un ‘2 ATAK helikopterinin kalkış yapacağını’ kendilerine söylediğini aktaran Ünal, “Ankara’daki Kara Havacılık Komutanlığından ‘2 ATAK helikopteri hazır edilecek’ diye emir gelmiş. ‘Mezun olan öğrencilerin eğitimlerinde kullanılacağı’ şeklinde yazı yazılmış. Helikopterlerden biri bakımdaydı, o helikopterin bakımını hızlandırmışlar. Televizyonlarda helikopterleri izleyince durumu anladık.” diye konuştu.

Tanık olarak dinlenen Kara Havacılık Alay Komutanlığında görevli Taarruz Helikopter Bakım Onarım Bölük Komutanı Binbaşı Engin Kilercioğlu ise darbe girişiminden önce “ATAK helikopterlerinin Ankara’da kurs düzenleneceği için oraya gideceğinin” konuşulduğunu anlattı.

Helikopterlerin “15 Temmuz öncesi Ankara’da olması gerektiğinin” konuşulduğunu anlatan Kilercioğlu, Kara Havacılık Komutanlığınca hazırlanan emre istinaden helikopterlerin Ankara’ya gittiğini kaydetti.

Kilercioğlu, ATAK helikopterlerinin eğitime normalde boş gitmesi gerektiğini aktararak, “Helikopterler mühimmat alarak gitmediler. Mühimmatlar bir gün önce gitmiş.” dedi.

Mahkeme Başkanı İzzettin Duman’ın “Israrlı bir şekilde helikopterlerin Ankara’ya gitmesi için çaba sarf eden biri var mıydı” diye sorması üzerine Kilercioğlu, şunları kaydetti:

“Eski kara pilot yarbay Hakan Erol, alaydaki devir teslim töreninden sonra beni arayıp, ‘Helikopterlerin Ankara’ya gideceğini, konu hakkında bilgim olup olmadığını’ sordu. Normalde benim bilgimin olması lazım. ATAK’larla ilgili mutlaka benim fikrim alınır ancak bilgim yoktu. Bir süre sonra Hakan Erol beni tekrar aradı ve ‘ATAK’ların Ankara’ya gideceğini’ söyledi. Kursla ilgili olup olmadığını sordum, ‘Hayır, bugün gidecek’ dedi. Öğle yemeği sırasında ise ‘Kara Havacılık Kurmay Başkanı Mehmet Şahin’in emri olduğu, ATAK’larla ilgili yazı geleceği’ söylendi. Ankara’da Bakım Onarım Tabur Komutanı telefonla beni aradı ve ‘ATAK’ların bugün Ankara’ya geleceğini’ söyledi. Ne acelesi olduğunu sordum, sabah ayarlarım dedim, ‘Bugün gelecek’ dedi.”

Sanık ve müdahil avukatlarının sorularını da yanıtlayan Kilercioğlu, “Alay komutanımız Albay Hakan Keleş, İnsanlı Keşif Uçağı (İKU) pilotunu çağırarak, ‘Hangi rütbeli ararsa arasın, kesinlikle benim bilgim olmadan İKU kalkış yapmayacak’ şeklinde emir verdi.” ifadelerini kullandı.

Tanıkların dinlenmesinin ardından duruşmaya ara verildi.

Duruşmayı, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ravza Kavakcı Kan ve Öznur Çalık ile AK Parti Malatya Milletvekili Mustafa Şahin, Malatya Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Çakır, Yeşilyurt Belediye Başkanı Hacı Uğur Polat, AK Parti Malatya İl Başkanı Hakan Kahtalı, partililer ve çok sayıda vatandaş izledi.

Türkiye'den Yunanistan'a 'sığınma' tepkisi

ANKARA

Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, Yunanistan‘ın FETÖ‘nün darbe girişimine katılan ve Yunanistan’a kaçarak siyasi sığınma talebinde bulunan 8 darbeciden birine sığınma hakkı verdiği belirtilerek, “Yunanistan, bu kararı ile darbecileri koruyan ve onlara kucak açan bir ülke olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur.” ifadesi kullanıldı.

Yunanistan darbeci askerlerden birinin sığınma talebini kabul etti

Türkiye’de demokratik düzeni hedef alan, güvenlik güçleri ve sivillerden yüzlerce Türk vatandaşını şehit eden suçluların Türkiye’de adalet önünde hesap vermesinin Yunanistan tarafından yeniden engellendiğinin altı çizilen açıklamada, şunlar kaydedildi:

“Yunanistan, terör ve suçla mücadele konusunda bir müttefik ülkeden beklediğimiz destek ve iş birliğini göstermemiştir. Siyasi saiklerle alındığını düşündüğümüz bu kararın Yunanistan’la ikili ilişkilerimiz ve bölgesel konulardaki ortak çalışmalarımız üzerinde kuşkusuz etkileri olacaktır.”

Muhabir: Uğur Çil

Sözde 'sıkıyönetim komutanı' Arı'ya müebbet hapis

EDİRNE

Edirne’de Fetullahçı Terör Örgütü‘nün (FETÖ) darbe girişiminde sözde “sıkıyönetim komutanı” olarak listede adı bulunan dönemin 54. Mekanize Piyade Tugay Komutanı Tuğgeneral Hidayet Arı’nın da aralarında olduğu eski 3 rütbeli sanığa müebbet hapis cezası verildi.

Edirne 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın karar duruşmasına, tutuklu sanıklar eski tuğgeneral Arı, Bülent Yılancı, Ali Soylu, Ramazan Altun, Ekrem Tekinaslan, Kağan Kaya ve İsmet Sezgin ile tutuksuz sanıklar ve avukatları hazır bulundu.

Karardan önce sanıklara son sözleri soruldu. Sanık Arı, “Kanunsuz emir almadım ve vermedim, Suç işlemedim. Vicdanınızın sesini dinleyerek cesur bir karar verin lütfen.” dedi.

Tekinaslan ise darbenin hiçbir şekilde parçası olmadığını ileri sürerek “Sadece mahkemenize hesap veriyorum, vicdanıma hesap vermiyorum. Adaletinizle bin yaşayın.” diye konuştu.

Diğer sanıklar da haklarındaki suçlamaları kabul etmeyerek, tahliye ve beraat talebinde bulundu.

Mahkeme heyeti, sanıklardan Tuğgeneral Arı, Ramazan Altun ve Ekrem Tekinaslan’a “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ni ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme” suçundan müebbet hapis cezası verdi.

Heyet ayrıca, İsmet Sezgin’e 7 yıl 6 ay, Sinan Çamur’a 6 yıl 3 ay, Bülent Yılancı, Kaan Kaya ve Ali Soylu’ya 1 yıl 6 ay, Furkan Avcı ve Oğuzhan Çevik’e 1 yıl 9 ay hapis cezası verilmesine hükmetti. Avcı ve Çevik’in etkin pişmanlıktan yararlandıkları için hüküm geriye bırakıldı.

Tutuksuz yargılanan sanıklar Ali Koç, Ayhan Atasoy, Ercan Çıkar, Harun Kiraz, İlhan Pekçur, Mehmet Sağlık, Mustafa Gençay, Oğuz Özcan, Özhan Yurduğüzel, Şeref Karataş, Tahsin Arda Karabiber ve Zafer Dağdeviren üzerine atılı suçları işlediklerine dair suç suç varlığını ortaya koyacak herhangi bir kasıtlarının varlığının saptanamadığından beraat etmelerine karar verildi.

Mahkeme Başkanı, Arı, Tekinaslan, Altun ve Sezgin’in, verilen ceza süreleri dikkate alınarak tutukluluk hallerinin devamına hükmetti.

Muhabir: Hakan Mehmet Şahin

Binbaşı 'Hedef gözetmeksizin ateş edin' emri vermiş

ANKARA

Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) 15 Temmuz darbe girişimi sırasında Etimesgut Zırhlı Birlikler Okul ve Eğitim Tümen Komutanlığındaki eylemlere ilişkin 52 sanığın yargılandığı davaya müşteki beyanlarıyla devam edildi. 

Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesince, Sincan Cezaevi Kampüsü’nde görülen duruşmanın öğleden sonraki bölümü, müşteki astsubay Bayram Uyumaz’ın beyanının alınmasıyla başladı.

Evinde bulunduğu sırada kendisini arayan bir arkadaşının birliğe gelmesini istediğini, bunun üzerine karargaha geldiğini belirten Uyumaz, daha sonra görev yerine geçtiğini söyledi.

Odasındaki televizyondan darbe girişimine ilişkin haberleri izlediğini aktaran Uyumaz, arkadaşlarıyla bu duruma tepki göstererek cuntaya karşı çıkmak için karar aldıklarını savundu.

“Gerekirse ateş ede ede çıkacaklar”

Nizamiye bölgesine geldiğinde darbeci askerlerden birinin tanklara, “Vatan elden gidiyor, ne diye duruyorsunuz, gerekirse ateş ede ede çıkacaklar.” şeklinde emir verdiğini aktaran Uyumaz, ancak bu emri verenin kim olduğunu seçemediğini ifade etti. 

Darbe karşıtı askerlerin tankların çıkışını engellediğini anlatan Uyumaz, sanıklardan şikayetçi olduğunu sözlerine ekledi.

“Binbaşı ateş emri verdi”

Olay tarihinde 2 No’lu nizamiyede görevli olduğunu belirten müşteki uzman çavuş Recep Tuncer de karargahta bulunduğu sırada İstanbul’daki köprülerin askerler tarafından kapatıldığına ilişkin haberleri gördüğünü söyledi.

Bu sırada dönemin tümen komutanı tümgeneral Erdoğan Akyol’un karargahtan ayrıldığı haberinin geldiğini belirten Tuncer, daha sonra karargaha dışardan personelin gelmeye başladığını aktardı.

Görev yeri 2 No’lu nizamiyeyi arayan sanık eski binbaşı Semin İlhan‘ın buradaki mühimmat ve silahlar hakkında bilgi istediğini belirten Tuncer, “Bizdeki silah ve mühimmatlar hakkında bilgi verdik. Daha sonra binbaşı Semih İlhan telefonda, ‘Birazdan oraya (nizamiyeye) polis ekibi ve sivil vatandaşlar gelebilir. Eğer gelirseler hedef gözetmeksizin onlara ateş edin yavrum’ dedi. ‘Komutanım neden halka ateş edeceğiz, neler oluyor ki’ diye sorduğumuzda, ‘Soru sormayın, dediğimi yapın’ diyordu.” iddiasında bulundu.

Nizamiyeden 2 tankın çıktığını, zırhlı araçların nereye gideceklerini sorduklarında sanık İlhan’ın bilgisinin olduğunu söylediklerini bildiren Tuncer, bunun üzerine aradıkları İlhan’ın da tanklardan haberdar olduğunu, bunları bir an önce çıkmasını istediğini bildirdi.

İlhan’ın emri üzerine tankların çıkışına izin verildiğini ifade eden Tuncer, zırhlı araçların nereye ve hangi amaçla gittikleri konusunda bilgisinin olmadığını savundu.

Nizamiyede birlikte görev yaptığı astsubay Cemil Karakaya’ya bir askerin “Komutanım darbe bildirisi okundu.” dediğini aktaran Tuncer, bu vesileyle darbe girişimi olduğunu anladıklarını kaydetti.

“Tankın üstünde yaralı vatandaş vardı”

Çıkışlarından yaklaşık 40 dakika sonra iki tankın birliğe döndüğünü, bunlardan birinin üzerinde yaralı bir sivil olduğunu belirten Tuncer, söz konusu şahsın ambulansla hastaneye götürüldüğünü iddia etti.

Tuncer, şöyle devam etti:

“Semih İlhan aramaya devam ediyordu. Tankların neden çıkmadığını soruyordu. Cemil Karakaya tankların çıkmayacağını, aksi halde kan gövdeyi götüreceğini anlatıyordu. Bunun üzerine Semih İlhan, kuvvetin emri olduğunu söyleyerek ‘Gerekirse halkın üzerine ateş ederek tanklar çıkacak, polis gelirse onlara da ateş edeceksiniz’ dedi. Bu emre karşı çıkması üzerine İlhan, Cemil Karakaya’ya ‘Eğer emri uygulamazsanız vatan hainliğiyle yargılanırsınız’ dedi.”

Bu görüşmeden sonra sanık eski tuğgeneral Ahmet Bican Kırker’in de nizamiyeyi arayarak tankların çıkıp çıkmadığını sorduğunu belirten Tuncer, “hayır” cevabı verilince Kırker’in nizamiyeye geleceğini söylediğini bildirdi.

Nizamiyeye gelen Kırker’in Suvay ile tartışmaya başladığı sırada teğmenlerin Suvay’ı derdest etmeye çalıştıklarını belirten Tuncer, darbe karşıtı askerlerin buna karşı çıktığını ifade etti.

Çelişkili ifadeler

Çapraz sorgu sırasında Tuncer’in önceki ifadeleri okundu.

Mahkeme Başkanı Murat İlhan’ın, hazırlık aşamasındaki ifadelerinde ciddi çelişkiler olduğuna dikkat çekmesi üzerine Tuncer, ilk ifadesindeki birçok detayı hatırlayamadığını iddia etti.

Tuncer, Mahkeme Başkanı İlhan’ın bazı sorularına ise “Hatırlayamıyorum” demekle yetindi.

Soru üzerine gece boyunca nizamiyede olmasına rağmen dönemin tümen komutanı emekli tümgeneral Erdoğan Akyol’un alıkonularak Akıncı Üssü’ne götürülmesine şahit olmadığını savundu.

Duruşmaya yarın devam edilecek.

Muhabir: Tanju Özkaya

'Tanklar halka ateş ede ede çıkacak'

ANKARA 

Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) 15 Temmuz darbe girişimi sırasında Etimesgut Zırhlı Birlikler Okul ve Eğitim Tümen Komutanlığındaki eylemlere ilişkin 52 sanığın yargılandığı davaya müşteki beyanlarıyla devam edildi.

Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesince, Sincan Cezaevi Kampüsü’nde görülen duruşmada, müşteki olarak dinlenen zırhlı araç sürücüsü Uzman Çavuş Kemal Zafer, darbecilerin, “Gerekirse tanklar halka ateş ede ede çıkacak” şeklinde emir verdiğini öne sürdü.

Evinde bulunduğu sırada karargaha gelmesi için emir aldığını belirten Zafer, karargaha geldiğinde görev yeri nizamiye güvenlik odasına geçtiğini ifade etti. Kısa süre sonra tam teçhizatlı bir gurup teğmenin güvenlik odasına gelerek nöbetçi Uzman Çavuş Hüseyin Mendi’den mühimmat istediklerini anlatan Zafer, Mendi’nin komutanın izni olmadan depodan çıkış yapamayacağını bildirdiğini aktardı.

Bunun üzerine söz konusu teğmenlerin Mendi’ye silah çekerek mühimmat vermesi için baskı yaptıklarını iddia eden Zafer, “Hüseyin Mendi direnince belindeki silahı aldılar. Beni de iki teğmen baskı altında tuttu. Mühimmat çıkışı yapılması halinde kayıt yaptırmamız gerektiğini söyleyince kayıt defterini attılar.” dedi.

Bu durumu ilettiği Astsubay Ali Berçin’in de Tabur Komutanı Yarbay Erdal Yetim’e gelişmeler hakkında bilgi verdiğini anlatan Zafer, daha sonra Berçin ile güvenlik odasına gittiklerinde teğmenlerin mühimmatları alarak buradan çıktıklarını gördüğünü söyledi.

Daha sonra Berçin’in emriyle yanına gittiği Astsubay Hulusi Yıldız’ın da dışarıdan karargaha gelen personeli garajlar bölgesinde topladığını anlatan Zafer, “Hulusi başçavuş bize, değişik bir durum olduğunu, alarm verildiğini, tanklarla cephaneliğe gidip mühimmat alıp nizamiyeye gideceğimizi söyledi. Bu esnada tanklara teğmenlerin binmeyeceğini de ekledi.” dedi.

Cephanelikte tanklara mühimmat yükledikleri sırada tanımadığı bir teğmenin zırhlı araçların Genelkurmay Başkanlığı karargahına gideceğini belirttiğini bildiren Zafer, söz konusu teğmene böyle bir emir almadığını, bu konuyu tabur komutanıyla görüşmesi gerektiğini söylediğini ileri sürdü.

Mühimmat yükleme işleminin ardından 4 tankla nizamiyeye geldiklerini anlatan Zafer, en öndeki tankın durması nedeniyle kendilerinin de kontak kapattıklarını söyledi.

“Katliam” emri vermiş

Nizamiye bölgesine geldiklerinde ismini sonradan İsa Sancaklı olduğunu öğrendiği sanık albayın kendilerine “Tanklar ateş ede ede çıkacak” şeklinde emir verdiğini iddia eden Zafer, askerlerin katliam emrine uymadıklarını söyledi.

Bunun üzerine sanık eski Yarbay Fatih Çubukçu’nun da “Tanklar ateş ederek çıkacak, eğer halk dağılmasa tanklardaki A4’lerle ateş edilecek.” dediğini ileri süren Zafer, şöyle devam etti:

“Bunun üzerine Hulusi başçavuş, Çubukçu’ya silahını çekti. Yüzbaşı Levent Doğan ikisini ayırdıktan sonra tankların hiçbir şekilde çıkmayacağını söyledi. Çubukçu, bizden biraz uzakta bekleyen tam teçhizatlı teğmenlere etrafımızı sarmaları için emir verdi. Bu sırada Üsteğmen Koray Korkmaz harekete geçti ve teğmenlerle aramıza girdi. Hulusi başçavuş nizamiyeden uzaklaşmamızı istediği için eğitim destek bölüğüne geçtim.”

Yaşadıklarından dolayı ağır sağlık problemlerinin ortaya çıktığını söyleyen Zafer, sanıklardan şikayetçi oldu.

“Arkadaşlar bir kalkışma var”

Müşteki Astsubay Hüseyin Budak da karargahta olağan dışı gelişmeler olması üzerine Bölük Komutanı Yüzbaşı Fırat Yılmaz’ın kendilerine, “Arkadaşlar bir kalkışmadan bahsediyorlar, bizler bu işin içinde olmayacağız.” diyerek, kendisinin dışında kimseden emir almamaları konusunda uyarıda bulunduğunu ifade etti.

Yılmaz’ın açıklamalarından sonra mühimmat yüklü tankları garajlar bölgesine götürerek, muhafaza etmek için karar aldıklarını anlatan Budak, yol aldıktan kısa süre sonra sanık Binbaşı Özkan Gürkol’un kendilerini durduğunu kaydetti.

Gürkol’un nereye gideceklerini sorduğunda Yılmaz’ın, Yarbay Erdal Yetim’in emrettiği yere gideceklerini söylemesi üzerine, sanık binbaşının silahına davrandığını belirten Budak, “Gürkol, Erdal Yetim’in ismini duyunca birden gerildi ve tabancasını çekerek, namluya mermi sürdü, Fırat Yılmaz’a ateş etti. Biz zırhlı aracın üzerindeydik, Fırat Yılmaz aracın içine yattı ve vurulmaktan son anda kurtuldu. Eğer hamle yapmasaydı, Fırat yüzbaşı vurulacaktı.” diye konuştu.

Gürkol’un bu şekilde ateş etmesi üzerine tankla olay yerinden uzaklaştıklarını anlatan Budak, arkalarından da ateş edilmeye devam edildiğini aktardı.

Duruşmaya yarın devam edilecek.

Muhabir: Tanju Özkaya, Cemil Murat Budak

1 2 3 4 5